EMRE ALTUĞ, HAYAT MÜZİK'TE 

AHMET ERTEN'İN SORULARINI YANITLADI! I VOLTAGE FESTİVALİ 29 HAZİRAN'DA GERÇEKLEŞİYOR! MÜSLÜM GÜRSES'İN ''VEDA''SI RAFTA!

22 Mart 2018 Perşembe

YAVUZ HAKAN TOK, YENİ TEKLİLERİ DEĞERLENDİRDİ!



DENİZ TUZCUOĞLU – “KADINIM”

‘70’lerde yabancı şarkılara Türkçe söz yazılarak oluşturulmuş parçalar anlamsız bir şekilde “aranjman” diye adlandırıldı ve o tabir bugüne kadar geldi. Türk bestecilerin yeni yeni eserler üretmeye koyulduğu o yıllarda yabancı şarkıları Türkçeye adapte etmek kolaycı bir yoldu belki ama aslında bir o kadar da zordu. Neyse ki muazzam söz yazarlarımız, aranjörlerimiz, şarkıcılarımız vardı. Yeri geldi o “aranjman” diye küçümsediğimiz kimi şarkılar orijinallerinden daha güzel, daha anlamlı ve daha kalıcı oldu. “Kadınım” da bunlardan biriydi.
1973’de Serge Reggiani tarafından seslendirilen, Fransızca sözleri Jean-Loup Dabadie, bestesi Alain Yves Reginald’e ait olan “T'as L'air D'une Chanson”, 1974 yılında Mehmet Teoman’ın yazdığı Türkçe sözlerle Tanju Okan tarafından seslendirildi ve Türk popunun klasiklerinden biri olacak “Kadınım” böyle doğdu. Evet, şarkının Fransızca hali de etkileyici idi ama Türkçe versiyonu kadar değil. Evet, şarkının orijinalinde de Serge Reggiani “Me femme (kadınım)” diyordu ama Tanju Okan gibi değil.
O zamandan bu zamana şarkıyı Teoman, Levent Yüksel, Yaşar ve Mehmet Erdem gibi dört karakteristik ve ne Tanju Okan’a ne de birbirlerine benzeyen ses yeniden seslendirdi. Kıyas kabul etmezdi; kimse Tanju Okan gibi “Kadınım” diyemezdi. Zaten biz de o kıyası yapmadan dinledik bu yeni versiyonları.
Dört X Dört’ün solisti olmasının yanı sıra yaptığı dizi müziklerinden de tanıdığımız Deniz Tuzcuoğlu, 2017’nin hemen başında “Kader İzmir’den Yana” adlı ilk solo teklisiyle çıkmıştı karşımıza. Tuzcuoğlu geçtiğimiz günlerde TMC etiketiyle yayımlanan yeni teklisinde “Kadınım”ı yeniden seslendiriyor.
Şarkının ister istemez daha “rock” sularda yüzen yeni düzenlemesinde Dört X Dört elemanlarının imzası var. “Rock” dediysem aklınıza Teoman’ın düzenlemesine benzer bir düzenleme ve yorum gelmesin. Bu düzenleme ve yorum önceki tüm yeniden seslendirmelerden daha parlak, hatta bazı yerlerde daha agresif. Buna karşın Deniz iyi bir şarkıcı ve nüanslı şarkı söyleme biçimiyle, kimseyi de taklit etmeye çalışmadan, şarkıya yeni bir tat, yeni bir ruh katmayı başarıyor.
Gelgelelim şarkıya başka bir hikâye kazandıran şey sadece yeni düzenleme ve yorum değil. Deniz’in bu şarkıyı çok uzun süre önce kaydettiğini ve epeyce bir zaman şarkının klibinde kim oynamalı, o “kadınım”, sıradan bir klip kızı olmamalı diye titizlendiğini biliyorum. O arayışın nasıl sonuçlandığını ise ben de herkes gibi klip çıkınca gördüm.
Klipte bir klip kızı yok; bir çift var. Oyuncu değiller; rol yapmıyorlar. Gerçek hayatın içinden geçen gerçek hikâyelerini anlatıyorlar. Halen hastanede yatan ve kalp nakli bekleyen, ulusal organ nakli listesinin en üst ve acil sıralamasında olan Beyhan Tekün ve ona bir bebek gibi bakan eşi Cemal Tekün… Onların uzun yıllara dayanan aşk, dostluk, yoldaşlık hikâyesi. Bir taraftan gözlerinizi doldururken, bir taraftan da organ naklinin önemine ve hayatiyetine de dikkat çeken klip, böylece şarkıyı da bambaşka bir yere taşıyor. Kalbe başka türlü dokunuyor.
Başta Deniz Tuzcuoğlu olmak üzere, bu işte emeği geçen, imzası olan herkesi tebrik etmek lazım. Kulağa çok romantik gelebilir ama şarkılar bazen gerçekten hayat kurtarır. Umarım ve dilerim ki bu şarkı ve klip Beyhan Hanım’ın ve onun gibi organ nakli bekleyen nicelerinin umudunu güçlendirir, hiç ölmeyecekmiş gibi, hayata ne kadar ince ipliklerle bağlı olduğumuzu unutarak, kendimizden başka kimseyi umursamadan yaşayıp duran biz fanilere de okkalı bir tokat olur. Umarım ve dilerim ki bu şarkı ve klip nice hayatın kurtulmasına vesile olur.


MELEK MOSSO – “KEDİ”

Daha geçenlerde yazmıştım. Artık kolay kolay ilk dinleyişte bizi etkisi altına alacak, kulağımızda doygunluk yaratacak, tekrar ve daha çok dinleme arzusu uyandıracak yeni ses pek az çıkıyor. Yani aslında yeni ses çok çıkıyor; her gün üçü beşi düşüyor internete. Kimisi ben keşfedene kadar milyon kere milyon dinlenmiş, “fan” kitlesini filan edinmiş oluyor hatta. Gelin görün ki çoğunu sonuna kadar dinleyemeden kapatıyorum. Her amatör kayıttan ve sesten etkilenecek yaşta değilim; ondandır belki. Belki de tahammül gösteremediğim şeyler vardır; bozuk Türkçe, içine kaçmış ses, melodisiz şarkılar gibi. O kadar da ukalalığım olsun.
Ne ki Melek Mosso’nun “Yalnız Gece” videosuna denk geldiğimde bir ergen heyecanı duymadım değil. Ne kadar geniş ve de açık bir ses, kelimeleri nasıl kalbinden çıkara çıkara söylüyor diye diye ne kadar amatör videosu varsa izledim peşi sıra. Sonra baktım, iki-üç “featuring” dışında profesyonel bir solo kaydı yoktu dijital platformlarda. Üç vakte kadar olur, olacaktır, olmalıdır diye temenni ettim. Oldu da nitekim. Melek Mosso’nun ilk teklisi “Kedi”, geçtiğimiz günlerde Sony Müzik etiketiyle yayımlandı.
Söz ve müziği Melek Mosso’ya ait şarkının düzenlemesi Cenk Erdoğan tarafından yapılmış. Hem sözleri hem melodisiyle dinleyeni kolayca kavrayacak sıcak bir şarkı “Kedi”. Bu kulvarda türeyen nice yeni şarkıcının melodisi eksik, müzikal kurgusu sallantılı hatta eksik, sözleri ölümüne depresif şarkılarının aksine kanlı canlı bir şarkı. Bir hikâyesi var ve o hikâye Mosso’nun sesinde hayat buluyor, dinleyene geçiyor. Tıpkı botokslu yüzler gibi ifadesiz, seviniyor mu üzülüyor mu, şaşırıyor mu kızıyor mu anlamadığımız, her ruh halinde aynı biçimde şarkı söyleyenlerden değil Melek Mosso. Bu da en büyük artısı oluyor. Mosso vasat bir şarkıyı bile ateşlendirebilecekken zaten ateşli bir şarkıyla etkisini ikiye katlıyor.
Pop kategorisi tamamen düzene uymuş, akıllı uslu, edepli sahtekarlığıyla düğünlere, nişanlara şarkılar üretedursun, “rakıyı döken, ağzını bozan” sevgiliye bir yandan dayılanıp, bir yandan da “beni çok üzüyorsun” diyen bu kadın sahici. Sırf “rakı” kelimesi nedeniyle şarkının radyo ve televizyonlarda yayınlanmayacağını bile bile o kelimeyi değiştirmeyecek kadar da müdanasız.
Daha çok Melek Mosso dinlemek istiyorum. Bir an önce albüm yapsın.


ERDAL ÇELİK – “VE HAYATIMDA”

Çok değil, bir 20 yıl öncesine kadar “sesi güzel olmak” diye bir kavram vardı. Şimdiki gibi hafta sekiz gün dokuz ekranlarda yetenek yarışmaları yapılmaz, her şarkı ezberleyen şarkı söylemeye heves etmezdi ama sesi güzel olan mutlaka fark edilir, ayırt edilirdi. Erdal Çelik de öyle fark edilmişti. Seksenlerin ortasıydı. Güneş gazetesinin ses yarışmasında kadınlar kategorisinde Emel, erkekler kategorisinde Erdal birinci olmuştu.
Biz müziği sadece bir dinleyici kadar bilenler için ses güzelliği yeterliydi. Ama Erdal aynı zamanda her sesi güzelin sahip olmadığı bir beceriye de sahipti. İyi de şarkı söylüyordu. Attila Özdemiroğlu, Emel ve Erdal’dan bir ikili yarattığında ve sonrasında onlar beş yıl boyunca birlikte şarkı söylediğinde tam olarak farkına varamadığımız bu durum, ikili ayrıldıktan sonra, Erdal’ın yaptığı solo albümlerle ayan beyan ortaya çıkacaktı.
Bir seneden fazla bir zaman kadar önce, Bursa Açıkhava Tiyatrosu’nda ‘90’lar konseptli bir gecede yıllar sonra Erdal’ı canlı izlediğimde seyircinin ona hakkını verdiğini, onun sahnede olduğu dakikalarda alkışların hiç dinmediğini duyunca neden uzun süredir yeni bir albüm, en azından bir şarkı yapmadığını düşünmüş, bunu ona sormuştum. Müzik piyasasının malum şartlarından bahsetmişti haklı olarak. Ama “Bakalım, var bir şeyler,” de demişti.
Erdal Çelik’in uzun bir aradan sonra yayımlanan yeni teklisi “Ve Hayatımda”, 2017 yılının Aralık ayında yayımlandı. Söz ve müziği Erdal Çelik’e ait şarkının düzenlemesi Selim Öztürk tarafından yapılmış.
Geniş, açık, pırıl pırıl bir sesle, düzgün bir Türkçeyle, doğru vurgular, doğru teknikle, tertemiz şarkı söyleyen bir şarkıcıdan şarkı dinlemek şu zamanda bir lüks. Bu şarkı hem bu lüksü yaşatıyor dinleyene, hem de naif, dokunaklı, insani duygularını yitirmemiş şarkı sözlerinin, uzun yıllar sonra bile eskimeyecek melodilerin hâlâ yazılabildiğine dair umut veriyor.
Devir hız devri, çabuk eskitme, hemen vazgeçme, daha farklı, daha yeni, daha genç olana meyletme devri, ona kabul. Ama bir parça durmuş oturmuş, demini, kıdemini almışlara da kulak kabartmak, değer bilmek lazım. Çok azlar çünkü. Bu şarkı da gösteriyor ki Erdal Çelik bugün yerlerine koymaya çalıştığımız nice şarkıcıdan daha şarkıcı, nice müzisyenden daha müzisyen hâlâ. Umarım ve dilerim bir daha arayı bu kadar uzun süre açmaz.


DERYA ULUĞ – “NE MÜNASEBET”

Ben bu “tık savaşları”ndan çok anlamıyorum; galiba artık anlamak da istemiyorum. Zira artık ayyuka çıkan tık satın almaların, “fan”ların tık arttırma mücadelelerinin filan ötesine geçti mesele. Şimdi başkalarının “tık”larıyla uğraşıyor insanlar. Belki de uğraşmıyorlar da şarkısı beklediği kadar “tık” almayanların bulduğu bir mazeret bu. Bilemiyorum. Dedim ya; artık bilmek de istemiyorum.
Derya Uluğ da geçenlerde bir açıklama yapıp yeni şarkısının siber saldırıya maruz kaldığını iddia etti. Doğru olabilir zira kısa zamanda kazandığı başarı nedeniyle kendi kulvarında onu rakip görenler mutlaka vardır ve bu rakip görme işini kanlı bir savaşa dönüştürmeye teşne şöhretlerimiz de ortada, bunu hepimiz biliyoruz. Doğru olmaya da bilir zira şarkıdan ziyade görsel taraf konuşulmaya başlayınca Derya Uluğ cephesinde bir moral bozukluğu da yaşanmış olabilir.
O konuya değinmek gerekirse bence Derya Uluğ zaten sesi ve şarkılarıyla yeterince iddialı iken bu toplara hiç girmese de olurdu. Ne bu derece stilize bir görsellik ne de bu kadar oyuncaklı bir klibe ihtiyacı vardı. Zira iş oraya gelince, yeterince yaratıcı olmadığımızdan ya da kolaycılığımızdan mıdır nedir, alıntılar, esinlenmeler kaçınılmaz oluyor. Kaldı ki bu devirde iyi niyetle (mesele sırf hoşuna gittiği, kendine de yakışacağını düşündüğü için) yapılmış bir esinlenme bile kolayca “hırsızlık” damgası yiyebiliyor.
Oysa Uluğ’un yeni şarkısı “Ne Münasebet” hiç de fena bir şarkı değil. Sözleri Gökhan Şahin’e, müziği Asil Gök’e ait şarkının düzenlemesini Asil Gök ve Görkem Oker birlikte yapmışlar ve başından beri bir çizgi yakalamış Derya Uluğ’a, yürüdüğü yolda irice bir adım daha atmasını sağlayacak bir şarkı daha yakalamışlar. ‘90’lar Ebru Gündeş müziğinin 2000’ler “sound”una evrilmiş hâli diye özetlenebilecek bu form hem bu konudaki boşluğu dolduruyor hem de Derya Uluğ’un çok parlak ses rengini alabildiğine ortaya çıkarıyor.
Mesele güncel pop içerisinde yer edinmekse, bu da bir yöntem. İşi daha pop ya da daha arabesk sulara çekmekse bir tercih meselesi ki ben bu ekibin bu konuda tutturduğu dengeyi doğru buluyorum başından beri. İş ki kendini tekrar etmeye, tatsızlaşmaya başlamasın. Zira teklilerle, yâni her defasında “hit” çıkarma mecburiyetiyle ilerlemek, örneklerini çok gördüğümüz üzere şarkıcıyı da dinleyeni de yoruyor bir yerden sonra. 
Bana kalırsa Derya Uluğ’un artık bir albümle rüştünü ispat etme vakti geldi.

 Yavuz Hakan Tok / Hayat Müzik/ Mart 2018
Share this post

0 yorum Yeni Yorum Yap

 

Önemli Uyarı

Hayat Müzik Platformu 2006 yılında yayın hayatına başladı. Ahmet Erten’in editörlüğünde müzik sektörü ile buluşan blog, güncel albüm haberleri, değerlendirmeleri, röportajları ve konuk yazarları ile gündemin nabzını tutuyor.

Hayat Müzik Platformu'nda yayınlanan haberlerin ve röportajların izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır!

HAYAT MÜZİK (2006-2012)

HAYAT MÜZİK                                                            (2006-2012)
Kurucu/Editör Ahmet Erten İletişim: hayatmuzik@gmail.com

Magazin

© SADECE MÜZİK ! HAYAT MÜZİK!
Designed by GeCe