EMRE ALTUĞ, HAYAT MÜZİK'TE 

AHMET ERTEN'İN SORULARINI YANITLADI! I VOLTAGE FESTİVALİ 29 HAZİRAN'DA GERÇEKLEŞİYOR! MÜSLÜM GÜRSES'İN ''VEDA''SI RAFTA!

2 Ocak 2018 Salı

YAVUZ HAKAN TOK YENİ TEKLİLERİ DEĞERLENDİRDİ!


AYNUR AYDIN FEAT. TURAÇ BERKAY – “BANA AŞK VER”

Aynur Aydın’ın yeni teklisi “Bana Aşk Ver” geçtiğimiz günlerde Seyhan Müzik etiketiyle yayımlandı. Sözleri Berksan’a, müziği Turaç Berkay’a ait şarkının düzenlemesi de Turaç Berkay tarafından yapılmış. Şarkı yıllardır süregelen “featuring” modası gereği “Aynur Aydın Feat. Turaç Berkay” şeklinde servis edildi. (Böyle yapıldığı zaman şarkıcı + dj konseptli mekânlar için tercih edilebilir oluyorsunuz, malum.)
Şarkı piyasaya çıktıktan bir süre sonra klibine organize ve sistematik bir şekilde “spam” atıldığı iddiaları saçıldı ortalığa. Olabilirdi; olmayacak şey değildi. Her şey gibi rekabetin de ahlaksızlaştığı, çirkinleştiği bir zamanda birileri üşenmeyip bu işe soyunmuş olabilirdi. Ama neden Aynur Aydın bu kadar hedefteydi? Hem de yeni değil; uzun zamandır.
Kimler yapar, niye yapar, işin içinde kişisel meseleler vardır ya da yoktur, orasını bilemem. Ama bir müzik dinleyicisi ve de müzik yazarı gözüyle Aynur Aydın cephesinde nerede hata yapıldığını söyleyebilirim.
Yurt dışında yaşayan Türk ailelerin çocuklarından profesyonel olarak müzikle ilgilenip, bu işi Türkiye’de sürdürmeye niyet eden birçok genç oldu bugüne dek. Başka bir müzikal vizyonla donanmış olarak geldikleri için de genellikle başarılı oldular burada. Rafet El Roman’dan Ah Canım Ahmet’e, oradan Hadise’ye kadar birçok isim sayılabilir. Aynur Aydın da Almanya doğumlu idi. Orada ilk müzik deneyimini kazandıktan sonra İsveç’de İngilizce bir albüm kaydetmiş, aynı şarkıların Türkçe versiyonlarını da içeren duble albümü “12 Çeşit La La (12 Ways To La La)” 2011 yılında Türkiye’de piyasaya çıkmıştı.
Gelin görün ki daha Aynur Aydın kimdir nedir demeye kalmadan onun bir “dünya starı” donanımında olduğu haberleri servis edilmeye başlandı. Plak şirketi ve Aydın’ın bizzat kendisi onu öyle bir yere konumlandırmaya çaba sarf etmeye başlamıştı ki neredeyse dinleyiciye onu ve müziğini tanıma, keşfetme şansı vermediler. Hatta ilk albümünde o günlerin Eurovision birincisi Loreen’in (Eurovision birincisi olmadan evvel) vokal yaptığı gibi haber değeri gayet şenlikli bir bilgi bile gereksiz bir büyüklenmeyle bu uğurda heba edildi.
Aynur Aydın bunca iddianın altını doldurabilecek güçteydi ya değildi; o ayrı konu. Ama sevenler ve beğenenler kadar antipati duyanlar da oldu haliyle. Zira o kendini doğrudan birinci ligde görürken, o lige çıkmak için yıllarca şu veya bu şekilde çabalaşmışların tepki göstermesi kaçınılmazdı. 
Sonrasında da bu böyle devam etti. Evet, sahiden Batı standartlarındaydı ikinci albümü de, arada yaptığı işler de. Ama Aynur Aydın hiç Batı standartlarında “cool” bir şarkıcı değildi. “Rakiplerine” habire verip veriştiriyordu sosyal medyadan. Oysa onları “rakip” görmesi için henüz çok erkendi. Unuttuğu bir şey vardı. Müzikte ne kadar iyi olursanız olun, yaptığınız iş kadar yaydığınız enerji de çok önemlidir. Dinleyici bazısını işinde çok da iyi olmadığı halde daha en başından sever, tolere eder. Bazısını nice sonra kabullenir, benimser, bazısını ise kolay kolay bağrına basmaz. Bu insani bir şeydir ve açıklanabilir ölçütleri yoktur. O noktada o sıcaklığı insanlara nasıl verebilirim, neyi değiştirebilir, kendimi nasıl sevdirebilirim diye kafa yoran, deneyen kazanır. “Ben aslında çok seviliyorum ama önüme hep engel koyuyorlar,” deyip de bu yakınmadan kâr devşiren hiç olmamıştır bugüne dek. Ya da en azından ben görmedim. İnsanlar sizi sevdiğinde o engeller kendiliğinden yıkılır zira.
Gelelim Aynur Aydın’da kendimce gördüğüm eksiklere.
Daha ilk “dünya starı” iddiası ortaya atıldığında Aydın’ı Beyaz Show’da izlemiş ve hatta bu konuda bir yazı da yazmıştım. Bırakın Beyonce’yi filan bir yana, henüz Hadise kadar bile dans edemeyen bir “star” görmüştüm orada. Aradan yıllar geçti, Aydın’ı bu kez canlı olarak, bu defa bir ödül töreninde izledim sahnede. Yine aynı şeyi gördüm. Sahnedeki duruşundan, konuşmasına dek her bakımdan “acemi” idi hâlâ. Bu ayıp bir şey mi? Elbette hayır. Ama büyük büyük iddiaların penceresinden baktığınızda ayıp, evet. Demek ki henüz o kendini gördüğün yerde değilsin belki de.
İkincisi ise artık Türkiye şartlarına adapte olmuş bir şarkıcının ikinci albümünde karşımıza çıkan kocaman bir şarkıcılık hatası. Evet, yurt dışında doğup büyümüş birisinin Türkçe diksiyonunu düzeltmesi hiç kolay değil ama imkânsız da değil. Bakın Rafet El Roman yıllardır hâlâ yapamadı. Ama diksiyon ayrı, prozodi, vurgu ayrı şey. Türkçe bir şarkıyı yanlış vurgular ve bozuk prozodiyle söylediğiniz zaman dinleyene duyguyu geçirme şansınız neredeyse sıfırlanıyor. Şarkıyı sadece seslendirmiş oluyorsunuz, söylemiş değil. Nitekim Aydın’ın ikinci albümü “Emanet Beden”de çok iyi kimi şarkılar bile bu ruhsuzluğa kurban gitmiş, dinleyene dokunmamış olabilir. Şahsen ben “sound” ve melodik açıdan çok beğendiğim o albümü sadece bu yüzden uzun uzun dinleyemedim.
Bütün bunların üzerinden geçtiğimizde, “Bana Aşk Ver”, Aynur Aydın’ın şimdiye kadar sesini verdiği en sıcak şarkı gibi duruyor. Başından beri olduğu gibi yine alaturka nağmelerden medet ummadan, yine gayet Avrupai bir “sound” üzerinden, ama bu defa çok daha kolay kavranabilir bir ritim ve melodi ile ticari şansı daha yüksek bir şarkı bu. Berksan ve Turaç Berkay kardeşler zaten popun gündelik “hit” formüllerini iyi bilen bir ekip. Doğru şarkıcı ile buluştuklarında da buna benzer ticari şansı yüksek örnekler çıkardılar daha önce. Aynur Aydın da bu proje için doğru bir isim olmuş, yani iki taraf da bu işten kazançlı çıkmış. Ben Aynur Aydın’ın yerinde olsam neden ve nasıl engellendiği üzerine kafa yormaktansa, bundan sonra ne yaparım, ona bakardım.  


EMİR CAN İĞREK – “GÖNÜL DAVASI”

Emir Can İğrek, yakın zamanda tanış olduğumuz birçok genç şarkıcı gibi adını ve şarkılarını internet üzerinde duyurarak bir kitle yakalamış ve böylece profesyonelliğe adım atmışlardan. İğrek müziğe Tekirdağ’da başlamış. Sonra İstanbul’da, Nazuım Hikmet Akademisi’nde bu işin eğitimini almış, Nazım Hikmet Korosu’nda uzun süre koristlik yapmış. Hem internete kendi koyduğu kayıtlar hem de B!P platformunda yayınlanan şarkıları ile de tanınırlık kazanmış.
Emir Can İğrek’in iki şarkıdan oluşan ilk teklisi “Gönül Yarası”, geçtiğimiz günlerde 3 Adım Müzik etiketiyle yayımlandı. Ayrıca yine yakın tarihte yayımlanan Ferhat Göçer’in yeni albümü “Bu Kalp İçinde Teksin”de sözü ve müziği Emir Can İğrek’e ait “Devriliyorsam” adlı şarkı da dikkatleri bu genç adamın üzerine çekti.
Tipik bir genç şarkı yazarı ve şarkıcı adayı prototipi aslına bakarsanız. Görsel olarak da, şarkı söyleme biçimiyle de internette sayısız örneğini bulabileceklerinizden. Ya da O Ses Türkiye sahnesinden gelip geçenlerden biri gibi ilk bakışta. Ancak onu bütün o kalabalığın içinde ayırabilecek bir potansiyel de var. Öncelikle şarkı sözlerindeki farklı anlatım biçimi ilgi çekici. Besteleri daha ziyade bildik gitar akorlarının etrafında dolaşsa da şarkı sözleriyle fark edilmeyi başarıyor. Yanı sıra ses rengi de ayırt edilebilirlik bakımından bir avantaj. Temiz ve rahat şarkı söylüyor. Buna fiziksel avantajı, kameraların seveceği bir yüzü ve ifadesi olduğunu da eklersek, kısa sürede dikkat çekmesine şaşırmamak lazım.
Ancak internetten sektöre transfer olanların büyük yüzdesinde karşılaştığımız sorun Emir Can İğrek için de geçerli. Emir Can “gitar ağzıyla” şarkı söylüyor. Sesini şan eğitimi almış olmanın rahatlığıyla kullanırken prozodi ve vurguları sıklıkla göz ardı ederek amatör bir görüntü çiziyor. Sözgelimi “Gönül Davası” adlı şarkının daha üçüncü cümlesinde “duuuu-ma-nın-dan haaa-be-rinol-ma-dı” gibi tamamen yanlış bir prozodiyle işe başlıyor. Sonrasında şarkı sayısız benzer hayatla devam ediyor.
Şayet bu meseleyi halleder (ki hiç zor değil), bir de bestecilik anlamında kendi kalıplarının dışına çıkabilir, daha cesur davranabilirse, hem bir şarkıcı hem de şarkı yazarı olarak son dönemin kazançlarından biri olabilir Emir Can İğrek.


GÜLBEN ERGEN – “YANSIN BAKALIM”  

Kişisel fikrimce Gülben Ergen şayet ilgi odağı olma arzusu ve ihtirasını şarkıcılığı ile sınırlayıp, yüzünü eskitecekse de sadece o kulvarda eskitseydi, popüler kültürün ders kitabına yoktan bir marka yaratmanın, kendini sıfırdan var etmenin konu başlığı olarak girebilirdi. Saygın bir şarkıcı olayım ama magazin figürlüğünü de kimseye kaptırmayayım, televizyon programı da yapayım derken bir yandan da kitap yazayım. Sosyal medyada kanaat önderliğine, ermişliğe soyunayım ama o da yetmez sosyal sorumluluk duygumla, derneğimle gündeme gireyim. Olmadı gazetede yazayım, hatta o gazete beni hiçbir gerçek gazetecisini sahiplenmediği kadar sahiplensin…
Tüm bu sarmalın içine bu kadar girmeseydi, belki o zaman geçmişinde ya da bugünün de her insan kadar yaptığı hatalar ve hatta kimi zaman o özgüvenin baş dönmesiyle sıradan bir insanın yapmaya göze alamayacağı hatalar dahi yaptığında bu kadar “vur abalıya” durumuna düşmezdi.
Dedim ya, kişisel fikrim. Hak verirsiniz ya da vermezsiniz, orasını bilemem. Ama ben son dönemde ortaya saçılan tüm o magazin malzemesine ister istemez “göz misafiri” olurken en çok bunu düşündüm. 
Bakın 2015’de “Kalbimi Koydum” albümünü kaleme aldığımda ne yazmışım Gülben Ergen hakkında:
Şunu kabul etmek lazım; memleketteki birçok benim diyen şarkıcıdan daha fazla hissederek söylüyor. Bazen gülümsediğini, bazen hakikaten içlendiğini duyabiliyorsunuz sesinden. Vurguları, baskıları, telaffuzu, artikülasyonu gayet iyi. Bu da bütün bir albümü dinlenebilir kılıyor. Bir de kendine, sesine uygun şarkıları seçebiliyor. Yılardır böyle bu. “Kalbi olanlar” üzülmesin ama bu işin “kalp”ten ziyade mantıkla bir ilişkisi var gibi geliyor bana. Gülben Ergen mantıklı kadındır. Çalışkandır, ona da kabul. Bu piyasasının taşlı dikenli yollarından geçerken yanlışlarını doğruya çevirmesini bilmiştir hep. Kendince dersler de almıştır muhakkak. Belki aldığı dersleri paylaşmak, anlatmak da hoşuna gidiyordur (belki değil, kesin!) ama Gülben Ergen bir ruhani lider değildir; bir pop şarkıcısı, popüler bir figürdür sadece. Albümleri de birer “kutsal kitap” değil, birer albümdür. Yani sorgulanabilir, üzerine ileri geri konuşulabilir. Bunu çok emin yazıyorum çünkü gidip bizzat baktım. D&R’larda “müzik albümleri” raflarında duruyor “Kalbimi Koydum”; dini kitap raflarında değil.
Hâlâ aynı fikirdeyim. Gülben Ergen başından bu yana uğruna çok savaş verdiği, kimi zaman kırıp geçtiği, kimi zaman da bedeller ödediği şarkıcılık işiyle yetinseydi, bu ülkenin popüler kültürü meşrebince kendince “saygın” bir yer edinmesi pekala mümkündü. Ama yetinmedi, ne çare.
Şimdi tabii buradan bakınca da artık onu sadece bir şarkıcı sıfatıyla görmek ve okumak mümkün olmuyor. Tam da bu zamanda piyasaya sürülmüş yeni şarkısı da tıpkı bilmem ne derneği yararına verilmiş ama başka zaman verilmiş olsa çarşaf çarşaf basında yer alacakken bu defa basının alınmadığı konseri, gazetede aksatılmaksızın yayımlanan inadına göz yaşartıcı, inadına “hayırlı” röportajları ve o “bana hiç bir şey olmaz” alt metinli sosyal medya mesajları gibi bir kez daha yanlışları doğruya çevirme, “kuyruğu dik tutma” harekâtının bir başka ayağı olmak durumunda. Hep derim; şarkıların günahı yoktur ve yazanlarından da söyleyenlerinden de bağımsızdırlar bir yerden sonra. Ama maalesef bu yeni şarkı, Sezen Aksu’nun söz ve müziğini yazdığı “Yansın Bakalım”, ister istemez böyle bir misyon üstlenmek durumunda kalıyor.
Bunları belki de kendimi ikna etmek için yazıyorumdur. “Yansın Bakalım”ı her şeyden ve hatta Gülben Ergen’in kendisinden bile soyutlayıp, sadece bir şarkı olarak değerlendirmek mümkün mü? Ne çare, şarkının bizzat kendisi (muhtemelen hiç o niyetle yazılmadığı halde) taşı gediğine kendiliğinden koyuyor zira. Hangi birini sayayım?
“İlla farklı, özel olucan, varsa vardır yoksa yok.”     
“Nasıl bir vakaysan artık.”
“Hani haksız da sayılmazsın, dürtmeseler ayılmazsın, sistemin işi bu, imaj satmak, sen seni bile tanıyamazsın.”
“Seni tribünler delirtti.”
Ve şaka gibi ama en vurucusu: “Al sana ettiklerinin bedeli.”
Şimdilerde politikacılar bu yöntemi çok kullanıyor. Hangi konuda eleştiriliyorlarsa, o konuda başkalarını eleştirmeye başlıyorlar. En çok da kendilerini eleştirenleri... Bu şarkı da Gülben Ergen için böyle bir (moda tabiriyle) “algı yönetimi” aracı mı olmuş, yoksa (düşük ihtimal ama) samimi bir özeleştiri mi, yoksa ikisi de mi değil? Sadece bildik bir Sezen Aksu muzipliği mi? Gel de çık işin içinden.
Hadi kendimi zorlayayım, tüm bunları bir kenara koyup şarkıya odaklanayım.
Çok zekice ve esprili ama uzun, çok uzun, ezber etmesi de, birlikte söylemesi de zor sözler, kolay melodiyi zorluyor. Yani yakın dönem Sezen Aksu şarkılarında sıklıkla karşılaştığımız bir durum var bu şarkıda da. Eşlik edilmesi zor şarkıların “hit” olması da zordur ki bu şarkı içinde geçerli bu. Okay Barış’ın şahane düzenlemesi bile kurtaramıyor bu durumu. Ama kulağa hoş geliyor mu, geliyor. Gülben Ergen’e yakışmış mı, yakışmış. Ergen’in şarkıcılık kariyerinde uzun süredir ihmal ettiği bir boşluğu da dolduruyor üstelik. Pop tınlıyor, eğlenceli duruyor.
Benim için zor bir yazı oldu. Daha fazla uzatmayacağım.

YAVUZ HAKAN TOK, HAYAT MÜZİK, ARALIK 2017, İSTANBUL            
Share this post

0 yorum Yeni Yorum Yap

 

Önemli Uyarı

Hayat Müzik Platformu 2006 yılında yayın hayatına başladı. Ahmet Erten’in editörlüğünde müzik sektörü ile buluşan blog, güncel albüm haberleri, değerlendirmeleri, röportajları ve konuk yazarları ile gündemin nabzını tutuyor.

Hayat Müzik Platformu'nda yayınlanan haberlerin ve röportajların izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır!

HAYAT MÜZİK (2006-2012)

HAYAT MÜZİK                                                            (2006-2012)
Kurucu/Editör Ahmet Erten İletişim: hayatmuzik@gmail.com

Magazin

© SADECE MÜZİK ! HAYAT MÜZİK!
Designed by GeCe