EMRE ALTUĞ, HAYAT MÜZİK'TE 

AHMET ERTEN'İN SORULARINI YANITLADI! I VOLTAGE FESTİVALİ 29 HAZİRAN'DA GERÇEKLEŞİYOR! MÜSLÜM GÜRSES'İN ''VEDA''SI RAFTA!

29 Ağustos 2017 Salı

YAZARIMIZ YAVUZ HAKAN TOK, AĞUSTOS TEKLİLERİNİ DEĞERLENDİRDİ!


İSTANBUL ARABESQUE PROJECT FEAT. KAMURAN AKKOR –
 “UNUTAMADIM (KAÇ KADEH KIRILDI)”

Şarkıyı ilk kim söyledi, Kibariye mi, Gökhan Güney mi yoksa başka biri mi, emin değilim; Burhan Bayar’a sormak lazım. Ama “Unutamadım” benim hatırımda hep Müslüm Gürses’in sesiyle durur senelerdir. Baba’nın ‘80’ler efsanelerinden “Küskünüm” albümünde vardı o şarkı ve o kaset o dönem (‘86 yılı olmalı) benim (abartısız) baş tacımdı. Şarkı 4-5 yıl önce bir şekilde yeniden popüler oldu (daha ziyade “Kaç Kadeh Kırıldı” adıyla) ve hâlâ da popüler.
İstanbul Arabesque Project, geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle piyasaya çıkan yeni teklisinde şarkıyı bir kez de kendi stilince çalmış, solist olarak da Kamuran Akkor’u misafir etmiş. Bunu böyle söylemesi bile heyecan verici. Zira arabeski (bir dolu “rock” grubunun ya da popçunun yaptığı gibi) gizli saklı, üstü örtülü bir biçimde değil, alenen çalıp söyleyen, kendince yeniden biçimlendiren ve bu anlamda kendi kulvarında tek olan İstanbul Arabesque Project ne yapsa seven, dinleyenlerdenim ben. Bir de üstüne Kamuran Akkor gibi bir ismin bu proje için yıllar sonra yeniden stüdyoya girmesi filan, bırakın haber değerini bir yana, adeta düğün bayram.
Nitekim şarkıyı dinleyince Kamuran Akkor yıllardır neden stüdyoya girmemiş, neden bu kadar ara vermiş diye hayıflanıyorsunuz. Çünkü ister pop dönemini ister alaturka dönemini, isterse arabesk dönemini biliyor ya da seviyor olun, hep nevi şahsına münhasır kalmış, farklı ses tınısı ve şarkı söyleme biçimiyle hep eşsiz olmuş Kamuran Akkor, aradan geçen onca yıla rağmen etkisinden hiçbir şey kaybetmemiş. Yine dinleyenin ciğerine dokunuyor, burnunu sızlatıyor, yine söylediği şarkının her kelimesinin hakkını veriyor. Kaldı ki çok farklı tarzlarda şarkılar söylemiş ama “rock” sularında hiç gezinmemiş Akkor için cesurca da bir deneme bu.
Şarkı Barbaros Akbulut tarafından şahane düzenlenmiş, grup tarafından şahane çalınmış ve Kamuran Akkor şahane söylemiş. Söylemeden geçemeyeceğim, “Unutamadım”ı yakın zamanda Berkay’ından Zara’sına çok kişi yeniden seslendirdi ama bu düzenleme ve yorum ama hepsine Barış Manço misali “müsaadenizle çocuklar” demiş; yapacak bir şey yok.
İstanbul Arabesque Project bu şarkının peşi sıra Kamuran Akkor’la bir albüm dolusu şarkı yapsa dinlenir, benden söylemesi.


SONER ARICA – “KAÇALIM”

Soner Arıca telefonlarımızdaki aplikasyonlar gibi; sürekli güncelliyor kendini. Tam bir önceki versiyonuna yeni alıştık derken bir bakıyoruz başka bir versiyonu çıkmış bile.
“Saklı”, “Bir Yanım Gitti”, “Aşkın Saniyesi”, “Dönsen Bile” ve şimdi de “Kaçalım”… Arıca’nın 90’lardan, onu ilk tanıdığımız yıllardan bu yana değişmeyen bir tarzı var, evet ama aradan geçen 20 yılda bu istikrarla “demode” olmak da ihtimal dâhilindeyken Arıca bu ihtimale hep ustaca manevralarla çelme taktı. Nitekim “Kaçalım” bunu bir kez daha gösteriyor.
Radikal bir imaj çalışması, “sert” bir klip, kulağa dost Soner Arıca melodileri ve “romantik – isyankar” sözlerle Soner yine hem kendi gibi hem de çok farklı. Pekâla yavaş bir düzenleme de yapılabilirmiş bu şarkıya (belki öyle bir versiyon da olmalıymış) ama şarkının teklide yer alan ve işinin ehillerinin elinden çıkmış dört farklı düzenlemesi de kan kaynatan cinsten. Ardı ardına dördünü de dinleyebiliyor ve sıkılmıyorsunuz mesela ki özellikle “remix” versiyonlarda, o sırada dans etmiyor, yerinizde oturuyorsanız bu pek mümkün olmaz.
Şarkının orijinal versiyonun süzenlemesi, Arıca’nın farklı bir kimya yakaladığı genç müzisyenlerden Enver Günen tarafından yapılmış. “Remix” versiyonlar ise Suat Ateşdağlı, Kaan Gökman ve Catwork’e emanet edilmiş. Ben biraz daha “tok” sesleri, “kick”leri sevdiğim için bu işlerde, en çok Suat Ateşdağlı “remix”ine yakınlık duydum ama tercihe göre her bir versiyonun şarkıya başka bir değer kattığı söylenebilir.
Henüz “buralardan kaçmak için” (hangimiz istemiyoruz ki?) gerekli şartlar hazır değilse, en azından şarkıya bağır çağır eşlik edip kolay yoldan bir terapi seansı yapabilirsiniz ki bu da şarkıyı müzikal içeriği ve niteliğinden bağımsız olarak sevmek için bir başka sebep olabilir.


ALEYNA TİLKİ – “SEN OLSAN BARİ”

Bu şarkının bestecisi Ersay Üner tarafından seslendirilmiş “demo” versiyonunu piyasaya çıkmadan çok önce dinlemiştim. O gün bana şarkının klibinin nasıl olacağını, bizzat Aleyna’nın planladığı ve tasarladığı renkleri, imajı, objeleri de göstermiş, anlatmışlardı. Nitekim klip birebir bana anlatıldığı gibi çekildi ama şarkı haliyle çok ama çok değişmişti düzenlemeyle.
Öncelikle bir konuya açıklık getirmek lazım, çünkü çok konuşuldu. Bir şarkıya “çalıntı” ya da “alıntı” diyebilmek için öncelikle en çıplak haline, ana melodi çatısına bakmak lazım. Yoksa nasıl ki “pret-a-porte” bir elbise alıp sonra aynısı başkasının sırtında görünce “benden çalmış” diyemezseniz, her yerde satılan ve herkesin kullanabileceği sesler, “loop”lar, ritimlerle düzenlenmiş şarkıları da kısa yoldan “çalıntı” diye damgalayamazsınız. Teknolojinin müziği getirdiği noktada bu benzerlikler bir yere kadar makul artık; bunu kabul etmek lazım. Evet, şarkı bu düzenlemesiyle özellikle dünyada ses getirmiş birkaç şarkıyı anımsatmıyor değil ama besteye “çalıntı” demek başka bir şey ve bence haksızlık.
Gelelim Aleyna’nın “star” olup olmamasına ya da geleceğin “star”ı olup olmayacağına. Bu hükmü iki şarkıyla vermek kadar enayice bir şey olamaz. Sadece ipuçlarını toplayabiliriz belki. Mesela 17 yaşında bir genç kızın klibinde ne yapıp ne edeceğini tasarlayabilecek vizyona sahip olmasını ve de kendi kuşağına nasıl hitap edebileceğini bu kadar nokta atışı kestirebilmesini azımsamamak lazım. Kendinden iyi ya da kötü bahsettirmeyi iyi biliyor ve içinde yer aldığı kulvarda bunun bir gereklilik olduğunun da farkında. Ben Aleyna’nın tepki uyandırmak pahasına sosyal medyada yazdıklarını, röportajlarda söylediklerini cahilliğine ya da ergen yaşına vermiyorum; aksine kasıtlı yaptığını düşünüyorum çoğu zaman.
Bu işin bir yüzü. Diğer yüzünde ise bir “star” yönetiminin zayıflığını, daha doğrusu yönetilememesini görüyorum. Dünyada, özellikle de Amerika’da her yıl bir dolu “proje çocuk” servis edilir müziğe, sinemaya. 16-17 yaşlarında, hatta bazen daha küçük bu çocuklar planlı programlı bir şekilde en az 20-30 yıl sektöre para kazandıracak bir biçimde yönetilirler. Justin Bieber’ından Miley Cyrus’ına sayısız örnek var bu konuda. Ama hiçbiri kariyer yönetimi konusunda bu kadar (tabiri caizse) “başıboş” bırakılmaz. Aleyna konusunda burada bir açık var ve bu açık beklenmedik bir anda çok tehlikeli bir yere varabilir.
Gelelim şarkıya… “Sen Olsan Bari”, günün bütün “trend”lerini yakalamış, bu anlamda Aleyna Tilki’nin üzerine çok doğru oturmuş, çok genç bir şarkı. Daha şimdiden davul zurnayla çalanı da oldu, tribün sloganı yapan da ki bu da şarkının kim ne derse desin yerine oturduğunun ispatı. Hatta bu anlamda “Cevapsız Çınlama”dan daha etkili olduğu da bir gerçek çünkü o şarkı piyasadaki nice pop şarkısından çok farklı değildi ama bu şarkı Aleyna’ya ortalamanın içinde bulunduğu alandan başka bir alan açabilecek gibiydi ki açmış da gözüküyor şu an.
Ancak hâlâ ilk şarkıda yazdığım düşüncelerimi değiştirmiş değilim. O şarkıya göre kuşkusuz daha iyi ama Aleyna’nın şarkı söyleme biçimi hâlâ sorunlu. Sesinden, sesinin gücünden, notalara basışından filan bahsetmiyorum. İyi şarkı söylemek bunlardan ibaret değil. Sesini kullanma tekniği, Türkçe telaffuzu ve kelime vurguları “bu da onun karakteristiği” ya da “böyle sevildi böyle kalsın” denemeyecek kadar arızalı. Zaman içerisinde oturur, gelişir ve rengini, tarzını bulur, Aleyna’da o öğrenmeye açık olma hâli var var olmasına da mesele onun bu sorunun farkında olması. Ben henüz pek farkında olduğunu sanmıyorum.


MABEL MATİZ – “YA BU İŞLER NE?”

Bir arkadaşım geçenlerde şahane bir şey söyledi: “İnsanlar seni ilk nasıl tanımışlarsa onların gözünde öyle kalıyorsun. Sen başka bir yere gelsen de seni hâlâ orada sanıyorlar, orada görüyorlar. Tıpkı çocuğunun senin gözünde hep bebek kalması gibi,” dedi. Şahsi tanışıklıklar, ahbaplıklar ve dostluklarsa söz konusu olan, sahiden de böyle bu. Ama o ahbaplıklar bir mesafe dâhilindeyse ve senin o kişiye uzaktan da bakabilme şansın varsa işin rengi değişiyor.
Mabel Matiz benim için öyle. İlk albümünü çok sevmiş, uzun uzun yazmış, sonra tanışmış, ahbap olmuştum. O günlerde iyi niyetli, hevesli, bir yandan kendinden emin ama bir yandan da henüz önündeki yolun onu nereye getireceğini tam olarak kestiremeyen bir genç adamdı Mabel. Benim için bir Mavi Işıklar konseri sonrası bir kafede ortak arkadaşlarımızla birlikte oturup sohbet ettiğimiz, Beyoğlu’ndaki küçücük bir mekânda albüm sonrası ilk konser heyecanına şahitlik ettiğimiz ya da ikinci albümünü ilk kez dinlemek üzere Erekli Stüdyosunun o uhrevi atmosferinde bir araya geldiğimiz Mabel’dir Mabel Matiz. Sonra ben onun büyüdüğünü gördüm. Bir yerlerde karşılaşmak dışında bir araya geldiğimiz hiç olmadı yıllar içerisinde; belki iyi de oldu. Belki çok yakından bu kadar net göremezdim.
Mabel’in yeni teklisi “Ya Bu İşler Ne?” geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle yayımlandı. Ve ben onun ne kadar “büyüdüğünü” bir kez daha görmüş oldum.
Başından beri hep kendine ait bir tavrı, tarzı, sözü, melodisi, dili vardı Mabel’in. Ne çare ki bunun fark edilmesi için “Sultan Süleyman”ı söylemesi, “Aşk Yok Olmaktır”a klip çekmesi gerekiyormuş. Geniş kitleler bu “cover”lar sayesinde Mabel’e aşina oldu, gerisi çorap söküğü gibi geldi. Ama Mabel bu süreçte hep üzerine bir şeyler koyarak ilerledi. Daha doğru şarkı söylemeye, sesini daha doğru kullanmaya başladı, müziğine yeni renkler, sesler kattı ve her bakımdan gözle görülür biçimde daha cesur davranacak bir konfor alanı yarattı kendine. Bu şarkı ve klip de bunun ispatı.
Önceki albümlerine kıyasla, özellikle şarkının düzenlemesi bakımından ileriye doğru gitmiş, yeni sulara yelken açmış “Ya Bu İşler Ne?” ile Mabel. Yüzünü doğrudan popa dönmeden, popun renkli ve şatafatlı tarafını kendi müziğine yedirmiş. Bunu klibi ve görselliğiyle de vurgulamış diye de düşünebilirsiniz, bu klip ve görsellikle kendini artık çok daha net ifade edebilecek güce erişmiş diye de. Nitekim klip yönetmenliğine ortak olması da buna işaret.
Önümüzdeki süreçte gelecek yeni albümün de habercisi bu şarkı. Ve o albümün tarzının, biçiminin. Bu da işi daha heyecan verici, merak uyandırıcı kılıyor.

YAVUZ HAKAN TOK, HAYAT MÜZİK, AĞUSTOS 2017, İSTANBUL    
Share this post

0 yorum Yeni Yorum Yap

 

Önemli Uyarı

Hayat Müzik Platformu 2006 yılında yayın hayatına başladı. Ahmet Erten’in editörlüğünde müzik sektörü ile buluşan blog, güncel albüm haberleri, değerlendirmeleri, röportajları ve konuk yazarları ile gündemin nabzını tutuyor.

Hayat Müzik Platformu'nda yayınlanan haberlerin ve röportajların izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır!

HAYAT MÜZİK (2006-2012)

HAYAT MÜZİK                                                            (2006-2012)
Kurucu/Editör Ahmet Erten İletişim: hayatmuzik@gmail.com

Magazin

© SADECE MÜZİK ! HAYAT MÜZİK!
Designed by GeCe