EMRE ALTUĞ, HAYAT MÜZİK'TE 

AHMET ERTEN'İN SORULARINI YANITLADI! I VOLTAGE FESTİVALİ 29 HAZİRAN'DA GERÇEKLEŞİYOR! MÜSLÜM GÜRSES'İN ''VEDA''SI RAFTA!

6 Şubat 2017 Pazartesi

YAVUZ HAKAN TOK ŞUBAT AYI TEKLİLERİNİ DEĞERLENDİRDİ!


DENİZ TUZCUOĞLU – “KADER İZMİR’DEN YANA”

“İçi beni dışı seni yakar” bir şehir İstanbul. Sevenine de şarkı yazdırıyor, sevmeyenine de bu yüzden. İzmirli müzisyen Deniz Tuzcuoğlu da 1998’den bu yana yaşadığı İstanbul’a karşı hissettiklerini İzmir’e gönderme yaparak anlatmış.
“Kader İzmir’den Yana”, uzun süredir müzik piyasasının içinde olan, dizi ve filmlere yaptığı müziklerin yanı sıra Dört X Dört grubunun solisti olarak tanınan Deniz Tuzcuoğlu’nun ilk solo teklisi. Tekli geçtiğimiz günlerde TMC etiketiyle yayımlandı.
Aslında Tuzcuoğlu’nun hikâyesinde tam tersi bir durum söz konusu. Yani kader İstanbul’dan yana olmuş ve nice İzmirli meslektaşı gibi o da valizini alıp İstanbul yollarına düşmüş yıllar önce. Özellikle içinde doğup büyüyenlerin fanatizm seviyesinde sevdiği, farklı bir şehirdir İzmir. Havası, suyu, kültürü, hatta dili ile bir başkadır. Deniz Tuzcuoğlu’nu yakından tanıyanlar iyi bilir İzmir sevdasını. İlk solo teklisi için kendi yazdığı bu şarkıyı seçmesi de şüphesiz tesadüf değil.
Kaldı ki bence mesele İzmir ya da İstanbul da değil. Şarkı bu iki şehrin adını kullanırken aslında “İzmir mi İstanbul mu?”dan daha derin bir soru soruyor çünkü. İnsanların kaderi doğdukları şehirde midir, yoksa doydukları şehirde mi? Ya da bir şehirde yaşamak için “doymak” yeterli midir?
Tuzcuoğlu’nun yıllardır birlikte müzik yaptığı Dört X Dört bir “rock” grubu. Bu şarkı ise tamamen başka bir müzikal formda, alaturka pop havasında, demlenmelik, dinlerken kadeh tokuşturmalık bir şarkı. Böylesi şarkıları “rock” grubu olarak tanıdığımız gruplar da yapıyor artık biliyorsunuz. Deniz Tuzcuoğlu ise grubun müziğinden tamamen bağımsız bu şarkısını gruba adapte etmek yerine solo seslendirmeyi tercih etmiş. Olması gereken de bu değil midir zaten? Solo yaptığınız işin grupla yaptığınız işten farkı olmayacaksa ne gerek var?
Deniz Tuzcuoğlu’nun dolgun ve tok vokali, Tuzcuoğlu’nun yanı sıra Alp Tiner’in de imzası bulunan temiz düzenlemesi ve farklı şarkı sözleriyle “Kader İzmir’den Yana” Deniz Tuzcuoğlu’nun solo kariyeri için parlak bir başlangıç olacak gibi görünüyor.


DERYA ULUĞ – “CANAVAR”

Çok şahane bir kelime buldum, “canavar”. Hadi bundan bir şarkı yazalım.
Nefis bir atar cümlesi buldum, “ensem ona dönük, oraya konuşsun.” Hadi bundan bir şarkı yazalım.
Ayıp değil. Pop müzikte pekala bu formülle de şarkı yazılır, yazılmıştır, yazılacaktır bundan sonra da. Ama bu formülde mesele, bulduğunuz slogan kelime ya da cümleleri şarkıya yedirmektir. Yediremezseniz sırıtır, havada kalırlar çünkü. Tıpkı Derya Uluğ’un yeni şarkısı “Canavar”da olduğu gibi.
Uluğ’un ilk şarkısı “Okyanus”, 2016’nın “hit” pop şarkılarından biri olmakla kalmadı, Derya Uluğ ismini de doğrudan tanınır kıldı. Amenna. Öyle ki “Okyanus” hemen arkasından gelecek ikinci bir şarkıyı da şüphe götürmeden önüne katacaktı, bu çok açıktı. Oysa Derya Uluğ (ya da prodüktörü, ekibi) ikinci şarkı için acele etmedi hatta geç kaldı. Rüzgârın etkisi azaldı, ülke gündemi değişti, mevsim döndü vesaire… Hepsinden önemlisi beklenti yok yere yükseldi.
DMC etiketiyle geçtiğimiz günlerde yayımlanan, söz ve müziği Derya Uluğ ve Asil Gök, düzenlemesi Ozan Çolakoğlu imzası taşıyan “Canavar”, dijital verilere göre güçlü bir çıkış yapmış gözükse de “Okyanus” gücünde bir şarkı değil. Çünkü “Okyanus”a güç kazandıran neler varsa “Canavar”da onlar eksik.
Derya Uluğ’un sesi teknik olarak benzesin ya da benzemesin nicedir sesi soluğu çıkmayan ve bu anlamda o kulvarda bir boşluk yaratan Ebru Gündeş’i ve özellikle onun çok sevilmiş ‘90’lı yıllarını anımsatıyordu “Okyanus”. Söz ve müziğin çok iyi örtüştüğü, öpüştüğü, bu nedenle de dile kolay gelen, kolay söylenen, ezberlenebilen bir şarkıydı. Poptan büsbütün uzağa düşmeden, dozunda alaturka-arabesk havası, Uluğ’un vokal biçiminin de etkisiyle geniş bir dinleyici kitlesini aynı şarkının çatısı altında toplayabilmişti.
Oysa “Canavar” öncelikle söz ve müziğindeki uyumsuzlukla zorluyor dinleyeni. “Kendime bir canavar ediniverdim,” neresinden baksanız bir popüler şarkı cümlesi için çok zorlama, sadece “canavar” kelimesini kullanmak için yazılmış gibi. “Elime sağlık ben ne halt ettim,” çok sevimsiz. “O canavar benim şaheserim,” çok tıka basa söz. Tüm bu sözler geçip giderken duyduğunuz melodi ve ritim ise  (Ozan Çolakoğlu düzenlemesine rağmen) ortalama bir pop-arabesk-alaturka şarkının üzerine çıkmıyor. Klipteki şatafatlı görsellik ise şarkıyla en ufak bir ilgisi olmaksızın, tamamen başka bir telden çalıyor.
Derya Uluğ tam da bu ülkenin seveceği bir ses. Bugün tutsa, eskiden sevilmiş şarkılardan oluşan bir albüm yapsa, birçok “star”ın albümünden daha fazla satabilir. Bu tamamen onun ses tınısı ve şarkı söyleme biçimi ile ilgili bir artı. Ancak bunun üzerine şarkı yazarlığını da koymak istiyorsa (ki “Okyanus” şüphesiz bu cesareti verdi ona) daha özenli ve dikkatli davranması gerekiyor. Ben her şeye rağmen Uluğ’un “artık ne yapsam tutar” düşüncesine kolay kapılmayacak kadar donanımlı ve akıllı olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de “Canavar”ı es geçiyor, bir sonraki hamlesini bekliyorum.


SELAMİ BİLGİÇ FEAT. SONER ARICA – “DÖNSEN BİLE”

‘90’larda işe radyoculukla başlayan Selami Bilgiç, doğduğu şehir Eskişehir’den İstanbul’a geldikten sonra kulüpler de “dj”lik de yapmaya başlamış. O zaman bu zaman her iki alanda çalışmaya devam ederken kendi sektörlerinin önemli isimleri ve markaları ile bir araya gelmiş. 2014 yılında Serdar Ayyıldız ile birlikte hayata geçirdiği İstanbul Dj Akademi ise halen faaliyetini sürdürüyor.
Bugüne dek bir çok albümde “remix”lerini gördüğümüz Selami Bilgiç, geçtiğimiz yıl ise yine Serdar Ayyıldız ile beraber “Çocuk Diskosu” projesine imza atmıştı. Selami Bilgiç’in yeni projesi ise bir “cover oldu. Soner Arıca’nın seslendirdiği “Dönsen Bile”, geçtiğimiz günlerde Sony Müzik etiketiyle yayımlandı.
Teklide sözleri Ülkü Aker’e, müziği Yunan besteci Yannis Markapoulos’a ait şarkının üç farklı versiyonu yer alıyor. Orijinal ve “Lounge” versiyonların yanı sıra, Selim Öztürk tarafından yapılmış bir de “Akustik” versiyon var.
“Dönsen Bile” ilk kez Nilüfer tarafından seslendirilmişti. Nilüfer’in 1982 yılında yayımlanan “Sensiz Olmaz” adlı albümünde 5 “cover” ve 6 yeni şarkı vardı. Bu albüm öncesi 1979 ve 1980 yıllarında alaturka – arabesk türlerini kendi tarzınca deneyen Nilüfer, bu albümün “cover”larıyla o denemelerine devam ederken, yeni şarkılarıyla da ‘70’li yıllarda onu meşhur eden formülü uyguluyor, Ülkü Aker’in Türkçe sözlerini yazdığı yabancı (ağırlıklı Grek) orijinli şarkılarla alışageldiğimiz Nilüfer tarzını sürdürüyordu. “Dönsen Bile” o şarkılardan biriydi işte.
Şarkıyı Ferdi Özbeğen, Şehriban Gül, Seren Serengil, Nila, Nejat Alp ve Seda Sayan da seslendirdi daha sonra. Nilüfer ise, nedendir bilinmez, 1982 yılından bu yana hiç tekrar seslendirmedi.
Bu Ege havalı, sıcak melodili, kıvrak ritimli şarkının Selami Bilgiç tarafından yapılmış yeni versiyonu ise doğal olarak kulüp müziği mantığında kurgulanmış. Temiz, gürültüsüz, şarkıyı tepetaklak etmeyen bir düzenleme. “Akustik” ve “Lounge” versiyonlar ise bugüne dek yapılmış onca versiyondan farklı olarak şarkıyı yavaş tempoda sunuyor dinleyene ki bence çok akıllıca olmuş bu versiyonları yapmak.
Vurgulanması gereken bir detay da Soner Arıca’nın farklı yorumları. Malum, bir şarkının farklı versiyonları genellikle aynı “vocal edit” üzerine yapılır. Tempo yavaş da olsa, hızlı da, ritim oryantal de olsa “house” da, şarkıcıyı aynı biçimde duyarız. Olsun olsun sesin “pitch”i artırılır bazen. Oysa Soner Arıca bu şarkının yavaş ve hızlı versiyonlarını farklı biçimlerde okumuş. Hızlıda daha dinamik, daha sert ve agresif, yavaşta ise tam aksine gayet “soft” ve romantik. Bir şarkının nasıl farklı biçimlerde yorumlanabileceğine dair güzel bir örnek çıkmış ortaya.


SİMGE – “PRENS & PRENSES”

Melodi kıtlığı var artık. Azıcık dişe dokunur bir melodi bulan “beste yaptım” diye seviniyor. Aranjörler “intro” melodisi yazmaya zaten gerek duymuyor, şarkının melodik örgüsü ne kadar basit ve kısa olursa kopyalayıp yapıştırması o kadar kolay olacak diye memnun oluyor.
Neyse ki hâlâ yaptığı işi severek yapan, müziğe kafa yoran, emek harcayan müzisyenler var. Simge ve Ozan Bayraşa ikilisi bu kategoriye giriyor. “İkili” diyorum çünkü bugün Simge’nin bulunduğu kulvarda koşuyor olmasında Ozan Bayraşa da azımsanmayacak bir pay sahibi. Zaten yollarına beraber devam ediyorlar uzunca bir zamandır. Her yaptığı işle görüyoruz ki Ozan Bayraşa yetenekli ve donanımlı bir müzisyen olmasının yanı sıra, yaratıcı, yeniliklere açık ve zeki bir aranjör. Simge’nin ne istediğini bilen, yerini sağlamlaştırmak için kısa ve ucuz yolları tercih etmeyen bir solist olmasını da üzerine koyarsanız, bu ikilinin yakın gelecekte neler yapabileceğini tahmin etmek zor olmaz.
Daha önce de ortak şarkılara imza attıkları Ersay Üner’in yeni bir şarkısını seslendirmiş bu defa Simge. “Prens & Prenses” adlı şarkı geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle yayımlandı.
Ersay Üner sadece “atarlı” şarkıların yazarı olmadığını, hatta bu türü yazdığı şarkılarla neredeyse tek başına yaratmış olmasına rağmen, uçucu ve eğlenceli şarkılar kadar kalıcı ve sağlam şarkılarla kendi kendinin anti-tezi de olabileceğini çoktan ispat etti. “Prens & Prenses” tam da bu minvalde bir şarkı. Melodisi güçlü, etkili, sözleri dokunaklı, sağlam bir pop şarkısı.
Ozan Bayraşa’nın daha “intro”da kulağı kavrayan, etnik sazları tam dozunda kullanırken bir yandan da dünya standartlarında bir ritim ve armoni anlayışının peşinde koştuğu düzenlemesi ve Simge’nin son derece yalın, temiz, abartısız ve şarkının duygusunu dinleyiciye birebir geçiren yorumu ile “Prens & Prenses” genel geçerin çok üzerinde bir yerlerden ses veriyor.
Şarkıya yine iddialı ve belli ki pahalı bir klip çekilmiş tıpkı “Miş Miş”, “Yankı” ve “Kamera”da olduğu gibi. Klipte yaratılan atmosfer (bu zamanda çekilen nice klibin tam aksine) şarkıya doğru ve güçlü bir efekt veriyor ki bu da büyük bir avantaj olmuş.
Simge bu şarkıyla kendi kulvarında biraz daha önce çıkıyor. Hatta “Yankı” ve “Prens & Prenses”i yan yana koyarsak kendine yeni bir kulvar açıyor bile diyebiliriz. 

YAVUZ HAKAN TOK, HAYAT MÜZİK, ŞUBAT 2017, İSTANBUL        
Share this post

1 yorum Yeni Yorum Yap

  1. prens ve prenses fena şarkı değil ama şu "heceleyerek şarkı söyleme" metodu beni çok rahatsız ediyor.

    YanıtlaSil

 

Önemli Uyarı

Hayat Müzik Platformu 2006 yılında yayın hayatına başladı. Ahmet Erten’in editörlüğünde müzik sektörü ile buluşan blog, güncel albüm haberleri, değerlendirmeleri, röportajları ve konuk yazarları ile gündemin nabzını tutuyor.

Hayat Müzik Platformu'nda yayınlanan haberlerin ve röportajların izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır!

HAYAT MÜZİK (2006-2012)

HAYAT MÜZİK                                                            (2006-2012)
Kurucu/Editör Ahmet Erten İletişim: hayatmuzik@gmail.com

Magazin

© SADECE MÜZİK ! HAYAT MÜZİK!
Designed by GeCe