EMRE ALTUĞ, HAYAT MÜZİK'TE 

AHMET ERTEN'İN SORULARINI YANITLADI! I VOLTAGE FESTİVALİ 29 HAZİRAN'DA GERÇEKLEŞİYOR! MÜSLÜM GÜRSES'İN ''VEDA''SI RAFTA!

4 Nisan 2016 Pazartesi

YAVUZ HAKAN TOK, ''AYŞEGÜL ALDİNÇ/ SEK'İZ '' ALBÜMÜNÜ DEĞERLENDİRDİ!


FARKLI FAMİLYALARDAN ÇİÇEKLER BUKETİ

AYŞEGÜL ALDİNÇ – “SEK’İZ”

Az buz beklemedik bu albüm için biz. Biz, yani Ayşegül Aldinç severler. Evet severim çünkü hiçbir albümü beni hayal kırıklığına uğratmamıştır. Evet severim çünkü en ufak bir abukluğu sabukluğu olmaksızın pop müzik arenası gibi kaygan bir zeminde yıllarca sapasağlam durmuş, arayı çok açtığı zaman bile değerinden zerre kaybetmemiştir. Yanı sıra güzeldir, komiktir, zekidir, etkileyicidir; hayran olunasıdır özetle.
Bir yanda bu hayranlık, bir yanda hakkında yazdığım bir yazıyla başlayan, 2001 yılından bu yana devam eden bir arkadaşlık söz konusu olunca “Hadi artık albüm de albüm,” diye her fırsatta başının etini yemiş, yeri gelmiş ben de fikir, proje üretmişimdir artık yeni bir albüm yapsın diye. Ama hep de şunun farkındaydım bu süre zarfında: Kendince en doğrusunu, en iyisini, ona en yakışanı, içine en sineni bulmadan kolları sıvamayacaktı. Onu tanıyordum. Ne kadar detaycı olduğunu, işine ne kadar titizlendiğini biliyordum. Üstelik ara açıldıkça üzerindeki baskının arttığını da hissedebiliyordum. Yine de sonucun hayal kırıklığı olmayacağına emindim. Ayşegül’dü bu. Kimselere benzemezdi.
Son albümü “Nefes”, 2000 yılında piyasaya çıkmış, o zaman bu zaman üç yeni şarkı yayımlamıştı sadece. Hiç kolay değildi işi. Ama albümle ilgili ilk bilgileri almaya başladığımda içime sular serpildi. Öyle isimlerden bahsediyordu ki…
İşte o albüm elimizde şimdi. Geçtiğimiz günlerde DMC etiketiyle yayımlanan “Sek’iz”, tekliler dâhil CD formatında yayımlanan sekizinci Ayşegül Aldinç çalışması. Ama başka manaları da var “Sek’iz” isminin. “Sadeyiz, su katılmamışız”a da yorabilirsiniz pekala. Ya da albümdeki sekiz şarkıya. Sekiz şarkıyı yazan sekiz ayrı müzisyenin/grubun albüme bıraktığı izlere… Zaten Aldinç de albümü “tüm iz bırakanlara” ithaf ediyor kartonetteki bir cümlesiyle. Güzel değil mi? Bence de…
Albümün habercisi ilk tekli 2015 içerisinde yayımlanmıştı ve bu bir Mabel Matiz şarkısı idi. Mabel Matiz gibi çok nevi şahsına münhasır bir şarkı yazarı ve şarkıcının yazdığı bir şarkı Ayşegül Aldinç’in sesinde nasıl tınlardı? Şayet “Gözlerin Su Yeşili”ni bir kez bile dinlemişseniz, şüphe duymazdınız zaten. Ya da “Veda”yı, o da olmazsa “Güle Güle”yi. 


Aslında ana akımın tam içinde kabul gören şarkılarının yanı sıra bugün adına “alternatif” denen türde şarkılardan da yolu hep geçmişti Ayşegül’ün. Bu nedenle onu Mabel Matiz’le tanıştırırken, aralarında doğacak kimyadan neredeyse emindim. Ayşegül Aldinç bu tanıştırma hikâyesinden birkaç röportajında bahsettiği için ifşa ediyorum ben de şimdi, maksadım kendime paye çıkarmak değil. Zaten onlar tanıştıktan çok zaman sonra, çok başka bir şarkıyla gerçekleşti bu işbirliği. Olması gerekendi, oldu. Neden olması gerektiği ise “Bir Tek Gördüğüm”ün şahaneliğiyle gösterdi zaten kendini. Ve albüm için çok yerinde bir beklenti yarattı.
Albüm aslında birbirinden farklı familyalardan çiçeklerin bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş bir aranjman gibi. Farklı müzisyenlerin, farklı türlerdeki şarkıları Ayşegül Aldinç ortak paydasında bir araya gelmiş. Bir uyumsuzluk olabilirmiş ya da bir derme çatmalık; bu risk varmış. Ama aksine, enteresan bir biçimde bir renk skalası misali sıralanmış şarkılar ve hiçbiri bütün içerisinde aykırı durmamış. Bunun nedenini çok düşündüm ve şu kanaate vardım: Ayşegül Aldinç ortak paydası sadece bir isim, bir ses olmaktan öte, bir tavır, bir stil, bir biçim olarak da ağırlığını hissettiriyor ve tüm bu farklı renkler de o stilin, o tavrın sınırları içerisinde çeşitleniyor.
Ayşegül Aldinç’in zaten ilk albümünden bu yana yaptığı en iyi şeylerden biri dönemin en iyi, en parlak söz yazarı ve bestecilerinden kendi meşrebine uygun şarkılar alabilmesi ya da aldığı şarkıları kendi meşrebine uygun hale getirebilmesi. Bu albümde de aynı formülün güncellenmiş hali var. Mesela, Gökhan Türkmen gibi son dönemin çizgi üstü şarkı yazarlarından birinin Ayşegül Aldinç’le ortaklığı şüphe götürmeyecek bir netice verecekti kuşkusuz. Öyle de olmuş. “Durum Leyla”, Ayşegül Aldinç kariyerinin en güzel şarkılarından biri olarak anılacak yıllar sonra da. Tıpkı “Bir Tek Gördüğüm” gibi, Ayşegül Aldinç’i 2010’lu yıllara taşıyan ve orada en doğru şekilde konumlandıran, geçen onca yılın arasını kapatan bir şarkı olarak. Bundandır şu ara her yerde duyuyorum şarkıyı. Ilıman iklimli, huzurlu, ferah bir şarkı “Durum Leyla”. “Atarlı” şarkı dinlemekten sinire kesmiş bünyelere antidepresan niyetine. Şarkının özellikle Aytaç Özgümüş ve Caner Anar imzalı düzenlemesi, tamamen klişe kırıcı yapısıyla dinleyene her bakımdan nefes aldırıyor.


Tıpkı “Durum Leyla”da olduğu gibi, tipik bir Eflatun şarkısı olan “Seni Sevmek Var Ya” ile tipik bir Göksel şarkısı olan “Unutamadım” da, şarkı yazarlarının karakteristiğini hissettirirken, Ayşegül Aldinç’in üzerinde de biçilmiş kaftan gibi duruyor, yadırganmıyor. Her iki şarkının da sözleri nefis, her iki şarkının da sağlam melodik kurguları var. Tek başlarına birer tekli şarkısı olabilecek güçteler ki “Durum Leyla” rüzgârı hafifledikten sonra sıra onlara da gelecektir muhakkak.
Albümde diğer şarkılara nispetle anlaşılması daha zor, daha alternatif bir çizgide duran “Gör Beni”, benim en sevdiklerimden biri oldu. Nada, Norrda ve Mira projelerinden tanıdığımız Miray Kurtuluş ve Selen Hünerli’nin birlikte (yani Nada olarak) imza attığı “Gör Beni”, Tan Tunçağ’ın düzenlemesiyle birinci sınıf bir şarkı. Belki ilk ağızda değil ama zamanla kıymetlenecek ve muhtemelen Aldinç’in bundan sonra yapacaklarına da ilham verecek bu şarkı. Zira Ayşegül Aldinç’in zamanın ruhuna hapsolmayan bir yanı var ve bu şarkı bu durumu tamamen karşılıyor.
Sözü, müziği ve düzenlemesi Harun Tekin’e ait “Kim Kaybeder?”, Harun Tekin ismini görür görmez tahmin edebileceğimiz şarkı formunun ve tarzının çok dışına çıkarak öncelikle şaşırtıyor dinleyeni. Basbayağı elektronik dans müziği duyuyoruz çünkü. Düzenlemesi daha iyi olabilir miydi? Olabilirdi belki. Ama bu haliyle de Ayşegül Aldinç’in sesini kulüplerde yankılandırabilecek, üstelik de bunu “eller havaya” kıvamının yanından bile geçmemişken, şu olanca “cool” haliyle yapabilecek bir “dans” etkisi var şarkının.
Albümün açılışında yer alan “Kendisi” de benzer şekilde bir “dans” etkisi taşıyor ama bu defa daha popa yakın sulardan. Zira bu bir Kenan Doğulu şarkısı. Aslına bakarsanız bu şarkının çıkış noktası Ayşegül Aldinç’in yazdığı bir şiir (ya da şarkı sözü) imiş. Kenan Doğulu o şiirin birkaç cümlesinden yola çıkarak bu hikâyeyi kurmuş ve şarkıyı yazmış. Zaten sözlerin farklılığı hemen dikkat çekiyor. Düzenlemesi de Kenan Doğulu tarafından yapılan şarkı, Ayşegül Aldinç’in yıllardan beri alıştığımız “hikâye anlatan” şarkılarından biri olarak da dinlenilebilir. Kenan Doğulu ismine rağmen güncel popun tuzaklarına düşmeyen, daha geniş bir perspektifi olan melodik yapısı ve düzenlemesi ile iyi bir açılış şarkısı “Kendisi”.

Albümde bir de Yüksek Sadakat şarkısı var. O da tam bir Yüksek Sadakat işi; dokuz sekizlik bir “pop-rock” şarkısı. Solist Selçuk Sami Cingi ile Ayşegül Aldinç’in ses uyumu mükemmel. Ha ben dokuz sekizlik “pop-rock” şarkılardan çok haz etmiyorum, o ayrı.
Albümün Nihat Odabaşı tarafından çekilen kapak fotoğraflarındaki sadelik ve doğallık, Fatih Kocatürk’ün kapak tasarımına da yansımış. “Aradan yıllar da geçse bakın ben hâlâ ne çok güzelim, ne çok ‘fit’im”in derdine hiç düşmemiş Ayşegül Aldinç. Gözümüze sokmamış bu gerçeği, abartmamış. İyi de etmiş. Kartonette şarkıları yaratanların parmak izlerinin yer alması ise başlı başına şahane bir fikir.
Albümün tanıtım gecesi de geçtiğimiz günlerde yapıldı ve o gece Ayşegül Aldinç albüme şarkılarını verenlerle birlikte söyledi o şarkıları. Bonus olarak da eski şarkılarından serpiştirdi araya. Göksel yoktu gecede bir tek, bir de Kenan Doğulu. Neden yoklardı bilmem; anladığım kadarıyla Ayşegül de bilmiyordu neden olmadıklarını o gece. Ama diğerleri oradaydı. Her birinin gösterdikleri saygı, mütevazılık ve can-ı gönülden eşlikleri samimiydi, hissediliyordu. Böylesi ortak işlerde kendini bir şekilde gösteren ego savaşlarının kokusunu hiç almadan o heyecana tanık olmak güzeldi. Ayşegül Aldinç’i sahnede olanca doğallığı, komikliği, şakaları, yer yer heyecanı ile izlemek de öyle.
Düşünün ki ben en son ‘90’ların başında Çakıl Gazinosu’nda Hülya Avşar’ın assolist, İbrahim Tatlıses’in solist altı olduğu bir kadroda izlemişim Ayşegül Aldinç’i. Deli gibi beğeniyorum, dibim düşüyor izlerken. Ama o kadar erişilmez, o kadar insanüstü ki o zaman gözümde. O geceye gittim gittim geldim ister istemez. Konserin sonunda o “Kara Sevda”yı söylerken, ben artık şimdi yerinde yeller esen Çakıl Gazinosu’nun şık sandalyesinde ağzı açık oturan yirmili yaşlarındaki genç değildim ama o hâlâ o sahnenin üzerindeki erişilmez stardı. Boşuna “zamansız” demiyorum.
Şimdilerde albüm vesilesiyle sıklıkla konserlere çıkmaya başladı ve bence bundan sonra da hiç arayı açmadan sahneye çıkmaya devam etmeli. Hani nasıl derler “sahneyi dolduran”, kendini dinlettiren ve izlettiren bir yıldız çünkü Ayşegül Aldinç. Bu da pek kolay bulunmuyor her zaman bu ülkede, hele ki bu zamanlarda.

YAVUZ HAKAN TOK, HAYAT MÜZİK, NİSAN 2016, İSTANBUL
Share this post

1 yorum Yeni Yorum Yap

  1. güzel bir analiz. bence de artık arayı çok açmadan ve kendini çok özletmeden albüm yapmaya devam etmeli.

    YanıtlaSil

 

Önemli Uyarı

Hayat Müzik Platformu 2006 yılında yayın hayatına başladı. Ahmet Erten’in editörlüğünde müzik sektörü ile buluşan blog, güncel albüm haberleri, değerlendirmeleri, röportajları ve konuk yazarları ile gündemin nabzını tutuyor.

Hayat Müzik Platformu'nda yayınlanan haberlerin ve röportajların izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır!

HAYAT MÜZİK (2006-2012)

HAYAT MÜZİK                                                            (2006-2012)
Kurucu/Editör Ahmet Erten İletişim: hayatmuzik@gmail.com

Magazin

© SADECE MÜZİK ! HAYAT MÜZİK!
Designed by GeCe