EMRE ALTUĞ, HAYAT MÜZİK'TE 

AHMET ERTEN'İN SORULARINI YANITLADI! I VOLTAGE FESTİVALİ 29 HAZİRAN'DA GERÇEKLEŞİYOR! MÜSLÜM GÜRSES'İN ''VEDA''SI RAFTA!

1 Mart 2016 Salı

YAVUZ HAKAN TOK YENİ TEKLİLERİ DEĞERLENDİRDİ!


SONER SARIKABADAYI – “TAŞ”

Soner Sarıkabadayı 2009’dan bu yana tekliler ve mini albümlerle yürütüyor albüm kariyerini. 2001’de yayımlanmış ama o dönemde pek de ses getirmemiş bir tek albümü var ki o albümdeki Soner, 2009’dan itibaren tanış olduğumuz Soner’den hem fiziksel olarak, hem de müzikal anlamda epeyce farklı.
Çok istikrarlı bir çizgiyle, tamamen kendine has stili, şarkıları ve şarkı söyleme biçimiyle kendi markasını yarattı. Beğenirsiniz beğenmezsiniz o ayrı mesele ama bunu takdir etmek lazım. Bir de teklilerin dinleyiciye ulaşması konusunda gösterdiği mücadele için de ayrıca takdiri hak ediyor. Bir dönem tekli CD’lerini 1 liradan satışa sunmuş ve piyasanın şartlarını zorlamıştı. Yeni teklisini de 4 liradan gazete bayilerinde satışa sunarak mücadelesine devam ediyor. Neden “mücadele” kelimesini kullanıyorum zira içinde tek şarkı bile olsa, 5 liranın altında CD satmaya kalktığınız zaman, benzin istasyonları ve müzik marketler, kar marjının düşüklüğü sebebiyle rafa çıkarmak istemiyorlar. Yani bir türlü doğru düzgün bir sektöre dönüşememiş müzik dünyamızda böyle şeylerle de uğraşıyor müzisyenler ve genellikle alıcının (ya da tüketicinin) bundan haberi bile olmuyor.
Soner Sarıkabadayı’nın geçtiğimiz günlerde PDND Müzik etiketiyle yayımlanan yeni teklisi “Taş” adını taşıyor. Teklide şarkının üç farklı versiyonunun yanı sıra, bir önceki teklisi “Unuttun mu Beni?”nin de altı farklı versiyonu yer alıyor ki bu versiyonlar teklinin daha önce yayımlanan dijital formatında yoktu. “Unuttun mu Beni?”yi sevenlerdenseniz ki ben sevmiştim, bu teklide şarkıyı önce Ozan Çolakoğlu’nun orijinal “mix”i, sonra Serhan Yasdıman’ın “Akustik” versiyonu ile ardından da sırasıyla Suat Ateşdağlı, Yalçın Aşan, Alper Atakan, Emrah İş ve Nurettin Çolak “remix”leri ile dinleyebilmeniz mümkün. 
Gelelim yeni şarkıya… Soner Sarıkabadayı, “Taş”ı 13 yıl önce yazmış ancak şimdi dinleyiciye sunmaya karar vermiş. Her bakımdan tipik bir Sarıkabadayı şarkısı ile karşı karşıyayız yine. Şarkının orijinal düzenlemesini Erdem Kınay, akustik versiyonunu Yıldıray Gürgen, “Tripmix”ini ise Emre Bayar yapmış. İlk olarak orijinal düzenleme servis edilmişti ve hemen peşi sıra sosyal medyada şarkının A$AP Rocky’nin “Electric Body” şarkısına benzediği konuşuldu. Evet, bir benzerlik vardı sahiden ama bu benzerlik şarkıyla değil, şarkının düzenlemesinde kullanılan “sample” ile ilgiliydi belirgin bir biçimde. Nitekim şarkının diğer versiyonlarında böylesi bir benzerlik olmadığı CD yayımlanınca ortaya çıktı.
Aslına bakarsanız şarkının ruhuna en uygun düzenleme, akustik düzenleme olmuş. Elbette diğer düzenlemeler daha yenilikçi ve modern olma çabasında ama akustik versiyonun müzikal tadı daha fazla. En azından ben öyle düşündüm dinlerken.
Fiziksel görünüş bakımından tam bir “anti-star” havasında olmasına rağmen, her defasında konsept bir görsellik çalışmasıyla yaptığı işleri bütünlüyor Soner Sarıkabadayı ve alışılmışın dışındaki karakteristiğini bir şekilde avantaja dönüştürüyor. Yine öyle yapmış. Teklinin kartonetinde, CD üzerinde taş resimleri ve de “promo” kutusunun içinde yapay bir taş görmek şaşırtmadı beni bu yüzden. Bunlar hep görsel bütünlüğü ve akılda kalıcılığı tamamlayan şeyler. Soner Sarıkabadayı bu işi iyi biliyor.         


AYLİN COŞKUN – “SAFTİRİK”

Yalan Dünya’nın Vasfiye Teyze’si buralarda olsaydı, “Pop-star olacağım diye ne uğraştın, ne didindin be kızım!” derdi doğrudan. Sözünü sakınmazdı, eminim. Neyse ki bir Vasife Teyze değilim, en azından daha kibar olmaya çalışıyorum. Kaldı ki bunca uğraşıp didinenlerin eninde sonunda kendini bir şekilde kabul ettirdiğini görmüşlüğümüz de var. Gülben Ergen bunların başında gelir mesela. Ama Aylin Coşkun’un daha bir fırın ekmek yemesi lazım. Çünkü istediğiniz kadar parayı bastırın, ne şehrin “billboard”larına ve binalarına boy boy ilanlar asmakla, ne de pahalı klibinizi müzik kanallarında dakika başı yayınlatmakla sevdirebilirsiniz kendinizi. Olmaz. Hiç olmadı bugüne kadar. Bir suni gündem yaratırsınız en fazla, o da kısa sürer ve unutulur gider zaten.
Aylin Coşkun’un geçtiğimiz günlerde Aylin Coşkun Production etiketiyle yayımlanan “Saftirik” adlı yeni teklisinden yola çıkarak ettim yukarıdaki bir araba lafı. 1997 yılında Miss Globe yarışmasında Türkiye güzeli seçilerek “kariyerine” başlayan Coşkun, peşi sıra mankenlik, oyunculuk, reklam oyunculuğu filan yaptıktan sonra müziğe geçiş yapmış. Hem oyunculuk, hem de müzik konusunda ayrı ayrı eğitimler aldığı da yazıyor biyografisinde. 2004’de ilk albümü “Masal” yayımlanmıştı. O gün bugündür de bir şekilde şarkıcılık iddiasını sürdürüyor ama gelin görün ki zaten kısıtlı bir ses aralığındaki sesi, bir de doğru şarkı söyleyememesiyle bir araya gelince, “şarkıcı” olabilmek için geriye bir tek görüntüsü kalıyor ki o da ona oynuyor zaten. 
“Saftirik” söz ve müziği Gülşah Tütüncü’ye ait bir şarkı. Düzenlemeyi Mert Ekren yapmış ama Ekren  basbayağı Volga Tamöz’ün “Sebastian” düzenlemesinden esinlenmiş. Gülşah Tütüncü iyi şarkılar yazan, iyi bir müzisyendir ama o da belli ki kimse şarkı verdiğini bilerek bu şarkıyı yazmış. Şarkı özellikle nakarat kısımlarında bir ilkokul tekerlemesine dönüşüyor ama gelin görün ki ilkokul öğrencileri bile tekerleme söylemiyor artık. Aylin Coşkun’un şarkıyı kesik kesik, hece hece söylemesi ise tam bir felaket.
Her zaman iyi niyet yetmiyor. Her zaman eğitim yetmiyor. Her zaman para da yetmiyor. Hande Yener’in hayatında ilk kez yönetmen koltuğuna oturup klip çekmesi de yetmemiş nitekim. (Nasıl yetebilirdi ki zaten?) Klbin görsel olarak çok eğlenceli, çok renkli olması dışında bu işin elle tutulur, dişe dokunur hiç bir yanı yok.


EMRE AYDIN – “ÖLÜNMÜYOR”

Arşivcilerin işi giderek zorlaşıyor. Yeni albümler/tekliler için dijital platformları takip etmeye ve yetişmeye ha alıştık ha alışacağız derken bir de başımıza farklı versiyonlar meselesi çıktı. Şöyle ki, bazı teklilerde ya da albümlerde yer alan bazı şarkıların farklı versiyonları, farklı dijital platformlarda bulunmayabiliyor. Mesela Soner Sarıkabadayı’nın “Taş” adlı şarkısı TTNet Müzik ve Turkcell Müzik’te tek şarkı olarak yer alırken, iTunes’da ve CD formatında 2 şarkının 9 toplam versiyonundan oluşan bir mini albüm satışta. Cenk Taşdemir’in “Söndür” teklisinde şarkının TTNet Müzik ve Turkcell Müzik’de 2 versiyonu varken, iTunes’da 3 versiyon olarak satılıyor. Buna benzer başka örnekler de var.
Emre Aydın’ın yeni teklisi “Ölünmüyor” ise CD baskısında tek versiyon ama dijital platformlarda 2 versiyonla yer alıyor. Bu biraz daha acayip bir örnek çünkü neredeyse “boşuna CD almayın” demek gibi bir şey. Neden öyle? Onu bilmiyorum.
Ölünmüyor”, Emre Aydın’ın “farklı” bir şarkı yapma isteği ile doğmuş. Sözlerini yazdığı şarkının bestesini Çağatay Şen ile birlikte yapmış, düzenleme ise yine Çağatay Şen’e ait.
Aslında şarkının ne kadar “farklı” olduğu tartışılır. Emre Aydın’ın bir takım klişeleri var ve daha şarkının ilk cümlesinde “Ne yaptın bana?” diye sorarken hem söz hem de müzik cümlesi anlamında çok aşina bir Emre Aydın kokusu alıyorsunuz. Sonra yaylılar, darbukalar filan girip şarkıyı oryantal bir yere sürüklüyor. Yani aslında bir fark varsa o da düzenlemede denilebilir.
Şarkının “Ah dağıldım tabii ben de bin parçaya,” cümlesindeki melodi, Zerrin Özer’in yıllar önce seslendirdiği “Fire” adlı Selahattin Erhan bestesine benzerlik gösteriyor. Ama aslında her iki şarkının da Kanadalı bir “gypsy music” grubu olan Djelem’in, 1999 yılında Türkiye’de de yayımlanan “Transit” adlı albümünde yer alan “Passage” adlı şarkıya benzediği de söylenebilir ki albüm kartonetinde bu enstrümantal parçanın bestecisi olarak dünyaca ünlü keman virtüözü Sergei Trofanov gözüküyor. Gerçi benzerlik sekiz mezurdan az olduğu için söz etmeye değer mi bilmem.
Şarkının akustik versiyonu ise aslında “mix” sırasında bazı enstrüman seslerinin (elektro gitarlar gibi)  kapatılmasıyla oluşturulmuş bir ikinci versiyon. Yeni bir düzenleme ya da seslendirme değil.
Emre Aydın şarkılarını sevenlerin ama bir taraftan da onun ağır aksak hüznünden sıkılmış olanların muhtemeldir ki pek seveceği bu oryantal hüzünlü şarkı Aydın’ın uzun süre sonra tekrar listelerde boy göstermesini sağlayacaktır şüphesiz. E zaten ondan da “hayat çok güzel, hava çok aydınlık, kuşlar kelebekler” diye şarkı yazmasını ve söylemesini beklemek de hata olur, zaten yapsa da yakışmaz sanki. En azından kendi meşrebince bir değişiklik denemiş olması gayet makul.      


ZEKİ GÜNER – “AŞK NİYE BÖYLE?”

Türkiye’de pop müziğinin son 10 yılına şöyle bir dönüp baktığımızda, adı ilk sıralarda anılacak bestecilerden biri Zeki Güner. Kendine ait bir stili olan şarkılar yazarak, devrine göre yahut popüler akımlara göre değil, geniş zamanlara iz bırakacak nitelikte bir dolu bestesiyle adını sabitledi. Şarkıcılık konusunda ise adım adım ilerlemeyi tercih etti. Uzun aralıklarla tekliler yayımlıyor. Son teklisi “Hikâye”, 2014’de piyasaya çıkmıştı. Yeni teklisi “Aşk Niye Böyle?” ise 2015’in Aralık ayında DMC etiketiyle piyasaya sürüldü.
Söz ve müziği bittabi ki kendisine ait bu şarkının düzenlemesi Sonay Yağız tarafından yapılmış. Masraflı bir kliple ve özenli bir görsel çalışma ile de şarkıcılıkta iddiasını bir adım ileriye götürmüş bu defa Güner. Elini artırmış bir bakıma. Şarkı sahiden güzel. Hem melodik yürüyüşü, hem sözleri, hem de İspanyol tarzı düzenlemesiyle dinleyeni kolayca kavrayıveriyor. Güner’in şarkıcılık performansı ise önceki çalışmalarına nispetle çok daha iyi; birkaç ufak tefek (“kurtaramadın”, “unuturum” kelimelerinde mesela) prozodi hatasını saymaz isek.
Şarkının ara nağmesinde Müge Zümrütbel tarafından yapılmış solo vokal, bana nedense Deniz Seki’yi anımsattı. Hani 90’ların tam ortasında, Seki henüz daha tanınmıyorken, Ege’nin “Delice Bir Sevda” şarkısına yaptığı o solo vokal tınladı kulağımda. Bir taklit ya da esinlenme imasında bulunmuyorum; aksine şarkının içinden çıkıveren bu hoş sürprizi sevdim ben.
Bir de söylemeden duramayacağım, Funda Arar’a da pek yakışırmış bu şarkı. İspanyol yürüyüşünden midir nedir, öyle bir hisse kapıldım. Belki de söyler bir gün, belli mi olur?

YAVUZ HAKAN TOK, HAYAT MÜZİK, ŞUBAT 2016, İSTANBUL   
Share this post

2 yorum Yeni Yorum Yap

  1. Adsız10:16

    aylin çoşkun vakasını ne de güzel yazmışsınız.

    YanıtlaSil
  2. Adsız16:02

    offf aylin çoşkun diye bir isim var ya

    YanıtlaSil

 

Önemli Uyarı

Hayat Müzik Platformu 2006 yılında yayın hayatına başladı. Ahmet Erten’in editörlüğünde müzik sektörü ile buluşan blog, güncel albüm haberleri, değerlendirmeleri, röportajları ve konuk yazarları ile gündemin nabzını tutuyor.

Hayat Müzik Platformu'nda yayınlanan haberlerin ve röportajların izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır!

HAYAT MÜZİK (2006-2012)

HAYAT MÜZİK                                                            (2006-2012)
Kurucu/Editör Ahmet Erten İletişim: hayatmuzik@gmail.com

Magazin

© SADECE MÜZİK ! HAYAT MÜZİK!
Designed by GeCe