EMRE ALTUĞ, HAYAT MÜZİK'TE 

AHMET ERTEN'İN SORULARINI YANITLADI! I VOLTAGE FESTİVALİ 29 HAZİRAN'DA GERÇEKLEŞİYOR! MÜSLÜM GÜRSES'İN ''VEDA''SI RAFTA!

2 Nisan 2015 Perşembe

YAVUZ HAKAN TOK : KAYAHAN'IN EN İYİLERİ'Nİ DEĞERLENDİRDİ!


“YOLU SEVGİDEN GEÇEN” ŞARKILAR (1.BÖLÜM)
ÇEŞİTLİ SANATÇILAR – “KAYAHAN’IN EN İYİLERİ 1”

NTV’de yayınlanan Söz ve Müzik belgeselinin Kayahan özel bölümü için kolları sıvadığımızda 2014’ün yaz aylarındaydık. Projeyi ilk konuştuğumuzda çok heyecan duydum ve hemen çalışmaya başladım. Önce elimin altındaki bütün eski dergileri tarayıp Kayahan haberlerini, fotoğraflarını topladım, yetmedi birkaç gün kütüphaneye gidip Kayahan’ın 60’larda ve 70’lerde katıldığı müzik yarışmalarının haberlerini buldum. Bir aya yakın devam eden bu süreç boyunca bana hep Kayahan şarkıları eşlik etti. Çünkü birini yazmanın yolu önce onu anlamaktan geçiyor. Ve birini anlamanın yolu da onun ürettiklerini tekrar tekrar dinleyerek, okuyarak mümkün oluyor en çok. En azından benim için öyle.
2014’ün Eylül ayında ise Milliyet Sanat dergisine yazacağım yazı vesilesiyle Kayahan’ın evine gidip, onunla tanışma, konuşma fırsatını yakaladım. Böylece oturdu bütün taşlar yerine. Artık uzun sürmüş, zorlu bir kariyer hikâyesinin bütün detaylarına hâkimdim.
29 Mart gecesi, yani Kayahan’ın doğum gününde yayınlanan belgesel, o haline gelene kadar çok uğraşıldı. Suat Kavukluoğlu ve Handan Özsoy’un, kurgu masasının başında oturan Nevzat Saraycıklı ile günler süren mesaisi neticesinde, Hakan Eren’in ve NTV’nin arşivinden toparlanan görsellerle benim yazdığım metin oya gibi işlendi, bir televizyon seyirliği haline dönüştürüldü. Tabii son safhaya gelene kadar metin de kurgu da birçok kez değişti. Çünkü biz Kayahan’ı son yıllarda basında hep yapıldığı gibi, Nilüfer’le olan kırgınlığı ile ya da hastalığı ile değil, başından bugüne dek müzik için yaptıkları, ürettikleri ile resmetmek istiyorduk. Bunun için de çok hassas davrandık ve sanırım doğrusunu yaptık. Zira belgeselin yayınlandığı gece sosyal medyada herkes Kayahan şarkılarını konuştu; başka şeyleri değil.

Kayahan için yapılan saygı albümünü de, yazı vesilesiyle evine gittiğim gün, yani yayımlanmasından çok önce dinleme şansı bulmuş ve iyi kötü bir fikir edinmiştim. Sonra albüm çıktı ama ben belgesel yayınlanmadan albüm hakkında yazmak istemedim. Çünkü belgeselde albüme katkısı olanların röportajları ve şarkıları da olacaktı ve benim o güne kadar tarafsız durmak gibi bir kaygım vardı. Bu yazı işte bu yüzden şimdi, yani albüm piyasaya çıktıktan 4 ay sonra yazılıyor.
Öncelikle her saygı albümünün önünde duran en büyük engelin bu albüm için de aşılamamış olduğunu söyleyerek başlamalıyım söze. Çok az sayıda şarkının yeni düzenlemesi ve yorumu, eskisinin, orijinalinin üzerine çıkabiliyor. Tabii eğer şarkıların orijinallerini zamanında dinlemişseniz böyle bu. Yaşınız icabı ilk kez dinledikleriniz varsa, hele ki kulağınız pop müziğin bugünlerindeki “sound” anlayışına yatkınsa, öyle şekillendiyse müzikal beğeniniz; hoşunuza da gidebilir duyduklarınız. Hatta eskileri sonradan dinleseniz bile bu fikriniz değişmeye de bilir. Ama benim ve benim gibi düşünenler için böyle değil bu. Yani en azından “Kayahan şarkılarını en iyi Kayahan, e tabii bir de Nilüfer söyler” yargısını kıracak güçte bir şey bulamadım ben albümde. Bunu başından söyleyeyim.
Aynı durum Ahmet Kaya için de geçerliydi, Müslüm Gürses, hatta Orhan Gencebay için de. Peki ne yapalım? Hiç mi saygı albümü yapmayalım? Hayır, tabii ki yapalım, zira saygı albümleri bir dönemin, bir devrin panoramasını çizen, bir kariyer hikâyesini bütünleyen ve geçmişten bugüne taşıyan projeler. Biraz daha çaba ve özen gösterilse, pekala da arşivlik, kıymetli eserler olabilirler. Tıpkı Bülent Ortaçgil için yapılan saygı albümünde olduğu gibi. Ama aceleye mi geliyor, ne oluyor bilinmez, bir türlü ortaya çıkan iş herkesi tatmin edecek düzeyde olmuyor. Nitekim bu albüm de öyle.
Albümdeki her bir şarkının orijinalini ilk yayımlandığı günlerde dinlemiş, o şarkıları dönem dönem anılarının fonuna yerleştirmiş biri olarak duygusal davranamamamı beklemeyin benden. Az sonra okuyacaklarınızı bu parantez içinde okumanızı rica ederim.


Albüm, Tarkan’ın söylediği “Yemin Ettim” ile açılıyor doğal olarak. Yoldan geçen on kişiye sorsanız, dokuzu “Yemin Ettim”i Tarkan söylemeli derdi. E o da öyle yapmış haliyle. Bu, teoride mükemmel duran fikrin pratikte nasıl bu kadar sıkıcı bir sonuç verdiği ise muamma… Ama olmamış. Tarkan bu defa güldürmemiş.
İkinci sırada İpek Açar var ki daha dakika 1 gol 1 kabilinden, Tarkan ve İpek Açar kayıtları arasındaki “sound” farkı gözle görülür değil belki ama kulakla duyulur bir biçimde ortaya çıkıyor (plaklarda gözle de görülebiliyor ve farklı stüdyolardan çıkmış kayıtlar, siyah plak zemininde ton farkı yaratabiliyordu, bilen bilir.) Zaten bu tür kolektif albümlerde, kayıtlar aynı stüdyoda yapılsa ve hatta “mix” tek elden çıksa bile, enstrüman ve özellikle de solist tonlamalarından kaynaklı kayıt farklılıklarını ortadan kaldırmak pek mümkün olmuyor.
İpek Açar, Kayahan’ın en eğlenceli ve en slogan şarkılarından birini söylüyor ve ondan bugüne kadar ondan duyduğumuz en iyi şarkıcılık performansını gösteriyor göstermesine ama Nilüfer’den Demet Sağıroğlu’na uzanan o kulağımıza çok aşina ses aralığında bir yerlerde, şarkının orta halli bir replikasını çıkarmaktan ötesine gidemiyor ne çare.


Sezen Aksu, “Odalarda Işıksızım” ile üçüncü sırada. Daha hiç dinlemeden Sezen’in sesini oturtabiliyorsunuz şarkının üzerine zaten. Sezen de tahmin ettiğinizden ne bir eksik, ne bir fazlasını yapıyor. Hele ki “peşindeyim yar” kısmı, on Sezen Aksu şarkısının beşinde rastlayabileceğiniz türden bir Sezen duygusu taşıyor ki “Bu kadın neden bu şarkıyı seçmiş?” sorusu aklınızın ucundan dahi geçmiyor.
Ne yalan söyleyeyim, ben Kayahan’ın o ilk dönem (45’liklerinde ve ilk ve tek 33’lüğünde yer alan) şarkılarına pek bayılmazdım ezelden beri. “Canım Sıkılıyor Canım” da bunlardan biriydi ve sonrasında ne Nilüfer’in söylemesi, ne de Kayahan’ın yeniden söylemesi bu fikrimi değiştirmişti. Ancak enteresan bir biçimde şarkı Sıla tarafından söylenince bambaşka bir şeye dönüşmüş. Bence albümün en iyi yorumlarından biri bu kayıt. Hem şarkı ayağa kalkmış, gücünü göstermiş, hem de Sıla kendi şarkılarının en iyilerinden birini söylermiş gibi sahip çıkmış şarkıya. Yani Sıla ne Sılalığından vazgeçmiş, ne de bir Kayahan şarkısı söylediği gerçeğini unutmuş. Doğru şarkı-şarkıcı eşleşmesi ve doğru yorumun özeti bu şarkıda saklı.

“Canım Sıkılıyor Canım”ın ardı sıra gelen Candan Erçetin’in söylediği “Büyük Aşkım” için de aynı şeyler, bir fazlasıyla söylenebilir. O bir fazla da Alper Erinç’in yaptığı düzenleme. Çünkü Kayahan’ın da müdahalesi söz konusu olduğu için albümün genelinde düzenlemeler, orijinal düzenlemelerinden çok farklı değil; hatta birçoğu birebir. Farklılaşan bir-iki şarkıdan biri “Büyük Aşkım”. Bu çok da iniş-çıkışı olmayan, yeknesak sürüp giden ağır aksak romantik şarkıyı Candan Erçetin’in de aynı formda söylemesi sürpriz olmazdı ve son yıllarda iyice kanıksadığımız sıkıcı Candan Erçetin yorumlarından birini daha duymuş olurduk böylece. Ama hayır, öyle olmamış ve Alper Erinç şarkının içinden beklenmedik bir Balkan havası çekip çıkarmış. Candan Erçetin’e evvel ahir çok yakışmış o hava da “Büyük Aşkım”ı albümün sürprizlerinden biri haline getirmiş.


Hemen ardından projenin en anlamsız şarkı-şarkıcı eşleşmelerinden birini, Gülşen’den “Emrin Olur”u dinliyoruz. Tamam, Gülşen zamanında Mahsun Kırmızıgül bestesi bile söylemiş, son dönemde üzerine bolca “techno” sos dökmüş olsa da, arabesk damarını hiç gizlememiş bir şarkıcı ve besteci ama bir Kibariye değil sonuçta. Daha ilk notalarında haykırmaya başlayan bu şarkı, Gülşen’in ses performansı için bir beden büyük. Ne ki albümden ilk klip bu şarkıya çekildi ve seven de pek sevdi bu yorumu. Ben sevemedim. Sakil buldum çünkü.


Bir karma albümde Ajda Pekkan yer alacak ve ben en kötü yorumlardan birinin ona ait olduğunu düşüneceğim… Olacak şey değil! Ama öyle… Kayahan’ın hemen hemen tüm bestelerinde alaturka motifler bir yerden kendini gösterir ve herkesin malumudur ki Ajda da alaturkaya her zaman pek heves etmiştir ama bu iki sebebin sonucu “Gönül Sayfam” olmamalıydı sanki yine de. O melodisi çok akılda kalıcı ama trafiği pek durağan seyreden, heyecansız şarkıyı fazladan bir atraksiyon, bir mimik, bir jestle söylemek hiç işe yaramamış. Şarkı Ajda’nın sesine o kadar yakışmamış ki, hani Ajda’nın doksanların başında yakalandığı o boğum boğum söyleme hastalığını bilmiyor olsam, niye bu şarkıyı seçtiğini anlayabilmek için daha uzun süre kafa patlatabilirdim.   


Funda Arar’ın seslendirdiği “Ve Melankoli”, albümün sekizinci sırasında yer alıyor. Düzenlemeyi yapan Febyo Taşel’in yaylı kontrşanlarını biraz daha fazla vurgulaması, nakaratı vokallerle süslemesi ve toplamda kayıt kalitesinin (25 yıllık farkın yüzü suyu hürmetine) daha iyi olmasının haricinde şarkının bu halinin, Nilüfer’in 1990 yılında söylediği halinden pek de bir farkı yok. Funda Arar ise her zamanki gibi.
Kayahan’ın arabeske göz kırpan şarkılarından biri olan “Allah’ım Neydi Günahım?”, zamanında İbrahim Tatlıses’in seslendirdiği Kayahan şarkılarından biri olmuş ve doğruya doğru, ona da çok yakışmıştı. Şarkıyı bu albümde Mine Koşan seslendiriyor ve dinleyeni şaşırtmayarak, hakkını veriyor. Mine Koşan yerine Ebru Gündeş de olur muydu? Ya da Kibariye? Olurdu elbette. Ama arabeskin en “baba” kadın seslerinden biri olan ve yıllardır yeni kuşağa bir parça uzak kalan Mine Koşan’ın bu albümde bu şarkıyı seslendirmesi, onun adına iyi olmuş.


Ve birinci diskin son şarkısını Öykü ve Berk kardeşlerden dinliyoruz. Şarkının bu yorumunu dinlediğimiz zaman, bunu Kayahan’ın yüzüne de söyledim: Eski şarkıların çalındığı partilerde üç Kayahan şarkısını çok çalarım ben: “Mor Menekşe”, “Gözlerinin Hapsindeyim” ve “Beni Anlamadın Ya”… Çünkü eğlenceli ve hareketli Kayahan şarkıları arasında en çok bu üçü reaksiyon alır mekânda bulunanlardan. Eşlik edilir, dans edilir. Bu nedenle de özellikle “Beni Anlamadın Ya”, doğru bir yeniden düzenlemeyle bugünün kulüplerinde de çalınabilecek bir “hit” haline gelebilir… di. Ama gelmemiş. Tam aksine, şarkının bütün enerjisi yerle yeksan olmuş. Öykü ve Berk, yıllar sonra yeniden bir araya gelmelerini “Evlerinde Lambaları Yanıyor” misali bir flemenko düzenlemeyle vurgulamak isterken, şarkıyı tepetaklak etmişler. Alabildiğine sıkıcı, alabildiğine sönük ve ruhsuz bir düzenleme, bir yorumla “Beni Anlamadın Ya”, albümün en fena “cover”ı payesini başka hiçbir şarkıya kaptırmıyor.
Bu yazı fazla uzadı. İkinci diski takmadan, kısa bir ara verelim.

DEVAM EDECEK
YAVUZ HAKAN TOK, HAYAT MÜZİK, NİSAN 2014, İSTANBUL    


Share this post

0 yorum Yeni Yorum Yap

 

Önemli Uyarı

Hayat Müzik Platformu 2006 yılında yayın hayatına başladı. Ahmet Erten’in editörlüğünde müzik sektörü ile buluşan blog, güncel albüm haberleri, değerlendirmeleri, röportajları ve konuk yazarları ile gündemin nabzını tutuyor.

Hayat Müzik Platformu'nda yayınlanan haberlerin ve röportajların izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır!

HAYAT MÜZİK (2006-2012)

HAYAT MÜZİK                                                            (2006-2012)
Kurucu/Editör Ahmet Erten İletişim: hayatmuzik@gmail.com

Magazin

© SADECE MÜZİK ! HAYAT MÜZİK!
Designed by GeCe