EMRE ALTUĞ, HAYAT MÜZİK'TE 

AHMET ERTEN'İN SORULARINI YANITLADI! I VOLTAGE FESTİVALİ 29 HAZİRAN'DA GERÇEKLEŞİYOR! MÜSLÜM GÜRSES'İN ''VEDA''SI RAFTA!

10 Mart 2015 Salı

HAFTANIN KONUK YAZARI : METE ÖZGENCİL

SÖZ MÜ-KELİME Mİ?
ŞARKI MI-NOTA MI?

Fotoğraf:Hüseyin Erçayhan

Alınganlık yaratmadan anlatabilecek miyim...
Unutulmuş-unutturulmuş, kirlenmiş-kirletilmiş, bulanmış-bulandırılmış-bulaştırılmış bir konuda yazarken didaktik (tatsız öğretici) olmamayı becerebilecek miyim...

Mümkün mü?
Mecbur muyum? ya da zorunda mıyım:)

Ödüllendirilerek öğrenme yaşını geçtiğine inananlar için değil elbet bu sorular.
Ve fakat: Pişik olmuş ''İçindeki Çocuk'' kreşinden, müzmin ergen devşirme alışkanlığında
gömü bulmuş haytalık coğrafyası, hınca hınç.
Ressam Bedri Rahmi, mezun olduğu Güzel Sanatlar Akademisi için ''dört yılımı verdim 
öğrenmek için, kırk yıldır unutamıyorum'' demiş. Bir eser oluşturmaya kalkışırken öğrenilen 
bütün kestirmeler aynı zamanda birer ayak-bağı olur. Teknik, istediğiniz sonuca ulaşmak için sadece araçtır. Tamamı teknikle kotarılmış hiç bir iş etkilemez. Ya da şöyle söyleyim, kendini özletmez. Sadece yadırganmaz, o kadar. Sanat çöplüğü bunlarla doludur. 
Ya bu tür işlerden bir memuriyet edinilir, devam edilir ya da beğendiğin işlerle bir aşk-nefret 
ilişkisi geliştirerek zamanla nasırlaşır, inkârcı bir Bana Ne’ci olunur. Bu ikinci kinci oluş, 
içinden ''Sonuna kadar gerçeği söylemem, inkâr ederim''e güvense de bir süre sonra 
kendine alışır, hele biraz da onaylanırsa dile gelir. Dile geliş genellikle ''Bunu ben de yaparım'' cümlesiyle fışkırır kendini. Unutmak için kırbaçladığı onuru, O'nu kendi diliyle cezalandırır. 
''Bunu'' dediği şeyi yapabilmesi için önce O işi birinin yapması gerektiğini tecelli olarak ıskalar. 

Unutmaya alıştırılmış bir onurla ıskalamak kaçınılmaz arkadaşlar.
Sırada ''Örgütlenmiş Vasatlar'' aşaması bekler. Hepimiz birimiz için- birimiz hepimiz için. 
Yüz-yüzeyken övgüler övgüler, bire-birde mazur görerek bol keseden affedişler. 
En son cümlede ''ama iyi çocuktur aslında’’yla odak yitimi...
Dürüst olmayan bir ''İyi'' gördünüz mü hiç? Ben görmedim. 
‘’İyi'' küçük bir kelime değildir.
Kelimeleri istediğiniz gibi kullanın, anlamı değişmez. KELİMELER BÜYÜTEÇTİR. 
Arkasına saklanmak akıl kârı değil. Nerenizi saklarsanız, oranızı büyütür.
Gün ışığına çıkarmak ise aman aman, yanık içinde kalır o güzel gerdan. 
Ve düşünün para ile satılmıyor bu büyüteçler- elmaslar-yakutlar. 
Tatil köylerindeki Açık Büfe talanından farksız. En büyüğünden, en gösterişlisinden tepeleme...
Tanım, Söz Yazarlığı olarak sabitlendiğinde eminim bir çoğumuz ekşimişti. 
Söz yazılmaz yahu, söylenir diyerek. Erken konuşmuşuz. İyiymiş yine de…
Şimdiki adı KELİME DİZERLİĞİ. 
Söz: adı üstünde... Söz demek; kendini dillendirmiş dert demek. 
Ayakkabının topuğunu burnuna takıp, sonra da niye koşamıyorsun demek değil.
Söz yazmanın formulü olduğunu sananlar-savunanlar var. Var tabii...

ALGI + HAFIZA + DİL + DENEYİM + EMPATİ x GÖNLÜN / EGO - ZAMAN

Gönlün yoksa sıfırla çarpacaksın. sonra hiç bölme Egona. Yazık! başbaşa kalacaksın.
Ezberden gidip, EGO kötüdür’e gelmeyelim hemen. Egonun iyisi kulp gibidir. Tutulacak yeri
vardır. Hesabını verir, ne yaptığını hatırlar, yapılanları hatırlar, her savunusuna Ama diye
başlamaz, sonunu da -Kimler neler yapmıyor ki’yle sıvamaz.

Ve,

Biz büyüyebiliriz, yapıt olduğu gibi kalır. Zaman yüzü kara çıkarmasın.
Akıl bir kez erdiğinde, hatır için abuk bulduğu sözleri söylemek istemiyor zira.
Bir de öyle dertli bir konumuz var ki evlere şenlik; vaktinde olan dertlerimiz gün gelir tatmin olur. Ağlayacak-sızlanacak derdimiz kalmaz. Bir süre dert taklidi yapmak zorunda kalabiliriz.

Derdimiz giysimize uymaz. Sonra oturur düşünürüz; 

-Neydi yahu bende sevilen:( 
-Ben neye benziyordum eskiden:( 
-Kimin derdini giysem:( 
-İşime yarayacak sözler neresinde ki bu kitabın, çok da kalın:(
-Şu kanlı ciğeri belime mi taksam,alnıma mı:(

Dertli bir konu yani…

Olan, soyut olduğu için şamardan kurtulan melodiye oluyor. 
Haa kolay algılandığı için defalarca tekrarlanan motiflerle somutlaştırılanı yok mu, var elbet.
Ne ararsan var. Olmaz mı?.. Müziğin de çöpü zengindir.

Şimdi aynı şeyi ''Nota''ya uygula. Kelime yerine, söz yerine…

Zaten 7 nota var deme sakın!..
2 göz 2 kaş 1 burun 1 ağız 1 yüzünle, ne yüzler-yüzsüzlükler gördün-görüyorsun-göreceksin.

Bir de: Hit Şarkı deyip saçmalama. 
O eğer şarkı olabildiyse, yani biri O'nun başına oturup, şu şarkının ''Şurasından'', bu şarkının ''Burasından’’, öbürünün üçlüsünden, berikinin beşlisinden ''Çala'' çala rezonans sağmadan,  eğmeden-bükmeden olabildiyse, O zaten Hit'tir. 
İttirmeden de ulaşır adresine. Senelerce…

Mete Özgencil/Hayat Müzik/2015
Share this post

2 yorum Yeni Yorum Yap

  1. Adsız15:46

    inanılmaz bir söz yazarı, saygı ile eğiliyorum önünde.

    YanıtlaSil
  2. Adsız11:56

    ne şarkılar, neler neler yazmış bir sanatçı. saygıyla eğiliyorum

    YanıtlaSil

 

Önemli Uyarı

Hayat Müzik Platformu 2006 yılında yayın hayatına başladı. Ahmet Erten’in editörlüğünde müzik sektörü ile buluşan blog, güncel albüm haberleri, değerlendirmeleri, röportajları ve konuk yazarları ile gündemin nabzını tutuyor.

Hayat Müzik Platformu'nda yayınlanan haberlerin ve röportajların izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır!

HAYAT MÜZİK (2006-2012)

HAYAT MÜZİK                                                            (2006-2012)
Kurucu/Editör Ahmet Erten İletişim: hayatmuzik@gmail.com

Magazin

© SADECE MÜZİK ! HAYAT MÜZİK!
Designed by GeCe