EMRE ALTUĞ, HAYAT MÜZİK'TE 

AHMET ERTEN'İN SORULARINI YANITLADI! I VOLTAGE FESTİVALİ 29 HAZİRAN'DA GERÇEKLEŞİYOR! MÜSLÜM GÜRSES'İN ''VEDA''SI RAFTA!

1 Mayıs 2014 Perşembe

YAVUZ HAKAN TOK YENİ TEKLİLERİ DEĞERLENDİRDİ!


DOĞUKAN MANÇO FEAT. TUĞBA YURT – “SAKİN OL”

Oğul Mançolarla birkaç kez aynı ortamda bulunmuşluğumuz olsa da oturup konuşmuşluğumuz yok idi. Geçtiğimiz aylarda, Galatasaray Lisesinde bir Barış Manço panelinde Batıkan Manço, Nejat Çetinok ve ben konuşmacı idik. Yine oturup sohbet etmiş olmasak da panel boyunca babasından bahsederken epeyce de heyecanlı görünen Batıkan’ı sanki bizim evde doğup büyümüş gibi, sanki kardeşim ya da çocuğummuş gibi tanıdığımı, sevdiğimi hissettim bir kez daha. Keza aynı duygularım Doğukan için de geçerliydi. Gözlerimle görmemiş olsam da onların doğumunu, bebekliklerini, çocuklarını biliyordum. Onlar Barış Abi diye hitap ettiğimiz, şarkılarıyla büyüdüğümüz, çok sevdiğimiz bir adamın çocuklarıydı çünkü. Aileden birileriydi.
Bu kadar sevilmiş, başarı kazanmış, Türk popüler kültür tarihine imzasını atmış bir adamın çocuğu olmak neresinden baksanız “ağır” bir miras yükler insanın omuzuna ki Manço kardeşlerin babalarının ölümünden sonra yaşadıkları bu ağır mirasın da fazlasıydı biliyorsunuz. Şimdi her ikisi de bir şeyler yaparak soyadlarından ziyade isimleriyle var olma çabası veriyorlar ve işleri hiç de kolay değil.
Radyoculukla işe başlayıp daha sonra “dj”liğe yönelen Doğukan Manço’nun ilk teklisi “Binlik Demlik” 2012 yılında yayımlanmıştı. O teklide “Barış Manço’nun “Nick The Chopper” adlı şarkısının temasını babasının ham stüdyo kayıtlarındaki sesini kullanarak yeniden “mix”lemişti Doğukan Manço. Bu defa ise Sertab Erener’in 1992 çıkışlı ilk albümüne adını veren şarkıyı, “Sakin Ol”u yeni düzenlemesi ve Tuğba Yurt’un sesi ile dinleyici karşısına çıkarıyor.
Sözleri Sezen Aksu, bestesi Sezen Aksu ve Uzay Heparı imzası taşıyan “Sakin Ol”, 2008 yılında yayımlanan Uzay Heparı’ya saygı albümü “Sonsuza”da Gülşen tarafından yeniden seslendirilmişti. Emre Müzik etiketiyle dijital platformlarda satışa sunulan bu yeni teklide ise şarkının “Radio Mix”, “Extended Mix” ve “Club Mix” başlıkları ile üç farklı versiyonu yer alıyor.
 “Binlik Demlik”de henüz yolun çok başında olduğunu hissettiren Doğukan Manço, bu defa elindeki malzemeyi iyi kullanmış ve bu hem söz hem de melodi açısından hâlâ etkili olabilecek bu ‘90’lar şarkısını bugünün “sound” anlayışına doğru bir biçimde uydurmuş. Üstelik enteresan bir biçimde, bir Barış Manço şarkısı gibi tınlıyor bu çok nevi şahsına münhasır Sezen şarkısı. (Söz konusu “remix”ler ne derece şahanedir, ne derece değildir tartışmasını “dj”lere bırakıyorum zira o kulvarda hemen hiç kimse bir diğerinin yaptığını beğenmiyor.) Son dönemde tanış olduğumuz dikkat çekici genç seslerden biri olan Tuğba Yurt ise üstüne düşeni hakkıyla yapıyor ve Sertab’ı da Gülşen’i de aratmıyor.
Bir “featuring” başlıklı tekli klasiği olarak yine iki ayrı zamanda çekilmiş fotoğrafın bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş, ancak bereket ki bir parça grafik tasarım yapılmış kapak tasarımı ile satışa sunulan tekli, damgasını vurmasa da yaza hareket katacaklardan biri olmaya aday.


HANDE YENER – ALT DUDAK

Yıllardır beklenen Hande Yener ve Altan Çetin buluşması (daha doğrusu “re-uninon”ı) nihayet gerçekleşti ve yeni Yener albümün şarkılarından biri servis edildi. Söz ve müziği Altan Çetin’e, düzenlemesi Volga Tamöz’e ait “Alt Dudak”, geçtiğimiz günlerde Poll Production etiketiyle dijital platformlarda sarışa sunuldu.
“Hasta la vista baby”si, “aşk başımıza bela”sı, “sensiz yapamam lafı külliyen yalan”ı, “sabredince hiç öyle ermiyorsun”u ile baştan aşağı bir slogan bombardımanı, her şart ve koşulda iş yapan Latin iklimli bir düzenleme ve hemen dile dolanan bir melodik yapı… Hepsini üst üste koyduğunuzda şarkının “hit” olmaması için hiçbir sebep yok. Tüm taşlar yerli yerinde zira. Üstüne üstlük bir de “zamanlama manidar” durumu var. İki sene önce de benzer bir durum yaşanmış ve Demet Akalın’ın yeni albümü ile Hande Yener’in yeni albüm habercisi şarkısı çok kısa aralıklarla piyasaya sunulmuş, doğan rekabet ortamı da gündem teşkil etmişti haliyle. Yine aynı şey oldu. Bu aralar her iki cephenin “fan” saflarında da, türün dinleyenleri ya da benim gibi kafa yoranları arasında da “o mu iyi bu mu iyi” tartışmaları gırla gidiyor ki bu da doğal olarak her iki tarafa da reklam katkısı olarak geri dönüyor.
Tabii aslında şartlar eşit değil. Bir albüm piyasaya sürmekle bir albümden bir şarkıyı piyasaya sürmek arasında öncelikle bir iddia farkı var. Hande Yener’in yeni albümünün en iddialı şarkısı “Alt Dudak” olmayabilir mesela. Bekleyip görmek lazım… Buna karşın bu şarkı albüm çıkana kadar geçecek süreyi dolduracak, en azından meydanı boş bırakmayacak güce sahip.
Şahsi fikrimi sorarsanız, heyecanla beklediğim Yener-Çetin ortaklığından yine de o eski tadı alamadığımı söylerim. Nedenini çok düşündüm. Bu şarkı mesela 2004 albümünde olsaydı, tereddütsüz sever, ezber eder, “Acele Etme”lerin, “Kırmızı”ların, “Bu Yüzden”lerin yanına koyardım. Peki, eksik kalan ne? Galiba hâlâ bu Hande o Hande değil. Elektronik müzik merakı sonrası edindiği o tuhaf aksan ve şarkı söyleme biçiminden nihayet kurtulmuş görünse de, nedense hâlâ şarkılara sadece sesini veriyor Hande; ruhunu değil. Yersiz bir gayri ciddilik, bir alaycı tavır var sanki söylediği bütün yeni şarkılarda. Belki şu ana kadar söylediği şarkılar bunu gerektirmiştir de albüm çıktığında bu eleştirim manasız kalacaktır; bilmiyorum. Ama ben gayet eğlenceli, gayet parlak, gayet şahane bu pop şarkısını bile ilk duyduğumda “hah, tamam, işte bu!” diyemedim. Ve sanırım hâlâ onu demeyi bekliyorum.
Teklinin kapağına gelince… Genel olarak Hande Yener’in yıllardır kendine şiar edindiği görsel stiline (stilsizliğine mi demeliyim yoksa) defalarca yorum yaptım ama ben yoruldum, o ve ona bu akılları verenler yorulmadı. Farklı, sıra dışı ve etkileyici olmakla basit ve ucuz olmak arasındaki çizgi gözle görülmeyecek kadar ince değil oysa.


EGE – “YALAN”

2010 yılında “Suya Düşen Sesler” adlı bir albüm, 2012’de ise “Gelincik” adlı bir dijital tekli yayımlayan Ege’nin yeni teklisiYalan”, geçtiğimiz günlerde Seyhan Müzik etiketiyle dijital platformlarda satışa sunuldu.
Başından beri Akdeniz/Ege dolaylarında dolaşan müziği tam da o coğrafyadan kopup gelen sesiyle türün sevilen isimlerinden biri olan Ege, doğru şarkılar bulamadığından olsa gerek, ‘90’lardaki süksesini sonrasında devam ettiremedi. Basın bülteninde yazıldığına göre, bir süredir de kendi adını taşıyan zeytinyağı markası ile ilgileniyormuş. Hatta bu teklide yer alan şarkıyı da Egeolive markası ile ilgili yaptığı seyahatlerden birinde, katıldığı bir toplantıda duymuş ve çok sevdiği şarkıyı İzmirli bir müzisyen olan Kaan Kara ona hediye etmiş. (Söz meclisten dışarı; isimsiz bestecilerin isimli şarkıcılara bestelerini hediye etmekten başka bir çareleri olmuyor çoğu zaman. Bu da bu işin cilvelerinden biri…)
Bununla beraber şarkı sanki Ege için yazılmış gibi. Tam da bir Ege havası; aksak ritimli, makamlı… Kalkın sirtaki yapın ya da oturun ve (artık rakıyla mı olur uzoyla mı) demlenin; o derece. Erol Temizel düzenlemesi de yalansız dolansız ve en sade haliyle şarkının hakkını verir cinsten. Bir tek “seni sevmediğim yalan, seni unuttuğum yalan” cümlelerinin aynı adlı çok meşhur o Selami Şahin şarkısını akla getirmesi rahatsız etti beni. Ona da takılmazsanız ne âlâ.
Yine basın bülteninden alıntıyla, Ege’nin şarkı hakkında sarf ettiği cümle şöyleymiş: "Dünyanın en güzel şarkısı değil ama en samimi en sıcak şarkılarından biri, içimizdeki o yalnız ve kimsesiz çocuğu ortaya çıkarıyor." Bu cümleye, bir ilave de benden o halde: Evet, dünyanın en iyi şarkısı değil belki ama bence Ege’nin uzun zamandır söylediği en güzel şarkı.


GÜLŞEN & MURAT BOZ – “İLTİMAS”

Sezon başında en iddialı işlerinden birinin Gülşen ve Murat Boz ortaklığından çıkacağı bir süredir müzik dünyasında konuşuluyordu. “İltimas” adı verilmiş bu şarkı nihayet geçtiğimiz günlerde DMC ve Ozan Çolakoğlu Prodüksiyon işbirliğiyle önce dijital platformlarda servis edildi, sonra tekli olarak yayımlandı.
Sözleri Gülşen’e ait şarkının bestesini Gülşen ve Ozan Çolakoğlu birlikte yapmış. Düzenleme ise Çolakoğlu imzası taşıyor haliyle. Bu proje öncelikle Murat Boz’un, sıradan işlerle geçirdiği birkaç yıl ve bir tek “Vazgeçmem”le geçiştirdiği geçen yıldan sonra nihayet imajını da şarkıcılık kariyerini de toparladığı ve tekrar “star”lığa oynamaya başladığının altını çiziyor bence. Zira beğenin ya da beğenmeyin, kabul edersiniz ki Gülşen şu an popun birinci liginde top koşturan isimler arasında. Buradan bakınca da bu ortaklık daha ziyade Boz’a yarayacak gibi görünüyor. Ki birlikte yakaladıkları ve hem klibe, hem de fotoğraflara yansıttıkları iddialı görsellik her ikiliye bu kadar yakışmayabilirdi. Eh, ses uyumunu da üstüne koyarsanız, düetlerden düet beğendiğimiz (ya da beğenemediğimiz) bu dönemde bu buluşma hem göze hem de kulağa doğru geliyor.
Fakat ‘bu şarkı bu iddianın neresinde’ diye sorarsanız, cevap vermekte zorlanabilirim. Şarkı yazarı olarak Gülşen yine bildiğimiz Gülşen. Yeni neslin günlük hayatta konuşurken pek de itibar etmediği, şarkılarda da nispeten az kullanılmış eski bir kelimeden yola çıkarak çatısı çatılmış “yak”lı “söndür”lü şarkı sözleri ve arabesk nağmeli/melodili bir beste; buna karşın alabildiğine güncel, yüksek tempolu, “club” işi bir “sound”.
Gülşen ve Çolakoğlu ikilisi bunu neredeyse bir standart haline getirdiler nicedir ve görünen o ki satan da, alan da memnun. Gelin görün ki bu şarkının nakarat melodisi yakın zamanda Erdem Kınay’ın “Proje 2” albümünde Sibel Can tarafından seslendirilen “Alkışlar”a çok yakın bir yerlerden geçiyor. “Alkışlar”ın özellikle akustik versiyonunu dinleyin; benzerliği hemen fark edeceksiniz. Hatta isteğe göre üzerine bir tutam da Sezen Aksu’dan “Dünya Yıkılsa” nakarat yürüyüşü bile koyabilirsiniz. Elbette ne Gülşen’in ne de Çolakoğlu’nun böyle şeylere ihtiyacı yok; bu kadarı olsa olsa talihsiz tesadüfler olmalı.        
Yine de tüm bunlar 2010’lu yıllar pop müziğinin köşe başında sağlam bir yer edinmiş Gülşen ve her yaptığına itirazsız alkış tutan “fan” desteği bir yana, doğuştan “star” tozu yutmuş Murat Boz’un işbirliğine gölge düşürmeyecektir. Nitekim şarkı çoktan kendi kitlesini buldu ve 2014 yazının “playlist”lerine şimdiden girdi bile. İstesek de istemesek de bu yaz her yerde bol bol duyacağız. Bundan kaçınmak mümkün değilse, bir an önce sevmeye bakmalı.

YAVUZ HAKAN TOK, HAYAT MÜZİK, MAYIS 2014, İSTANBUL


Share this post

1 yorum Yeni Yorum Yap

  1. Adsız20:32

    Yanılıyorsunuz. Hande "elektronik müzik merakı sonrası edindiği o tuhaf aksan ve şarkı söyleme biçiminden" hala tam olarak kurtulmuş değil. Aslında arayıp da bulamadığımız eski şarkı söyleme stili değil, eski sesi. Sesi hala kendine gelemedi. O eski buğulu güzel güçlü sesi yok artık. Şu an sesi ince ve zayıf geliyor kulağa. Özelliklerde tizlerde bu çok bariz

    YanıtlaSil

 

Önemli Uyarı

Hayat Müzik Platformu 2006 yılında yayın hayatına başladı. Ahmet Erten’in editörlüğünde müzik sektörü ile buluşan blog, güncel albüm haberleri, değerlendirmeleri, röportajları ve konuk yazarları ile gündemin nabzını tutuyor.

Hayat Müzik Platformu'nda yayınlanan haberlerin ve röportajların izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır!

HAYAT MÜZİK (2006-2012)

HAYAT MÜZİK                                                            (2006-2012)
Kurucu/Editör Ahmet Erten İletişim: hayatmuzik@gmail.com

Magazin

© SADECE MÜZİK ! HAYAT MÜZİK!
Designed by GeCe