EMRE ALTUĞ, HAYAT MÜZİK'TE 

AHMET ERTEN'İN SORULARINI YANITLADI! I VOLTAGE FESTİVALİ 29 HAZİRAN'DA GERÇEKLEŞİYOR! MÜSLÜM GÜRSES'İN ''VEDA''SI RAFTA!

27 Eylül 2013 Cuma

YAVUZ HAKAN TOK EYLÜL TEKLİLERİNİ DEĞERLENDİRDİ!


EMEL SAYIN – “HEP BANA”

Emel Sayın’ı severiz; hem de pek çok severiz. Yazlık sinemalarda perdeyi dolduran yemyeşil gözlerine, Maksim gazinosunun sahnesinde salına salına yürüyüşüne, televizyon ekranında şarkı söylerken bir martı gibi süzülen ellerine ya da pikabımızda dönen plaklarından ipek bir şal zarafetinde odalarımıza dökülen sesine… Hepimiz bir gün bir sebeple âşık olmuşuzdur ona. Kıymetlidir, kıymetlimizdir. Pamuklara sarıp saklanasıdır.
Geçmişte o kadar anı biriktirmişizdir ki onun şarkılarıyla, “artık yeni bir şey yapmasa da olur” dediklerimizdendir aslında. Tıpkı Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Nilüfer, Erol Evgin ve benzerleri gibi. Ama emsalleri gibi o da geçmişinden sıkılmış ve kendini yenilemek istemiştir zaman zaman. Haksız da sayılmaz(lar). Heyhat, sırtınızda böylesi bir şaşalı kariyer taşıdığınızda, üzerine yeni bir şey eklemek hiç de kolay değildir.
Uzun süredir yeni bir albüm yapmıyordu Emel Sayın. En son 2009 yılında “Haylazım” adı verilmiş bir tekliyle dinleyici karşısına çıkmış, iki yeni şarkının bulunduğu bu tekli, o günün şartlarında pek de fazla ses getirmemişti. Bu arada eski albümleri kim bilir kaçıncı kez farklı kapaklar ve derlemelerle piyasaya sürülmeye devam ediyor, televizyonlarda dönüp duran eski filmleri hâlâ bayıla bayıla izleniyordu. Arada bir sahneye çıkıyor, yılların ondan hiçbir şey almadığını, aksine üstüne verdiğini de her defasında gösteriyordu. Mesela ben çocukluğum boyunca her yılbaşı gecesi televizyonda izlediğim Emel Sayın’ı 2013’e girerken sahnede canlı izlemekten ne kadar heyecan duyduğumu ve gece boyu kendime onun mu yaş almadığını, yoksa benim mi büyümediğimi sorduğumu yeri gelmişken söylemeliyim. Öyle de bir büyü yapıyor sahnede onu izleyenlere.
Emel Sayın’ın içinde iki yeni şarkı bulunan teklisi “Hep Bana”, geçtiğimiz günlerde Poll Production etiketiyle yayımlandı. Teklideki iki şarkının biri Tarkan’a, diğeri ise Sinan Akçıl’a ait.
Her ne kadar basın duyurularında “Emel Sayın ilk kez tarzının dışına çıktı,” dense de elbette bu doğru değil. Kariyeri boyunca klasik Türk müziği, popüler alaturka, yer yer arabesk ve zaman zaman da düpedüz pop şarkılar söyledi Emel Sayın. Hepsini kendi stiline bir şekilde uydurdu, o ayrı ama hiç birini hatırlamayanlar bile en azından Mavi Boncuk filminde söylenmiş aynı adlı şarkıyı, “Olmaz Böyle Şey”i filan mutlaka hatırlıyor olmalı. Kaldı ki ‘90’larda “Med Cezir”den “Hesap Ver”e birçok pop şarkısına da sesiyle dokunmuşluğu var.
İşin bir başka tarafı da teklide yer alan bu iki şarkının aslında ne kadar pop olduğunu da oturup tartışabileceğimiz gerçeği. Belki bu türler arası geçiş meselesine bu kadar da takılmamak lazım artık. Herkesin her şeyi söylediği bir dönemdeyiz ne de olsa. Böyle şeyler eskiden haber değeri taşırdı evet ama bence artık taşımıyor.
Söz ve müziği Tarkan’a, düzenlemesi Atınç Tombak’a ait “Hep Bana”, her notası, her kelimesiyle tipik bir Tarkan şarkısı. Daha doğrusu Tarkan’ın alaturka sosu bol, B sınıfı şarkılarından; hani Sibel Can’ın söylediği “Çakmak Çakmak”, “Çantada Keklik” filan gibi. Hal böyle olunca da Tarkan ve Emel Sayın buluşmasından çıka çıka bir Sibel Can şarkısı çıkmış olmasının hayal kırıklığını yaşıyorsunuz ilk dinleyişte.
Burada enteresan bir nokta var. Sibel Can’ın bütün sahne edası, tavrı, cilvesi, işvesi filan neredeyse birebir Emel Sayın’dan öykünmedir. Yıllar içerisinde üzerine fazlasını katıp, biraz da eski mesleği oryantal danstan beslenip kendi stilini yaratmış da olsa bilen bilir ki Sibel Can assolist olarak sahneye hazırlanırken, ona birileri Emel Sayın sahnesi çalıştırmıştır. Aslında o dönemde Sayın’dan etkilenmeyen de yok gibidir. Ne var ki hiçbirinin tutturamadığı bir doz vardır. Emel Sayın asaletle cilveyi öyle bir dengede tutar ki, ne cilve yapayım derken basitleşir, ne de asil olacağım derken soğuk kalır. Mesafeli bir sıcaklık, samimiyettir onunki. Yani Sibel Can’ın ve Tarkan’ın birbirine çok denk düşen edaları Emel Sayın’a eğreti durabilir ki durmuş. Benim tanıdığım, bildiğim ve sevdiğim Emel Sayın “Aç aç gözü aç, doymak bilmiyor,” demezdi mesela. Demeseymiş de keşke. Onu da geçtim, şarkının dolaştığı tonlar da Sayın’ın sesine uygun değil; hele A bölümündeki konuşmalı kısımlar pek fena. Keşke Tarkan bu şarkıyı Sibel Can’a verseymiş de Emel Sayın’a daha ruhuna, stiline, zarafetine ve de sesine uygun bir şarkı yazsaymış.
Teklideki ikinci şarkı olan “Dönme Dolap”ın söz ve müziği gibi düzenlemesi de Sinan Akçıl tarafından yapılmış. Akçıl şarkılarına karşı hislerim açık ve net olmasına karşın, diğerine göre bu şarkının Emel Sayın’a çok daha fazla yakıştığını söyleyebilirim. Akçıl belli ki Emel Sayın’ın arabeske göz kırptığı ‘70’ler sonu ‘80’ler başı dönemine sıkı çalışmış ve o tatta bir şarkı çıkarmış ortaya. Piyanolu bir girişle de Yeşilçam şarkılarına selam vermiş. Buraya kadar amenna... Gelin görün ki benim yaşım kadar, hatta daha fazla yıldır şarkı söyleyen Emel Sayın nasıl olmuş da Akçıl’ın şarkı söyleme biçiminin etkisi altına girmiş, onu anlamak mümkün değil. Özellikle şarkıdaki “olmayacak, durmayacak, yaşayacak, şaşıracak” kelimelerinde Akçıl’ın alamet-i farikası bozuk prozodisini birebir duyuyor ve şaşırıyorsunuz haliyle. Çünkü bildik alaturka şarkıların mecburi prozodi hatalarını saymazsak, Emel Sayın böyle söylemez normalde. Faraza, Akçıl “Böyle söyleyin, böyle güzel oluyor, gençler bunu seviyor” demiş olabilir mi acaba?
Tüm bunlar bir yana, teklinin kapak fotoğraflarına kelimenin tam anlamıyla bayıldığımı söyleyebilirim. Fotoğrafları kimin çektiği kartonete yazılmamış ama fikir aslında yeni değil. 1985 tarihli 33’lüğün arka kapağında Emel Sayın yine benzer bir poz vermiş, ‘70’li yıllara ait siyah beyaz fotoğraflarını elinde tutarak yüzünün bir kısmını kapatmıştı. Bu defa o albüme ait bir fotoğrafın arkasına saklanmış Sayın. Böylece geçmişe şık bir gönderme yapılmış; hem de görsel estetiği yüksek kareler yakalanmış. Keşke aynı özen kullanılan yazı ‘font’u için de gösterilseymiş.


BERKAY – “DOKSANA BİR KALA”
İlk albümünü 2010 yılında piyasaya çıkaran Berkay, 2012 yılında da Elif Nun’la birlikte seslendirdiği “Aşk Sadece” adlı şarkıyı tekli olarak yayımlamıştı. Berkay’ın yeni teklisi “Doksana Bir Kala”, geçtiğimiz günlerde Poll Production etiketliyle müzik market raflarında ve dijital platformlarda yerini aldı.
İddialı bir ilk albümle yol çıkmıştı Berkay. Bir albümde “Taburcu”, “Dejavu” ve “Lolita” gibi üç ‘hit’e sahip olmak az şey değildi. 
Ne ki ilk iki şarkıda şarkıların bestecisi Soner Sarıkabadayı’nın etkisini belirgin bir şekilde hissettiriyor, üçüncüsünde ise “Şıkıdım”la mahallenin laf atan delikanlısı prototipini pop müzik dünyasına kazandırmış Tarkan’ın libidosu bir parça daha yüksek ve biraz daha maskulen halini önümüze sunuyor; yani neresinden baksanız yeni bir şey yapmıyordu. Öte taraftan daha arabesk dozu yüksek şarkılar da vardı albümde. Kliplerinden ve fotoğraflardan yansıyan görselliğin de Berkay’ın işini bir parça zorlaştırdığını düşündüm hep. Yani yanlış bir imaj çalışması da vardı ortada.
Ama en iyi çıkış yapan şarkıcı ödülünü kaptı” diyebilirsiniz. Doğru, kaptı; şayet bunu tek başına bir başarı kriteri kabul edersek. Oysa arkasını nasıl getireceği, ödülden daha önemliydi ki, işte şimdi onu görüyoruz.
Berkay cephesinde değişen bir şey yok. Teklideki iki şarkıdan biri yine “Şıkıdım”ın izinden gidiyor; diğeri ise arabesk sularında yelken açıyor. Söz ve müziği Ayla Çelik’e, düzenlemesi Tolga Kılıç’a ait “İzmirli”, bu tarz şarkılardan hala sıkılmamışlar için gayet eğlenceli olabilir. Radyolar sever mesela ki sevdiler de zaten. Ama şarkıda bahsi geçen, hain rüzgârın eteklerini savurduğu ‘zilli’, ‘90’larda Tarkan şarkılarında yakmıştı o yangınları; sonra evlendi, çoluk çocuk sahibi oldu. Biz büyüdük, dünya değişti, müzik anlayışları da öyle. Biri ‘deja vu’ mu demişti?
Her şeye rağmen seveceksek bu şarkıyı, biraz daha ritmik olsa, temposu bir parça daha yüksek olsa mesela, daha çok sever, en azından dans ederdik sanki. Kısmet “remix” versiyonuna artık.
Teklinin ikinci şarkısı “Beni Benden Alırsan” söz ve müziği Yıldız Tilbe’ye ait bir şarkı. Düzenlemeyi ise Çağrı Telkıvıran yapmış. İlk kez 2003 yılında İbrahim Tatlıses, “Seni Sana Bırakmam” adıyla söylemişti bu şarkıyı. O zaman bu zaman pek sevilir. Özellikle canlı müzik çalınan mekânlarda illa ki istenir, çalınır, söylenir. Neresinden baksanız vasat bazı şarkılar neden bu kadar kalbe dokunur, dile düşer; o ayrı bir tez konusudur ama bu şarkıyı yeniden seslendirmek ticari açıdan çok parlak bir fikir olmuş, orası kesin. Bu şarkı klip çekildikten sonra Berkay’a şu ana kadar kazandığından çok daha fazla popülerlik kazandırırsa şaşırmayalım bence.
Teklinin Hasan Kuyucu imzalı kapak fotoğrafları Berkay’ın dinleyici nezdindeki görsel algısını yanlış yönlendirmeye devam ettiğini gösterir gibi. Bu konuda Berkay’a acil yardım lazım.

MUSTAFA SANDAL – “TESİR ALTINDA”
Kime, neye karşı bilinmez ama Gülşen belli ki epeyce hırslandı bu ara. Kendi şarkılarıyla belirli bir rüzgar yakalamışken, Ajda’ya ve dahi Mustafa Sandal’a ‘hit’ olsun diye yazılmış şarkılar vermesi, bir nevi kendine rakip yaratması boşuna değil. Vardır bir bildiği.
Mustafa Sandal Şubat ayında yayımlanan “İki Tas Çorba” teklisiyle DMC’ye transfer olduğunu ilan etmişti. 2012 çıkışlı “Organik”in beklentilerin epeyce altında kaldığı düşünülürse, bir kan değişikliği gerekli idi zaten. Ama bana kalırsa Sandal için gerekli kan değişikliği, yapım firmasından ziyade şarkıları ile ilgiliydi. ‘90’lardaki Mustafa Sandal’ı sevmiştik evet ama onu bize sevdiren sınırlı sesinden ziyade şarkıları, kendine has, yer yer sempatik tavırları ve dansı olmuştu, bunu kabul etmek lazım. Bu denklemden şarkı etkenini çıkarınca geriye 20 senedir kanıksadığımız ve hadi itiraf edelim, biraz da sıkıldığımız sempatik adamdan başka bir şey kalmıyordu ki nicedir öyle olmuştu.
İşe buradan baktığınızda popun yeni yükselen değeri Gülşen’den ‘hit’ potansiyeli olan bir şarkı almak hiç de fena fikir değil. Nitekim “Tesir Altında” Mustafa Sandal cephesinde olumlu bir kıpırdanma sağladı. Bir başyapıt değil belki ama kolay dile dolanan ve Sandal’a çok da uygun yapısıyla bu anlamda misyonunu yerine getirmiş bir şarkı “Tesir Altında”. Buradan bir ders çıkarıp, artık başka bestecilerin şarkılarıyla yol almalı Mustafa Sandal. Nitekim teklideki diğer şarkı da buna işaret ediyor. Bir Mustafa Sandal bestesi olan “Vardır Bir Numarası”, hiçbir etki yaratmayan, standart bir B yüzü şarkısı olmaktan öteye gidemiyor çünkü.
Kırklı yaşlarını sürmekte olan erkek popçuların işi yaşıtları kadın popçuları göre daha zor ama büsbütün umutsuz değil tabii durum. Aslında mesele yaşa başa bakmadan yenilenmekte. Mesela ben Mustafa Sandal olsam, “ben artık ununu elemiş, eleğini asmaya hazırlanmış bir popçuyum ve sahiden ne yapacağımı bilemiyorum” görüntüsü veren o kapak fotoğrafını asla kullanmazdım.


YUSUF ÇİM – “OLSUN Bİ’ KERE”
Eskiler şu veya bu şekilde işlerini yapmaya devam ededursun, açtıkları yoldan yeniler de geliyor; bu kaçınılmaz. Bu deveranı inkâr etmek aymazlık olur. Hatta bir parça pozitif ayrımcılık bile yapılabilir yenilerin yollarını bulabilmeleri adına. Ama bırakın bunu biz yapalım, dinleyici yapsın, radyolar, televizyonlar yapsın. Çünkü siz ne kadar abartırsanız abartın, bir şarkıcı ya da bir şarkı sevilmemişse, ağzınızla kuş tutsanız nafile.
Bunları yazmamın sebebi, sıfır kilometre bir isim olan Yusuf Çim’in lanse ediliş biçimi. Sosyal medyada başlatılan küçük çaplı bir ‘viral’ türü manevralar elbette olacak, olmalı da zaten. Ama basın bültenlerinde kullanılan “yeni yüzyılın starı” ifadesi nedir Allah aşkınıza? Bir kere yeni yüzyıl başlayalı 13 sene oldu; yani milenyum esprisi çoktan eskidi. İkincisi Yusuf Çim’e bu payeyi kim, nasıl ve ne zaman verdi?
Bu tip gereğinden fazla abartılmış ifadelerin ve iddialı başlangıçların yarardan çok zarar getirdiğini kaç kez gördük oysa. Evet Yusuf Çim gayet yakışıklı, fiziğiyle ilk bakışta dikkat çekecek, böylelikle de emsallerinden bir adım öne geçecek bir genç adam. Modellik kariyerinin, bir pop yıldızı olmak için ona artı getireceği de bir gerçek. Sesi de belirli bir hedef kitlesini çarçabuk yakalayacak kadar genç tınlıyor. Basın bülteninde sahne sanatları ve şan eğitimi aldığı da yazılmış; eh bu da bir avantaj. Yani doğru kullanılırsa iyi işlenebilecek bir malzeme var elde. Hal böyleyken üzerine fazladan bir iddia koymaya gerek var mıydı, tartışılır.
Teklide söz ve müziği Ender Çabuker’e ait “Olsun Bir Kere” adlı şarkının beş farklı versiyonu var: Aranjesini Tolga Kılıç’ın yaptığı orijinal versiyon, Cemre Burak versiyonu, Ender Çabuker versiyonu, Cihat Uğurel tarafından yapılmış “remix” versiyon ve bir de “karaoke” versiyon. Neresinden baksanız ortalama Türk popu standartlarındaki bu şarkıyı sevdiyseniz şayet, her bir versiyondan ayrı keyif alabilir, hatta “karaoke” versiyonun üzerine siz de söyleyebilirsiniz. Ama ben olsam bu kadar iddianın içini daha çarpıcı bir şarkıyla doldurmayı tercih ederdim. Bu yol, Murat Boz’un, Murat Dalkılıç’ın ve emsallerinin yolu çünkü ve buradan edinilecek hayran kitlesi olsun olsun Boz sever, Dalkılıç beğenir kitle olacak; daha fazlası değil.
Buna karşın yukarıda saydığım avantajları üst üste koyarsak, önümüzdeki dönemde pop arenasında Yusuf Çim adını sıklıkla duymamız şaşırtıcı olmayacak.

YAVUZ HAKAN TOK, HAYAT MÜZİK, EYLÜL 2013, İSTANBUL
Share this post

0 yorum Yeni Yorum Yap

 

Önemli Uyarı

Hayat Müzik Platformu 2006 yılında yayın hayatına başladı. Ahmet Erten’in editörlüğünde müzik sektörü ile buluşan blog, güncel albüm haberleri, değerlendirmeleri, röportajları ve konuk yazarları ile gündemin nabzını tutuyor.

Hayat Müzik Platformu'nda yayınlanan haberlerin ve röportajların izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır!

HAYAT MÜZİK (2006-2012)

HAYAT MÜZİK                                                            (2006-2012)
Kurucu/Editör Ahmet Erten İletişim: hayatmuzik@gmail.com

Magazin

© SADECE MÜZİK ! HAYAT MÜZİK!
Designed by GeCe