EMRE ALTUĞ, HAYAT MÜZİK'TE 

AHMET ERTEN'İN SORULARINI YANITLADI! I VOLTAGE FESTİVALİ 29 HAZİRAN'DA GERÇEKLEŞİYOR! MÜSLÜM GÜRSES'İN ''VEDA''SI RAFTA!

14 Aralık 2012 Cuma

YAVUZ HAKAN TOK ''DEMET AKALIN''I YAZDI!



“GİDERİNE SAĞLIK!”
DEMET AKALIN – “GİDERLİ 16”




Çok değil, bundan bir beş yıl kadar önce “gideri var” dendiğinde akla gelen ya tuvalet, ya lavabo, hadi bilemediniz balkon filan olurdu en fazla. Ne oldu, nasıl oldu bilmiyorum ama aynı tabir zaman içerisinde önce erkek argosunun bel altı niteleme sıfatlarından birine dönüştü, oradan da “uyar/ satar/ iş yapar/tutar”a evrildi. Yani nicedir lisanımızda “gideri var” ya da “giderli” tabirlerini kullanmak ayıp/kaba/çirkin bir mana ifade etmiyor. Bereket ki öyle. Yoksa büyük şehrin büyük büyük ilan panolarında, müzik maket vitrinlerinde, internette âlemindeki dijital platformlarda çarşaf çarşaf duyurulan bu yeni albümün adını yadırgayabilir, “Yok artık!” diye şaşırabilirdik; söz konusu albümün sahibi, başından beri “harbi kız” diye bildiğimiz, bundandır ki argosundan, jargonundan (“Senin Anan Güzel mi?”yi hatırlayın)sual etmediğimiz Demet Akalın bile olsa.

Albüm kapağında “giderli” kelimesinin yanında duran 16 rakamı ise Akalın’ın kariyerindeki on altıncı yıla atıfta bulunuyormuş. Yani toplamda neresinden baksanız MIRC ya da MSN gibi eski nesil internet iletişim ağlarının alâmeti farikası “nick”lerden biri gibi duran albüm adının taşıdığı gizli ve derin mana çok etkileyici. Hadi onu da bırakın bir kenara, Demet Akalın şarkılarının hedef kitlesini on ikiden vuracak bu albüm adının ticari “gideri” bile yeter meselenin özüne vakıf olmaya. Kral TV’ye konuk olacağı zaman döndürülen tanıtım videolarına “giderli şarkıların atarlı şarkıcısı” deniliyordu Demet Akalın için. ‘Bak işte albümün adı misyonunu yerine getirmiş’ diye geçirdim içimden. İçimden daha başka neler geçirdiğimi ise tarafgir olmamak adına şimdilik açık etmeyeceğim.

Henüz mankenlere eninde sonunda şarkıcı olma zorunluluğu getirilmediği yıllardı. Daha sadece “olur mu/olmaz mı” tartışmaları yapılıyordu. Kimseyi yapmakta olduğu iş nedeniyle yapmak istediği başka işleri denemekten mahrum etme hakkımız yok. Herkes her şeyi deneyebilir, velev ki başarılı da olabilir diye düşündüğümden, vakti zamanında Ahu Tuğba’nın, Güngör Bayrak’ın, Banu Alkan’ın ve dahi bilumum Yeşilçam yıldızlarının şarkıcılık serüvenlerini eğlenerek takip ettiğimden, hiç de karşı değildim mankenlerin şarkı söylemesine. Kaldı ki “Sebebim” şarkısıyla ilk çıkışını yaptığında “Bu kız hiç de fena söylemiyor yahu,” diyen bir tek ben de değildim. E bir de popüler müzikte güzel kadın kontenjanı sınırsızdır bilirsiniz. Neden olmasındı yani?..


Oldu da nitekim. Demet Akalın allem etti, kallem etti, bu işe baş koydu ve hatırı sayılır bir şarkıcılık kariyeri edinmekle kalmadı, iki binli yılların pop müziğine adını star olarak yazdırmayı da başardı.

Elbette şarkıcılık denen şey öğrenilebilir ve geliştirilebilir bir şey olsa da, her insanın doğuştan sahip olduğu ses sınırları da belli. Demet Akalın hiçbir zaman bir Ümmü Gülsüm olmadı ama gerek kendisi, gerekse birlikte çalıştığı müzisyenler onun ses sınırlarına uygun, doğru şarkıları seçmeyi hep iyi bildi. Öte yandan aşkları, ayrılmaları, evlenmeleri, boşanmaları, meslektaşlarıyla girdiği polemikler, zaman zaman kaçan dilinin ayarı filan bir taraftan baktığınızda sıkıcı görünse de göze, diğer taraftan söylediği şarkıları inandırıcı kıldı. Öyle ki zaman içerisinde sahiden de “atarlı” şarkılar ondan sorulur hale geldi.

Zannederim cinsiyet eşitsizliğinin bu kadim coğrafyasında aldatılan, kandırılan, hırpalanan ve bu sebeplerden mütevellit bulduğu ilk fırsatta erkeğe bayrak açan, çemkiren, intikamı acı olan kadın modeli, daha uzun çok yıllar şarkılarla slogan atmaya devam edecek. Bu yeri gelecek Füsun Önal gibi şımarık ve neşeli, yeri gelecek Ajda Pekkan gibi snob ve mağrur, yeri gelecek Demet Akalın gibi “atarlı” bir tavırla olacak; ama mutlaka olacak. Varılan bu nokta itibarıyla baktığınızda da, Demet Akalın’ın üzerine epeydir yapışan ve de hiç “çakma” durmayan bu etikete sahip çıkmasının ve ısrarla taşımaya devam etmesinin anlaşılamayacak bir tarafı yok. O da “Giderli 16”yla taşımaya devam diyor zaten.

Tabii iki binlerden iki bin onlara çoktan avdet ettiğimiz bu zaman diliminde aynı söylemi, aynı üslup, aynı lisan ve aynı müzikal içerikle ısıtıp ısıtıp slogan etmenin yaratacağı bıkkınlığı, eskimişlik ve orijinalliğini kaybetmişlik algısını göz ardı etmemek kaydıyla. Ben kendi adıma bu albümde Demet Akalın’dan hep bir ‘tık’ ileri gitmesini, bir yeni kapı açmasını, bir fark yaratmasını bekledim. “Giderli 16” birkaç şarkıda bu beklentiyi yakalasa da, bütüne baktığımızda Akalın’ın önceki işlerine kıyasla çok yeni, çok farklı durmuyor.


Mesela ilk bakışta “Yılan” gibi yavaş bir şarkıyla çıkış yapmak ters köşe gibi görünüyor. Şarkıcılığına her zaman hafif dudak bükerek yaklaştığımız bir şarkıcı, adeta rüştünü ispat çabasında, zor bir şarkının altından vokalsiz ve teknik desteksiz bir şekilde, başarıyla kalktığının altını çizmek istiyor. Kalkıyor da nitekim. Hatta şaşırttığı bile söylenebilir. Şarkının Erhan Bayrak tarafından yapılan piyano ağırlıklı, yer yer tangoya göz kırpan düzenlemesi de buna destek oluyor.

Buna karşın ben kendi adıma Akalın’ın bu şarkıda şarkının bestecisi Ersay Üner’le değil de, mesela Emre Aydın gibi, (Gripin’in solisti) Birol Namoğlu gibi ya da ne bileyim (Zakkum’un solisti) Yusuf Demirkol gibi beklenmedik bir isimle, dinleyeni faka bastıracak, onun müziğinden uzak başka bir kitlenin de dikkatini çekecek bir isimle düet yaparak rüştünü ispat etmesine şahit olmak isterdim.

Albümde “Yılan”ın yanı sıra fark yaratan iki şarkı daha var. Bunlardan birisi benim kadar dinleyen herkesin de doğrudan ilgisini çeken “Türkan”. İçinde bir tutam müzikal tadı, bir tutam “swing”, bir tutam sirtaki, mebzul miktarda oryantal barındıran, teatral şarkı sözleri ve eğlenceli düzenlemesiyle de alışageldiğimiz Demet Akalın şarkılarının önüne çıkan bir iş. Hatta son zamanlarda duyduğum en iyi pop müzik şarkısı. Besteci Gökhan Tepe’yi ve söz yazarı Ayla Çelik’i ve de düzenlemeyi yapan Erhan Bayrak’ı tebrik etmek lazım. Demet Akalın’ın da bu şarkıda şarkıcı olarak yeterince parlak bir performans gösteriyor.

Benzer şekilde yine Erhan Bayrak tarafından düzenlenen Altan Çetin bestesi “Lades”in de günümüz Türk pop standartlarının üzerine çıkan, daha modern ve genç bir çizgide olduğu ilk dinleyişte fark ediliyor.

Bu üç şarkıyı bir kenara koyarsak, albümün geri kalanı ortalama bir Demet Akalın albümünden daha fazlasını vaat etmiyor. Her ne kadar Akalın bu albümde daha önce çalışmadığı farklı bestecilerden şarkılar almış olsa da, durum böyle.

Öncelikle söylemek lazım ki Demet Akalın’ın her albümünde olduğu gibi bu albümünde de gereğinden fazla arabesk motif taşıyan yavaş şarkı var. Her ne kadar kendisi arabeski çok sevdiğini söylese ve bundan gocunmasa da, Demet Akalın’ın ‘dişi Hakan Altun’ olma çabası çok anlamlı gelmiyor kulağa. Başka bir teknik, başka bir hançere ve ses aralığı isteyen o müzik türünü sevmek ve dinlemek ile söylemeye heves etmeyi ayrı kefelerde tartmalı Demet Akalın. Bu anlamda “Yılık Karşımdan”, “Son Sözüm Aşk”, “Ağlıyorum” ve “Nasip Değilmiş” gibi şarkıların yarattığı eksik etkinin yerine “Bir Oğlumuz Var” ve “Ah Sevgilim” gibi daha yumuşak ve daha sesine uygun yavaş şarkıların yarattığı doğru etkiyi tercih etmeli.

Her ne kadar yola çıktığı ilk günden bu yana şarkıcılık tekniği açısından bir hayli ilerleme kaydettiyse de, hâlâ yer yer prozodi hataları yapıyor (kim yapmıyor, o da ayrı konu), sesli harflerin içini yeterince dolduramıyor, bazen seslendirdiği kelimelerin anlamı, teknik olarak doğru okuma kaygısının içinde kayboluyor. Ve bu kusurlar kendini en çok arabesk nağmeli yavaş şarkılarda gösteriyor.

Buna karşılık Akalın’ın solist olarak en başarılı olduğu şarkıların alaycı, tavırlı, “atarlı” şarkılar olduğu bir gerçek. Zaten ondan büyük yüzdeyle beklenen de bu. Buradan bakıldığında bir Gökhan Şahin bestesi olan “Giderli Şarkılar”, Murat Güneş imzalı “Aşk Yuvamız”, Ersay Üner şarkısı “Sepet” ve sözü müziği Ceyhun Çelikten’e ait “Kalbindeki İmza”, birer birer standart Demet Akalın “hit”leri arasına girebilecek potansiyelde şarkılar.

Yine bir Ceyhun Çelikten şarkısı olan “Felaket” ve sanki sadece Akalın’ın ezeli rakibesine nispetle albüme konulmuş gibi duran (boşuna birinci sırada değil ya) Sinan Akçıl bestesi “Ne Büyük Aşk”, vasatın üzerine çıkamayan şarkılar.

Toplamda 16 şarkı ve 1 versiyondan oluşan albümde Demet Akalın bir Niran Ünsal bestesi olan “Nasip Değilmiş”de Özcan Deniz’le, “Yıkıl Karşımdan”da ise şarkının bestecisi Gökhan Özen’le düet yapıyor. Bu düet seçimlerinin de yukarıda bahsettiğim gerekçeyle doğru seçimler olmadığı kanaatindeyim. Hele ki Gökhan Özen ve Demet Akalın’ın stüdyoda birlikte verdikleri bir röportaja şahit oldum ki sormayın. Neymiş, Gökhan Özen öyle kolay kolay röportaj vermezmiş de Akalın’a bir güzellik yapmışmış. Ve hatta aynı güzellik çerçevesinde şarkının klibinde oynamaya da ikna olasıymış. Kim kimin şöhretine gebe diye düşündüm ister istemez. “Ne gerek var?” diye sordum bir de.

Albüm kartonetini süsleyen Müjdat Kupsi imzalı fotoğraflar, Özlem Semiz imzalı grafik tasarım, Akalın’ın imajı, saçı ve kostümü bu pop baştan ayağa pop albümü bütünler nitelikle. Ne bir eksik, ne bir fazla. Hatta bugüne dek yapılan en iyi Demet Akalın kartonet çalışması olduğu dahi söylenebilir.

Bu albümün uzun süre gündem teşkil edeceği, sektörün şu zor zamanlarında iyi bir satış grafiği çizeceği, şarkıların dijital platformlarda çok dinleneceği, çok indirileceği, sosyal medyada çok gündem teşkil edeceği gün gibi ortada (ki öyle de oluyor albüm çıktı çıkalı.) Bu aralar pop müzikte sayılı isim ve sayılı albüm için bu sözleri sarf etmek mümkün. Buradan hareketle Demet Akalın’ın bir kez daha kendi kulvarında depara kalktığı söylenebilir.

Şayet kendini bin kere tekrar etse de, daha fazlasını hiç vaat etmese de severim, dinlerim, coşarım, koparım ben “giderli şarkıların atarlı şarkıcısı”yla derseniz, bu albüm önümüzdeki iki yıl sizi idare eder. Yok eğer fark yaratması, yön tayin etmesi, yeni bir adım atmasıysa bir pop stardan beklentiniz, tadı çabuk kaçan bir çiklet çiğnemek olacak bu albümden tek kârınız. Ne gam! “Giderine sağlık Demet!” der, oradan devam edersiniz.

YAVUZ HAKAN TOK, ARALIK 2012, HAYAT MÜZİK

Share this post

1 yorum Yeni Yorum Yap

  1. eren14:58

    Belli albümleri yeterince iyi bulmadığınız için yazmadığınızı düşünüyordum ama bunun hakkında da yazdıysanız nisan ayında çıkan Mustafa Ceceli'nin ES albümünü niye es geçtiğinizi anlamak zor.

    YanıtlaSil

 

Önemli Uyarı

Hayat Müzik Platformu 2006 yılında yayın hayatına başladı. Ahmet Erten’in editörlüğünde müzik sektörü ile buluşan blog, güncel albüm haberleri, değerlendirmeleri, röportajları ve konuk yazarları ile gündemin nabzını tutuyor.

Hayat Müzik Platformu'nda yayınlanan haberlerin ve röportajların izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır!

HAYAT MÜZİK (2006-2012)

HAYAT MÜZİK                                                            (2006-2012)
Kurucu/Editör Ahmet Erten İletişim: hayatmuzik@gmail.com

Magazin

© SADECE MÜZİK ! HAYAT MÜZİK!
Designed by GeCe