EMRE ALTUĞ, HAYAT MÜZİK'TE 

AHMET ERTEN'İN SORULARINI YANITLADI! I VOLTAGE FESTİVALİ 29 HAZİRAN'DA GERÇEKLEŞİYOR! MÜSLÜM GÜRSES'İN ''VEDA''SI RAFTA!

19 Aralık 2012 Çarşamba

HAFTANIN KONUK YAZARI : ''MAVİ''

"ÇOK SESSİZLİK"


Çok çok eski değil, 90lı yıllarda "çok seslilik"le tanıştık. Trt döneminin tektip kıyafet, sakıncasız söz, abartısız hareket gibi şablonlarının aksine her renkten her duygudan insan, hikaye ve melodi akmaya başladı üstümüze. Artık özel müzik kanallarımız vardı ve sesini duyurmak isteyen herkes kendini ifade edebileceği bir platform bulabiliyordu. Bir kalabalık ve kirlilik yaşanmadı değil, ancak müdahale etmeye gerek olmadan aynen doğadaki gibi taşlar yerine oturdu ve iyi olanlar varlığını sürdürmeye devam ederken, "tek seferlik" olabilecekler bir an dikkat çekip kayboldu. Bu dönem sayesinde Umay Umay'ın keskin sözleri,
Cemali'nin efsanevi şarkısı ve klibi, Ünlü'nün provokatif "Rüya"sı, Mansur Ark gibi bir enerji küpü, Nazan Öncel'in lafını esirgemeyen hafif mazoşist şarkıları ve hırçın klipleri kendine yer bulabildi. Bugün milyonlar bu insanları ve şarkıları biliyorsa, Fatih Erdemci "Ben Ölmeden Önce" çaldığında eski bir arkadaşı görmüş gibi coşkuyla doluyorsa, işte bu "çok seslilik" döneminin armağanıdır. 
Bu isimler sene 2012 itibariyle sıfırdan başlıyor olsalar klip kaliteleri, mesajları, sözleri sebebiyle "elek"ten geçemeyebilir, bütün bunlardan geçseler dahi hazır kitleleri ve reyting garantileri olmadığı için dinleyicilere asla ulaşmadan kaybolup gidebilirlerdi. Dinleyicilere ulaşamadan kitle oluşturmanın mantıksal olarak imkansızlığından bahsetmiyorum bile. Yeni düzende tıpkı her dükkanı kapatılıp zincir markalara teslim edilen Beyoğlu gibi, bir bir kapanan küçük kitapçılar gibi, mütevazi ve kişisel olan her üretim gibi toptan redle karşı karşıyalar. Bahsettiğim şey bu dağıtım gücüne sahip olanların hayır işi yapmaları gerektiği değil tabii ki. Ticari bir işle uğraşan kişilerin ticari çıkarlarını gözetmeleri gerekiyor elbette. Ve toplumun ortalamasını baz alıp ona uygun ürünler verdiğinde de çoğunluğu yakalayabiliyor.

Ancak bir şeyi sekiz kere sunarken ikişer kere de başka şeyleri sunup hem üretene hem tüketene seçenek tanımayınca ve hep benzer kriterleri gözetince o cafcaflı yağ kokulu hamburgerciden pek bir farkınız kalmıyor. 
İnsanlara aynı şeyleri dayatmanın (ve kötü ama dile dolanır reklamlardaki gibi yirmi kereden sonra zorla ezberletmenin) müzikle pek bir alakası olmuyor. O dönemin bir şekilde popüler olmuş ve belki bir süre sonra sıkılıp tamamen alaşağı edilecek isimlerine bu kadar yaslanmak hiçbir şekilde "zevk" ya da modernite göstergesi olmuyor.
Yabancı şarkıcıların (hatta ülkemizde de iyi tanınan) şarkılarını adapte edip besteci olarak da kendi adını yazan, yakalanınca saflığa vuran, tamamen kendi yaptığı şarkılarda ise Türkçe'ye olmayacak müdahalelerde bulunup şuursuzca yeni fiiller yaratan egosu şişik insanların sanki yeni bir Uzay Heparı imiş gibi gazlanmasından, aynı loop'u ısıtıp ısıtıp önümüze koyan isimlerin büyük kompozitör şeklinde piyasaya pompalanmasından onlar kadar sizler de sorumlusunuz.

Bu yazının kendi çalışmalarımla ilgili yakınma gibi algılanmaması adına da şu küçük açıklamayı borç bilirim: Ben daha yolun çok başında ve vokal olarak da, şarkı yazarı/besteci olarak da henüz amatör sayılacak bir isimim. Yazımın başında saydığım isimlerle kendimi bir tutuyor değilim. Gönül ister ki bu duruma rağmen insanlara ulaşabileceğim kanallar bu kadar tıkanık olmasa ve eleştirilerle yorumlarla büyüyüp ilerletebilsem kendimi. Ancak benim kişisel pozisyonumdan öte şu sorular fena halde kafamı kurcalıyor:


Neden bu sene Korhan Futacı ve Kara Orkestra'nın "Ben yine sana vurgunum" klibini hiç göremedim de ismi kendinden fena bir "sözde rock" grubunun şarkılarını ezberlemek zorunda bırakıldım? 

Neden yüz radyo kanalından sadece bir tanesi bile Jehan Barbur çalmadı? Can Bonomo Eurovision'a gitmemiş olsa şu anki konumuna gelmesi şu piyasa şartlarında kaç yılını alırdı? En önemlisi insanlar "yeter ki yayınlanma şansı olsun" diye modifiye ettikleri şarkılarını bir de tamamen içlerinden geldiği gibi yapabilseler acaba müziğimiz ne durumda olurdu?
Mavi/Hayat Müzik/2012
Share this post

0 yorum Yeni Yorum Yap

 

Önemli Uyarı

Hayat Müzik Platformu 2006 yılında yayın hayatına başladı. Ahmet Erten’in editörlüğünde müzik sektörü ile buluşan blog, güncel albüm haberleri, değerlendirmeleri, röportajları ve konuk yazarları ile gündemin nabzını tutuyor.

Hayat Müzik Platformu'nda yayınlanan haberlerin ve röportajların izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır!

HAYAT MÜZİK (2006-2012)

HAYAT MÜZİK                                                            (2006-2012)
Kurucu/Editör Ahmet Erten İletişim: hayatmuzik@gmail.com

Magazin

© SADECE MÜZİK ! HAYAT MÜZİK!
Designed by GeCe