EMRE ALTUĞ, HAYAT MÜZİK'TE 

AHMET ERTEN'İN SORULARINI YANITLADI! I VOLTAGE FESTİVALİ 29 HAZİRAN'DA GERÇEKLEŞİYOR! MÜSLÜM GÜRSES'İN ''VEDA''SI RAFTA!

17 Ekim 2012 Çarşamba

YAVUZ HAKAN TOK ''ÜÇ TEKLİ DAHA'' YAZDI!



ÜÇ TEKLİ DAHA!

Ekim ayında olmamıza rağmen sonbahar yağmurları hâlâ başlamadı ama müzik piyasasındaki tekli yağmuru sürüyor. İşte üç yeni tekli daha!

 
FETTAH CAN – “RÜZGÂR EKTİM FIRTINA BİÇECEĞİM”

Geçtiğimiz yaz başında, başka şarkıcılara verdiği bestelerini bir albümde toplayarak bu defa kendi seslendiren Fettah Can “Aklımda Kalanlar” adlı bu albümden henüz iki şarkıyı kliplendirmişti ki, dijital ortamda yayımlanan yeni bir şarkıyla tekrar karşımıza çıktı. “Rüzgâr Ektim Fırtına Biçeceğim” adını taşıyan bu yeni şarkı, geçtiğimiz günlerde Dokuz Sekiz Müzik etiketiyle internet ortamında servis edildi, radyolara dağıtıldı.
Pop müziğin gerekleri içerisinde, kendi mantığında doğru, iyi şarkılar yapıyor Fettah Can. Akılda kalıcı melodiler, abartısız ve iddiasız sloganlar buluyor. Bugüne dek besteci olarak çok sayıda “hit” şarkıya imza atması da bundan. Kendi söylediği şarkıları ise dinleyici yormayan, zorlamayan düzenlemelerle karşımıza çıkarırken, sesinin bir şarkıcı gibi tınlamıyor oluşunu da böylece bertaraf ediyor.
“Rüzgâr Ektim Fırtına Biçeceğim”, alışageldiğimiz Fettah Can şarkılarından. Her yaştan, her kitleden pop müzik dinleyicisinin hem kalbine hem kulağına hitap edebilecek, bu duyguyla da nerede çalınsa, duyulsa eşlik edilebilecek, kolay ezber edilecek bir şarkı. Yeni bir şey vaat etmiyor ama bu türü ve tarzı sevenleri de hayal kırıklığına uğratmıyor.
Ben hâlâ Fettah Can’ı şarkıcı olarak değil, besteci olarak takip etmeyi tercih edenlerdenim. Ancak şarkıcıların bestecileri zamanla nasıl “sizinle uğraşacağıma şarkılarımı kendim söylerim,” noktasına getirdiklerini iyi bildiğim için niçin şarkı söylemeyi tercih ettiğini de anlamıyor değilim. Kaldı ki Fettah Can “star” olma iddiasını taşıyamayacak kadar mütevazı duruyor/yaşıyor. Yani en azından bir Sinan Akçıl vakasıyla karşı karşıya olmadığımızı söyleyebiliriz.



ZAKKUM – “BEN BÖYLE DEĞİLDİM”

Zakkum’un 2011’in ilk aylarında yayımlanan “13” adlı ikinci albümü, piyasaya sürülmesinin üzerinden neredeyse bir sene geçtikten sonra “Anason” adlı şarkı sayesinde yeniden raflara çıktı ve grup bu şarkının gördüğü ilgi sayesinde kendi kategorisinin dışına çıkıp ana akım içerisinde anılır oldu. Oysa ilk albümünü ve bu albümdeki diğer şarkıları dinlemiş olanlar çok iyi biliyordu ki Zakkum, “Anason”un çok dışında ve ötesinde müzik yapan bir gruptu aslında.
O günlerde de yazmıştım, bir kere daha altını çizeyim. Ben “Anason”u sevenlerdenim. Şarkıyı ilk duyduğumda bende bıraktığı, ‘80’li yılların Yeni Türkü şarkılarındaki duyguydu. O döneme, o devre, o duyarlılıklara ait bir şarkıydı bence. Nitekim daha ziyade orta yaşı yakaladı.
Kendi müziğini duyurmak, anlatmak adına dinleyici için zor olanın kolay olanla birlikte servis edilmesini, hatta kolay olanın, kulağı çabuk yakalayanın dinleyiciye ‘yem’ olarak öne çıkarılmasını bir pazarlama taktiği olarak doğru buluyorum. “Anason”la Zakkum’un yaptığını da böyle gördüm hep. Bilerek ya da bilmeyerek bu taktiği uyguladılar ve başarılı oldular. Klip müzik kanallarında döndü, şarkı radyolarda çalındı. Hatta bu başarının itici gücüyle albümdeki bir başka şarkıyı “Ahtapotlar”ı da, düzenlemesini yumuşatarak yeniden söylediler ki bu radyo-televizyon döngüsü devam etsin. Bunu da anladık ve kabul ettik.

Ve fakat Zakkum üçüncü bir hamleyle, bu kolaycılığın gözünü çıkarmaya niyetli olduğunu gösterdi/gösteriyor şimdi bize. İki yeni şarkı ve “Ahtapotlar”ın albümde yer almayan yumuşak (onlar “akustik” demeyi tercih ediyor) versiyonunun yer aldığı üç şarkılık tekli geçtiğimiz günlerde satışa çıktı.
Tekliye adını veren ve klibi de çekilen “Ben Böyle Değildim”, belli ki “Anason”un devamı gibi düşünülmüş, öyle yazılmış bir şarkı. Klipteki devamlılık da buna gönderme yapıyor zaten. Ne var ki bu hesap kitap bu defa ciddi ciddi göze batıyor; özellikle Zakkum’un bugüne kadar yaptığı şarkıları iyi bilenlerin gözüne. Mesela ben kendi adıma bu şarkıdan sadece şu sonucu çıkardım: “Evet, sen böyle değildin Zakkum!”

Teklideki ikinci şarkı “Üç Dirhem”, evlenmeden hamile kalmış bir kızın yaşadığımız ülkedeki aile/mahalle baskısı, örf, adet, gelenek, görenek kısır döngüsü içindeki çaresizliği/çözümsüzlüğü anlatılıyor. Zakkum, bu daha önce şarkılarla anlatılmamış can acıtıcı meseleyi müziğiyle dile getirirken de ne çare yine alaturkadan medet umuyor ve konu bir klarnet marifetiyle drama bağlanıyor.
Doğan Müzik etiketiyle yayımlanan teklinin üçüncü şarkısı “Ahtapotlar” ise bu haliyle diğer iki şarkıyı tamamlar gözüküyor.
Zakkum daha çok dinlenmenin, sevilmenin, popüler olmanın, konser vermenin ve albüm satmanın cazibesine kapılmış ve yolunu/yönünü değiştirmiş olabilir. Bu tekli belki de bunun habercisidir. Biz de o vakit, bundan sonraki Zakkum albümlerine o gözle bakar, şarkılarını o kulakla dinleriz. Ama bugüne dek bildiğimiz Zakkum ise söz konusu olan, bu tekli neresinden baksanız Zakkum kariyerinin artı değil, eksi hanesinde duracak gibi gözüküyor. Umarım yanılıyorumdur.


EGE ÇUBUKÇU – “PARTİ İSTANBUL”

Türkiye’de “rap” müzik yapanların kendi dinamikleri içerisinde milliyetçi, dindar, parti çocuğu, Üsküdar’lı gibi çeşitli kategorileri var ve hemen hepsi bir diğerini beğenmiyor, hatta bunu küfürlü, hakaretli, en hafifinden laf sokmalı cümlelerle şarkılarında ifade ediyor. Ege Çubukçu’nun bu skala içerisinde “haydi coşalım eğlenelim, hatta kopalım,” çizgisinde durduğunu söylemek yanlış olmaz. “Rap” müzik bunu da kaldırır, dünyada da örnekleri çok. Buna itiraz edemeyiz.
Son olarak 2008 yılında “Bir de Baktım” adı verilmiş bir albüm yayımlayan ve o albümde Ajda Pekkan, Ferhat Göçer, Pamela gibi popüler isimlerden destek alan Ege Çubukçu, öncesinde Ayşe Hatun Önal ve Gülben Ergen gibi isimlerle de ortak işlere imza atmıştı.
Çubukçu’nun geçtiğimiz günlerde Dokuz Sekiz Müzik etiketiyle yayımlanan teklisinde “Parti İstanbul” adlı yeni şarkısının üç farklı versiyonu yer alıyor. Sözleri Ege Çubukçu’ya, bestesi Emrah Karaduman’a ait şarkı adından da anlaşıldığı üzere tamamen İstanbul kulüplerinde çalınsın, hoplansın, zıplansın, coşulsun diye yazılmış, çalınmış, söylenmiş. İstanbul kulüplerinin Türkiye’deki müzik sektörü üzerinde radyolardan sonraki ikinci anlamsız etken olduğu düşünülürse, Çubukçu doğru ata oynamış gibi duruyor. Hedef ve amaç belli, sonuç da o nispette zaten; ne fazlası, ne azı.

Şarkının Hüseyin Karadayı ve Bedük düzenlemeleriyle birlikte üç farklı versiyonunu dinleyip bitirdiğinizde, gözünüzün önünde “strobe”lar yanıp sönmeye başlıyor, kalp ritminiz hızlanıyor, oturduğunuz yerde bacaklarınızı sallamaya, hatta bir kolunuzu havaya kaldırıp o meşhur “kop kop kop” hareketini yapmaya başlıyorsunuz şuursuzca. Şayet İstanbul’daysanız hemen o gece “dalışa geçmek” üzere bir kulübün kapısını çalmanız mümkün; ama sözgelimi bir Şebinkarahisar’da, bir Beytüşşebab’da dinlerken de aynı coşku hâsıl olur mu onu bilemedim. Neyse, zaten adı üzerinde; “Parti İstanbul” bu!

YAVUZ HAKAN TOK, EKİM 2012,HAYAT MÜZİK, İSTANBUL
Share this post

0 yorum Yeni Yorum Yap

 

Önemli Uyarı

Hayat Müzik Platformu 2006 yılında yayın hayatına başladı. Ahmet Erten’in editörlüğünde müzik sektörü ile buluşan blog, güncel albüm haberleri, değerlendirmeleri, röportajları ve konuk yazarları ile gündemin nabzını tutuyor.

Hayat Müzik Platformu'nda yayınlanan haberlerin ve röportajların izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır!

HAYAT MÜZİK (2006-2012)

HAYAT MÜZİK                                                            (2006-2012)
Kurucu/Editör Ahmet Erten İletişim: hayatmuzik@gmail.com

Magazin

© SADECE MÜZİK ! HAYAT MÜZİK!
Designed by GeCe