EMRE ALTUĞ, HAYAT MÜZİK'TE 

AHMET ERTEN'İN SORULARINI YANITLADI! I VOLTAGE FESTİVALİ 29 HAZİRAN'DA GERÇEKLEŞİYOR! MÜSLÜM GÜRSES'İN ''VEDA''SI RAFTA!

16 Mayıs 2012 Çarşamba

HAFTANIN KONUK YAZARI : ''BARLAS''



Biraz ''PUNK''tan bahsetmek istiyorum. Şu; Türkiye’nin 60’ların sonunda biraz da 61 anayasasının large yapısının elverişleriyle 68 kültürünü en azından kıyısından köşesinden yakalamış ve sonradan iş başka yönlere gitmiş ve amiyane tabiriyle b**a sarmış olsa da ve bu üzücü! 70’ler ortasının siyasi anarşi ortamının sarhoşluğu ve onu takip eden 80 darbesi sersemliği ve istibdatıyla malesef kaçırmış olduğu PUNK. ‘’Onca derdimiz varken ve onca yıkım dönemlerinden geçmişken bi punk mı eksik kaldı?’’ diyenleri duyuyorum merak etmeyin. Punk; kültür politika ve estetiği ile kurumsallaşmış sanat teorileri ve bunu yaratan topluma, toplumsal sisteme karşı doğmuş bir reddediştir. 
Punk, sanatçıyı devrimci olarak görür, geleneksel ve kalıplaşmış davranış ve yaşam biçimine karşı yıkıcı bir tavır geliştirir. Bireyin kişisel gelişimini yönlendiren, yaşam biçimini şekillendiren toplumsal organizmayı her şeyin suçlusu olarak görür ve saldırmaktan çekinmez. Punk'a göre her şey alt üst olmalıdır; aykırı, ayrıksı giyim tarzı, ve gündelik yaşamda sınırlann belirsizleştirilmesi, bilinçli kışkırtıcılık, kabul görmüş ve tekdüzeleşmiş yaşam biçiminin yeniden düzenlenmesi (ya da düzensizleştirilmesi) punk yaşam biçiminin devrimci taktikleridir. Mütevazi olarak tırnak içinde ‘’Komplo teorisi’’ olarak adlandıracağım olaylara bakış düsturum benim vazgeçilmez tutkum;ve memlekette çok uzun onlu hatta yüzlü yıllardır yaşanan hiçbir şeyin mukadder ya da evrimsel olduğunu düşünmüyorum tıpkı yaradan ve evrim teorisi kuramlarının ikisi arasında da çekimser olduğum ve hatta belki de ikisini de kapsayan üçüncü bir alternatifin olduğunu düşündüğüm gibi. Benim savım genç nüfus yüzdesinin bayağı bir kabarık olduğu Türkiye’de bu genç nüfusu by-pass durumda tutmak isteyen ve bunu çok ustaca ve büyük bir profesyonellikle planlamış olan büyük bir zeka var. Bu zeka dahili midir, harici midir,kozmik midir o konuda çaresizim dimağım henüz komplosuna bile yetemiyor. Ama bunu her onlu yıllarda değişik yöntemlerle çok güzel bir şekilde başarabiliyolar. İşte bu yöntemlerin 70 sonları ve 80’lerdeki yan ürünü de Türk gençliğinin punka uyanmasının engellenmesi olmuştur. Punk derken sadece yeşil saç ya da burna kulağa takılan çengelli iğneler anlaşılmasın. Punklar içinde bulunduklan durumu protesto etmek için ellerindeki her malzeme ile bedenleri de dahil, kendilerini ironik bir biçimde "toplumsal atık" olarak sundular: Köle kıyafetleri, zincirler, deriler, dayatılan cinsiyetçi modaya karşı androjenlik, parçalanmış giysiler, rengarenk ve dikleştirilmiş rahatsız edici saç biçimleri ve punk sembollerinden bedene iliştirilmiş çengelli iğne... Punk antimodadır. Amacı geleneksel kalıplar içinde yaşayan topluma karşı algıyı bozmaya yönelik açık bir saldındır. Tarihte Hippy adı ile anılan sahte-uyuşturulmuş-muhalif kültür milyonlarca ebleh evcilleştirmekte oldukça başarılı olmuştu. Bu sahte muhalif kültür başarısını mass media'dan daha ziyade, 1950'lilerin beat generation radikal muhalefetini vahşi kapitalistlerin önünde savunmasız ve yalnız bırakmasına borçluydu. Başkalarını rahatsız etmeyecek kadar vasat olan bu insanlar daha sonra senetlerin, iş görüşmelerinin, ahizelerin arasında geçmişlerini hatırlamayacak kadar değişip kapitalistleşeceklerdi. Oysa punk kendi bedeni ve yaşam biçimi ile politikası, parodisi ve estetiği ile kesinlikle asi ve yıkıcıydı, ki hala bir çok ülkede alt kültür muhalifliğinin en önemli unsurlarıdırlar. Şimdi buradaki ''anarşi'' kavramının şu son derbi maçı sonrası veya 1 Mayıs bankamatik parçalama tarzı anarşi ile karıştırılmaması gerekiyo çünkü punk’ı anlayabilmek için İRONİ yetisinin çok yüksek olması gerekmektedir. Temel amacı olabildiğince özgürlüktür, bireycilik ,otorite karşılığı, POLİTİK anarşi, özgür düşünce ve AHLAK başlıca düsturlardır. Modern uygarlığın insanlık üstünde kurduğu bilinçli baskı yüzünden ana medya yerine kendi yarattıkları underground iletişim ve fanzinlerle iletişim kurarlar.kısacası punk oluşumu veya zihniyeti herne derseniz diyin kontrol mekanizmalarının hiç de hoşnut olamayacakları bi durum. Ve zaten kendi medyalarında punk’ı pembe saç mohikan saç vs.karikatürizeleri ve son dönemlerdeki emo gothic tiplemeleriyle bir şekilde karizma çizme yöntemleriyle maymuna çevirme yolundadırlar(yeri gelmişken bizdeki baba arabeskçilerin sosyeteye yatay geçiş yaptırılıp evlatlarının(!)kimsesiz ve kontrolsüz bırakılıp deşarj olamıyan patlamaya hazır birer çılgın saçlı lümpenlere dönüştürülmesi örneğinde olduğu gibi). Yani punk,aslında anlaşılıp benimsenildiği zaman ideal toplum ve siyasi yönetim ya da riyasız insan ilişkileri bazında nerdeyse dinsel idealizmlerine bile yaklaşmaktadır. Dinler de aslında insanın kendisi olması gerektiği, haksızlıklara karşı çıkılması, sosyal dayanışma, lüksten kaçınma, riyada olmama gibi öğütler bütünüdür ya. Punklar, uyumluluğu (konformizm) insanın topluluğun değer ve kurallarını benimsemesi sonucu onun gerçek ve kötü doğasını görülmesini engelleyen bir tehlike olarak görmüştür ve özgür düşünceyi baskı altına alan her şeyi reddettiği gibi uyumluluğu da reddetmiştir. Bu sebeple, toplumla ve ana akımla bağlantılı olan her şeyle uyumsuz olmayı tercih etmiştirler. Buraya kadarki tablo çoğu kişiyi rahatsız etmiş olabilir zaten punk’ın doğası da bu rahatsızlığın verdiği şok dalgası ve kişinin silkinmesi sonucu huzur ve ideale ulaşabilme ütopyasıdır,


Şimdi gelelim müzikal tavrına:


Punk konserleri, punk giyimi ve sanatı gibi yıkıcıdır. Değerlere yönelik birer saldırıdır. Punk'ın kışkırtıcılık politikasının bir parçası olan gruplar konser sırasında, seyircisi ile şiddet, yıkım gösterisi sergiler. (Sahneye kusmak, tükürmek, havada uçuşan içki şişeleri,sandalyeler , grup dansı) Punk'ın bu sadomazoşist eğilimi aslında, punk'ın diğer tahripkar unsurlan gibi belli bir şeye dikkat çekmek üzere kullanılan bir şok taktiğiydi. Punklar toplumu nasıl gördüklerini anlatmak istiyorlardı: Anarşi istiyorlardı, yeni bir müzik tarzı geliştirmek ve bu müzik tarzının kaosunu paylaşmak, çoğaltmak istiyorlardı. Punk konserleri ekspresyonist performansı ile "şimdi ve burada"dır. (now-and-here) Ekspresyonizmin sembolü haline gelen Çığlık punkta hem şarkılarında hem de grafik tasarımlannda kendini gösteren bir motiftir: yüksek desibel seviyesi,izleyici ile grup arasında fiziksel ve duyusal etki punk konseri "yaşamalanı" içindedir. O an'ın içinde yaşanılanlar zamandan ve mekandan soyutlanmış kaostur. Burada kendime de bir atıfta bulunayım konserlerime gelirken buna hazırlıklı olun dermişim. Satılmak, punk jargonunda, güç, para, statü, iktidar gibi sebeplerle inanç ve eylemlerden vazgeçmek ve punk hareketinden uzaklaşmak anlamındadır. 
Punkların, büyük şirketlerle anlaşma yapmaktan hoşlanmadıklarından aralarında kurdukları birçok bağımsız plak şirketi vardır ve bu şirketler az sayıda basılan ve ucuz satılan albümler hazırlar ama sanatçıya olabildiğince özgür olma fırsatı verir sansürcülük yapmazlar. Kimi zaman bazı gruplar, bağımsız şirketlerle çalışmak yerine, daha geniş bir alana seslerini duyurmalarını sağlayan büyük plak şirketlerini seçerler. Bu konu punk camiasında tartışmalara sebep olur, kimileri bu tür grupları camiaya ihanet eden, kendilerini şirketlere satmış kişiler olarak görürken diğerleri bu grupların seslerini daha büyük bir kitleye yayarak bu şekilde harekete güç kattıklarını savunur.


Punk kültürü ve ilk çıkış hareketinden nasibini alamıyan Türk gençliği 80’lerde Sezen Aksu , Kayahan, Atilla Atasoy ve benzeri abla ve abileri ve ağır arabeskle idare ettikten sonra (ki bunu batı medeniyeti gençliği ile karşılaştırırsak 180 derece ile birbirlerinin tersine giden iki vektöre benzetebiliriz)nihayet 90’larda özel radyo ve tv lerin oluşmasıyla kendini yeni Türkçe pop un kucağında buluverdi ve bir anda ''ABONE'' oldu. Yonca arkadaşımın bu sembol şarkısı da ismen çok ironik değil mi? Türkçe rock ise bir koldan ağırlıklı olarak Kurtalan Expresin, Moğollar’ın bıraktığı koldan giderken diğer taraftan 90’lar sonunda punk da dahil olmak üzere dünya trendlerinin en azından kokusunu verebilecek isimlerle diğer bir koldan çıkışını sürdürdü. Ama malesef yukarıda sözünü ettiğimiz punk özürlü ve engelli yapımızla hiç bir zaman tam olarak cesur, kafa tutan. Aşk dışındaki alanlara değinebilen ve gençliği bi uyanışa, kültürel bir sınıf atlamaya, ruhsal refaha ulaşmaya yöneltebilecek bi tavıra ulaşamadı. Görsel, yazılı medya ,plak şirketleri radyolar ve toplum TRÖSTÜ içinde ve ancak 3 kuşağında (büyükanne-anne/baba-çocuk) mutabakatıyla kabul edilebilecek olan suya sabuna dokunmayan bir halde ilerledi. (bunda ülke ve geçim şartları çerçevesinde besteci ve şarkıcı olarak benim de yer aldığımı itiraf etmek zorundayım). Ve temelsiz pop ve rock müziğimiz bugünlerde bir mutand tarifsizliğinde fiziki ve ruhsal doğasından çok uzaklarda bir ağır uyuşturucu kimliğiyle bir hayalet gemi gibi bilinmez bir rotada seyretmekte. Bunun sonuçları da aslında kaderin garip bir cilvesi olarak SADECE KELİME ANLAMIYLA İÇİ BOŞ BİR PUNK olarak bizlere ve topluma geri dönmekte:


1.Çürümüş tahta, bitkisel kav, değersiz nesne, boş konuşma. 2. Yumrukla yapılan saldın ya da darbe. 3. Genç Haydut, hayta, serseri. vatana millete hayırlı olsun.


Tanrı Kraliçeyi Korusun!
Tanrı kraliçeyi korusun!Faşist rejimde..
Seni bir moron yaptılar..
Ve bir h-bombası..
Tanrı kraliçeyi korusun..
O bir insan olamaz..
İngiltere’nin geleceginde(Rüyalarında)bir gelecek yok..
İstediğin şey sana söylenmesin..
İhtiyacın olan şey sana söylenmesin..
Gelecek yok gelecek yok gelecek yok senin için..
Tanrı kraliçeyi korusun..
Adamım şunu demek istiyoruzki biz kraliçemizi seviyoruz..
Tanrı kraliçeyi korur..
Çünkü turist para demektir,
Bizim bir figür olan kafalarımız..
Onun göründüğü gibi değildi
Tanrı tarihi korusun..
Bizim deli askeri geçit törenlerimizi korusun..
Kralım tanrının merhameti vardır..
Bütün suçlar ödenir..
Gelecek olmayınca..
Biz çöplükteki çiçekleriz..
Biz insan makinesin içindeki zehiriz..
Biz gelecegiz sen geleceksin..

SEX PISTOLS 
Barlas/Hayat Müzik/2012 
Share this post

0 yorum Yeni Yorum Yap

 

Önemli Uyarı

Hayat Müzik Platformu 2006 yılında yayın hayatına başladı. Ahmet Erten’in editörlüğünde müzik sektörü ile buluşan blog, güncel albüm haberleri, değerlendirmeleri, röportajları ve konuk yazarları ile gündemin nabzını tutuyor.

Hayat Müzik Platformu'nda yayınlanan haberlerin ve röportajların izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır!

HAYAT MÜZİK (2006-2012)

HAYAT MÜZİK                                                            (2006-2012)
Kurucu/Editör Ahmet Erten İletişim: hayatmuzik@gmail.com

Magazin

© SADECE MÜZİK ! HAYAT MÜZİK!
Designed by GeCe