EMRE ALTUĞ, HAYAT MÜZİK'TE 

AHMET ERTEN'İN SORULARINI YANITLADI! I VOLTAGE FESTİVALİ 29 HAZİRAN'DA GERÇEKLEŞİYOR! MÜSLÜM GÜRSES'İN ''VEDA''SI RAFTA!

23 Ekim 2011 Pazar

YAVUZ HAKAN TOK YAZDI : ''GÜLBEN ERGEN/İKİNCİ BÖLÜM''





GÜLBEN ERGEN – “HAYAT Bİ’ GÜN” (İKİNCİ BÖLÜM)

GÜLBEN KİMİ SOLLADI?

Gülben Ergen ilk kez bu albümde (Uzun Yol Şarkıları) Serdar Ortaç’dan bir şarkı almış ve almakla kalmamış, şarkıyı albümün açılışına koyarak ve de klip
lendirerek servis etme ihtiyacını da hissetmiş. İlk dinlediğimde “En güçlü şarkı bu mu yani albümde?” dediysem de, albümün tamamını dinleyince doğru ata oynanmış gibi duruyor. Ne ki “Yarı Çıplak” bir hit değil. “Hit” dediğin her yere sızar, her yerden duyulur, dinlenir. Öyle olur ki o şarkıcıyı hiç dinlemeyene bile ulaşır, öyle bir etki, “aura”, güç yaratır. Serdar Ortaç’ın zamanında Hülya Avşar’a verdiği “Aradın mı?” bir “hit”tir mesela; ama bu değil. “Yarı Çıplak” olsa olsa eşlik edilebilir, orta karar bir pop şarkısı olarak tanımlanabilir.

Şarkı sözlerindeki mutat Serdar Ortaç anlamsızlığını i
se Gülben Ergen’in “çamur şarkı sözleri” tanımına kapak yapmak istemiyorum zira Serdar Ortaç şarkı sözleri çoğu kez çamurdan da ötedir (ki bu nispeten daha makul).

Uzun yıllar İzmir ve Antalya’da opera ve senfoni orkestrasında enstrümanist olarak çalışan Oğuz Kaan Özdemir, işi gücü bırakıp yeni bir hayata başlamak üzere İstanbul’a kapağı atar ve ilk albümünü kendisine yakıştırdığı Eflatun ismiyle 2009 yılında piyasaya çıkarır. “Cennette Bir Akşamüstü” edebiyat ve klasik müzikle beslenen bir müzisyenin elinden çıkmışlığının farkıyla dikkat çekse de kıyametler koparmaz. Sonra Eflatun’un yolu şans
eseri Gülben Ergen’le kesişir. Gülben Eflatun’un o gün orada ona gitarıyla çaldığı şarkıya bayılır. Derken bu baygınlık hali, albüme Eflatun’dan üç şarkı koymaya kadar gider.

Altını kalın kalın çizdiği bütün o bohem söyleme, edebiyat vurgusuna, çiçek çocuğu imajına karşın Eflatun’un bu ilk albümü, iddiasının, yarattığı beklentinin karşılığını yeterince vermeyen bir albümdü aslında. Öyle çok derin, şiirli, felsefeli sözler yoktu albümde mesela. Şöyle bir dokunup geçenler vardı sadece. Eli yüzü düzgün müzikal tavrın türler arası kararsız turları üzerine, dinleme keyfini katlamayan tiril tiril vokal tekniği, Eflatun’un popüler m
üzikte olmak istediği yer için biraz daha yol yürümesi gerektiğini işaret ediyordu açık bir biçimde.

Nitekim Gülben Ergen ve Eflatun’un buluştuğu noktada albüme giren üç şarkının ikisi en ufak bir yeniliğin izini taşımıyor. Yani “Gülben Ergen, Eflatun diye bir adamın şahane şarkılarını keşfetmiş” filan gibi bir hikâye yok ortada. Olsa olsa Gülben Ergen’in kendi tarzına uygun iki yeni şarkı bulduğu söylenebilir. Özellikle “Mahsusçuktan” Ergen’in bir önceki albümünde “Çilekli”nin oynadığı yere oynuyor. Şeker pembesi, şirinlik muskası, şımarık kız çocuğu taklidi yapan kocaman kadınların şarkılarından; ne bir eksik bir fazla..


İkinci Eflatun bestesi “Vıdı Vıdı” da aynı yolu başka bir kulvardan alır gibi. Biraz daha olgun durmak kaydıyla, yine bir şirinlik, bir sempatiklik, bir cicili bicili, çilek kokulu dert yanma halleri.

Elbette hayranlarının Gülben Ergen’den beklediği tam da bu. İstese de istemese de “Dadı”dan bu yana üzerine yapışan “pozitif-saçar” haller tavırlar, içine bir tutam bilgelik, bir tutam “sosyal sorumlu”luk, bir tutam yüce gönüllülük kattıkça katmerleniyor. Nasıl samimiyse öyle mesafeli, nasıl şeker şurupsa öyle zehir zemberek aslında, herkes biliyor. Ne ki “Dadı” en çok da bu yüzden seviliyor. Onun gerçek olmadığını bilmek, bize onu mazur gösteriyor.

Albümdeki Eflatun imzalı üçüncü şarkı olan “Masal Olalım” ise “jazzy” tarzı ve tavrıyla diğer ikisinin bir çentik üzerinde. Eflatun-Gülben Ergen işbirliğinden Gülben Ergen saflarına farklı bir rüzgâr estiren asıl şarkı bu. Eni konu iyi bir şarkı, iyi bir düzenleme, iyi bir icra.

Söz ve müziği Fettah Can’a ait olan “Dünyaları Versem”, albümde ön plana çıkması muhtemel yavaş şarkılardan. Kabul etmeli ki Gülben Ergen sesine uyan şarkıları seçmeyi, onları en doğru şekilde seslendirmeyi ve yetmediği yerlerin üzerini düzenlemeyle, vokalle, teknikle örttürmeyi iyi biliyor. Bu şarkı bunun ispatı gibi.



“Şıkır Şıkır” hakkında ne düşündüğümü “single” yayımlandığı günlerde yazmıştım; burada tekrar etmeyeceğim. Albümde şarkının bir de Mustafa Sandalsız, solo versiyonu var. Çok yazıldı çizildi. Bu solo versiyonun albüme konulmasının Sandal’ı kızdırdığı rivayet edildi. İşin aslı bu satırların yazıldığı ana kadar kesinlik kazanmamıştı ama şarkının asla bir başyapıt, bir bulunmaz Hint kumaşı olduğunu düşünmeyen ben, olan biteni anlamakta hala zorlanıyorum. Ortada bu denli paylaşılamayacak bir şarkı mı var gerçekten, yoksa bir bardak suda fırtına koparmak buna mı deniyor?

Demet Akalın’ın bir kalemde vazgeçtiği (ne ki bugünlerde tekrar barıştığı), bütün o bildik Demet Akalın şarkılarının yazarı Ersay Üner’den Gülben Ergen’in aldığı beste, bu albümde adeta bir intikam çığlığı, bir zafer işareti, bir “aldım verdim ben seni yendim” çocukluğu gibi duruyor. Çünkü bu albümün bu şarkıya (özellikle de şarkının hareketli versiyonuna) hiç ihtiyacı olmadığı çok açık. Kötü şarkı mı? Hayır değil. Ama yürüyüşü, duruşu, kalkışıyla tepeden tırnağa, Ersay Üner’in Demet Akalın’a daha önce yazdığı şarkıların karbon kopyası gibi. “Tesadüf” bu albümün sevilen şarkılarından biri olur ve yine muhtemelen, hareketli versiyona çekilen kliple Ergen ortalık yere “Ben daha buralardayım, meydan o kadar da boş değil” tehdidini savurur mu, onu zaman gösterecek.

Albümün bence en etkileyici şarkısı içinde albüme adını veren “Hayat Bi’ Gün” sözlerinin de geçtiği “Yok Acelem” adlı şarkı. Sözleri Fettah Can, bestesi Cansu Kurtçu imzası taşıyan “Yok Acelem”, gerek sözleri, gerek müziği, gerekse icrasıyla ilk dinleyişte dikkat çekiyor. Belki “Dünyaları Versem” gibi kolayca dile düşecek bir “hit” değil ama albümün çizgisini yukarı çeken prestij şarkıları kontenjanından kulaklara yer edecek bir şarkı.

Albümün aranjörü Taşkın Sabah, beklenmedik bir şekilde böylesi albümlerde aşina olduğumuz tüm klişe numaraları bir kenara koyup, akustiğe dayalı, Akdeniz/Ege’den çalan gitarların ön plana çıktığı, milletçe pek bayıldığımız alaturka yaylıların mümkün olduğunca az duyulduğu düzenlemelerle, kendi janrı içerisinde farklı bir iş çıkarmış. Yer yer fazla basit, hatta eksik tınlıyor dinleyenin kulağında şarkılar böyle “yarı çıplak” ama en azından yormuyor, vurayım derken öldürmüyor.

Bir de şu “Ajda Pekkan’ı sollamak” meselesine değinmeden geçemeyeceğim. Gülben Ergen’in albümü Ajda Pekkan’ın albümünden çok satabilir, hatta yılın en çok satan albümü de olabilir. Ama Gülben Ergen’den Ajda Pekkan çıkmaz; albümü milyon da satsa çıkmaz! Nedenlerini açıklamama gerek yok sanırım.



Bir haftada 50 binlik satış rakamının yakalanması üzerine yayımlanan ve “Gülben Ajda’yı solladı” cümlesini içeren bu basın bülteni Ergen’in iddia ettiği gibi, kendi kontrolü dışında hazırlanmış olsa bile bu mazeret, yapılan ayıbı affettirmez. Bu “benim haberim yoktu” diyerek geçiştirilemeyecek kadar büyük bir gaftır!

Oysa bunun yerine, önceki albümlerine kıyasla kazanılmış bu başarı “Gülben kendini solladı” diye haber yapılsa, hem daha sempatik, hem daha zekice olmaz mıydı mesela? Neyse…

Müziğindeki sadeleşme harekâtını önceki albümün görselleriyle de destekleyen Gülben Ergen, bu albümde yine (ve pek tabiidir ki Nihat Odabaşı marifetiyle) yine neo-assolist görselliğine geri dönmüş. Resimler çok iddialı, çok yapay ve çok klişe. Kapak resminin niçin kapak resmi seçildiği anlamaksa mümkün değil.

“Dadı”nın yayımlandığı günlerde çocuk olanlar, şimdi Ergen albümlerini satın alabilecek yaştalar ve ona büyük sempati duyuyorlar. Bütün o üstelendiği “tırnaklarıyla kazıyarak bir yerlere gelmiş, her zoru alt etmiş güçlü ve her şeye rağmen gülümseyen kadın” duruşu, özellikle televizyon ekranından üzerimize üzerimize taşırdığı samimiyet patlaması, “cimcime”yi, “şirine”yi en az elbiseleri kadar güzel giyinebilmesi filan ona hayran çok kadını sürüklüyor peşinden. Bu da göze görünmeyen bir şekilde arttırıyor pazardaki payını. Ve Gülben Ergen albümleri alıcısını yanıltmıyor, hayal kırıklığı yaratmıyor; yaratmadı da bugüne dek. Tüm bunlar Ergen’in satış başarısını garantileyen öğeler.

İyi paketlenmiş, sıcak ve özenli servis edilmiş bir popüler kültür ikonu Gülben Ergen. Bu albüm de ondan beklenenin altına düşmüyor. Hatta üzerine çıktığı bile söylenebilir. E daha ne olsun?

YAVUZ HAKAN TOK, HAYAT MÜZİK,EYLÜL 2011, İSTANBUL
Share this post

0 yorum Yeni Yorum Yap

 

Önemli Uyarı

Hayat Müzik Platformu 2006 yılında yayın hayatına başladı. Ahmet Erten’in editörlüğünde müzik sektörü ile buluşan blog, güncel albüm haberleri, değerlendirmeleri, röportajları ve konuk yazarları ile gündemin nabzını tutuyor.

Hayat Müzik Platformu'nda yayınlanan haberlerin ve röportajların izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır!

HAYAT MÜZİK (2006-2012)

HAYAT MÜZİK                                                            (2006-2012)
Kurucu/Editör Ahmet Erten İletişim: hayatmuzik@gmail.com

Magazin

© SADECE MÜZİK ! HAYAT MÜZİK!
Designed by GeCe