EMRE ALTUĞ, HAYAT MÜZİK'TE 

AHMET ERTEN'İN SORULARINI YANITLADI! I VOLTAGE FESTİVALİ 29 HAZİRAN'DA GERÇEKLEŞİYOR! MÜSLÜM GÜRSES'İN ''VEDA''SI RAFTA!

13 Eylül 2011 Salı

YAVUZ HAKAN TOK YAZDI: ''AJDA PEKKAN''





AJDA PEKKAN – “FARKIN BU”

“FARKIN NE?” (İKİNCİ BÖLÜM)

“Yakar Geçerim”in gözle görülür başarısını ve (fazla geç kalmadan üzerine gidildiği takdirde) en az üç “hit” daha çıkarabilme potansiyelini bir kenara koyar ve bir bütün olarak albümü ele alırsak, bambaşka bir tablo çıkıyor karşımıza.

“The Best Of Ajda”yla doksanlı yılları tam da son dönemecinde, kıl payı kârda kapatan Ajda’nın, iki binlerin başından beri derli toplu bir albüm çıkaramadığı ortada. “Farkın Bu” ne yazık ki bu genellemeyi değiştirmeyecek bir çalışma olmuş.

“Diva” felaketinden sonra “Sen İste”yle tekrar yol almaya başlayan Ajda, “Cool Kadın”da sadece birkaç şarkılık sükse yapmış, albümün tamamı dişe dokunur ç

ıkmamıştı. “Aynen Öyle” nispeten daha derli toplu dursa da, tam da Ajdalık Şehrazat şarkılarının (muhtemelen yine Ajda’nın isteği doğrultusunda yapılmış) fazla sentetik düzenlemeleri, müzikal açıdan tatsız bir albüm çıkarmıştı ortaya.

Kuşkusuz ki gelecekte iki binlerin Türk popu bahis konusu edilirken “Sen İste”, “Vitrin”, “Aynen Öyle” ve “Flu Gibi” başta olmak üzere, bu albümlerden bir çok şarkı da listeye girecek; ama yine de bu albümlerin hiç biri “Süper Star” serisinin ilk üç albümünden biriyle bile denk olamayacak, bunu da kabul etmek lazım. İşte “Farkın Bu” da aynı kararsız ve yarım yamalak yoldan gitmişe gibi görünüyor.

Bu albümdeki şarkıları iki ayrı kategoride toplamak mümkün. Öncelikle “Yakar Geçerim”in öncü olduğu “bugünün popu” kategorisi. “Arada Sırada”, “Hadi Gel” ve “Özetle” bu başlığın altına alınabilecek diğer şarkılar. Bu dört şarkı da başka bir kaygı taşımaksızın, doğrudan doğruya bugünün dinleyicisi yakalamak maksadıyla albüme kon
ulmuş, bu çok belli.

Bir Sinan Akçıl bestesi olan ve aslında çıkış şarkısı yapılması düşünülürken neden sonra vazgeçilen “Arada Sırada”, üç versiyonla albüme girdiğine göre, albümü kotaranların beklentisini yüksek tutmuş bir şarkı olsa gerek. Haksız da sayılmazlar. O kadar yapışkan bir melodisi var ki şarkının, nakarat bölümünün bir türlü akmayan, dile takılan şarkı sözlerine rağmen, “hit” olması neredeyse kesin gibi. (Tam da bu satırları yazdığımın ertesi günü Sinan Akçıl’ın Twitter’da (imlâsını değiştirmeden alıntılıyorum) “ARADA SIRADA'' sarkısını aynı albumun çıkış sarkısından daha cok sahiplenen Turk halkına tesekkur ederim..sevgiler..” yazması konusunda bir yorum yapmamak için kendimi zor tuttuğumu bilmenizi isterim.)

“Arada Sırada”nın Ajda’ya, Ajda’nın da bu şarkıya kattığı hiç bir şey yok. Sözgelimi Ziynet Sali de söylese dile düşermiş bu şarkı. Hatta Ajda’nın doksanların başında her nasılsa kapıldığı ve artık kurtulmuş görünse de, bulduğu her fırsatta tekrar ortaya çıkardığı şu boğum boğum gırtlak nağmelerinden, o abartılı Ebru Gündeş soslarından arınsa, daha bile etkili bir şarkı haline gelebilirmiş.

“Hadi Gel” ise tam tersine, çok sıradan bir Serdar Ortaç şarkısı olabilecekken, Ajda’nın sesinde dikkat çekici ve akılda kalıcı bir hale dönüşüyor. Ne ki bu şarkının sözleri tam anlamıyla deli saçması. Evet, Serdar Ortaç şarkılarında hiçbir zaman edebi mısralar aramadık, hatta yeri geldi onu böyle de kabul ettik ama “Yürekte yara küsmeden” ne deme
ktir Allah aşkınıza? “Olası gözyaşı”nı geri istemek nasıl bir şeydir? Peki bir insan nasıl “servet” olur?.. Bu ve buna benzer, neredeyse her cümlede başka türlü bir akıl durgunluğu (dumur) yaşatan tanımlar, tabirler, ifadelerle dolu bir şarkı “Hadi Gel” (“Biraz erkek olalım” kısmına hiç girmiyorum farkındaysanız). Hani o sözlerinden dolayı eleştirilip duran “Yakar Geçerim” var ya, gayet masum kalıyor “Hadi Gel”in yanında inanın.

Albüm piyasaya çıkmadan ve son halini almadan çok önce Ajda Pekkan bu şarkıyı bir televizyon programında ENBE Orkestrası eşliğinde “playback” yaparak söylemiş, sonra Serdar Ortaç, henüz izni için imza bile vermediği şarkısının televizyonda seslendirilmesinden rahatsız olunca bir takım gel-gitler yaşanmıştı. Şarkının albüme girmeyeceğine kesin gözüyle bakılıyordu. Ancak iş sonradan tatlıya bağlanmış olacak ki şarkı albüme girdi ama epeyce geri plana itilmiş olarak. “Single” olarak çıksa “Resim” kadar olmasa da ona yakın ses getirebilecek “Hadi Gel”in bu albümde pek şansı yok gibi gözüküyor.

Söz ve müziği Onur Baştürk’e ait“Özetle” ise diğer üçünün arasında en genç duran, buna karşın en zayıf kalan şarkı. Melodiye değil, ritme yüklenmiş bu şarkının dans edilen, eğlenilen mekânlarda çalınma ihtimali yüksek evet ama öyle kolay eşlik edilebilecek, ezbere alınıp, birlikte söylenecek bir şarkı değil. Keşke Ajda bu şarkının nakarata doğru yürüyen bölümlerini böyle Ferhat Göçer janrından bir pes bir dik söylemek yerine sadece pesten ama adeta fısıldar gibi, seksi bir sesle söyleseydi. Çok başka bir etki yaratılabilirdi sanki.

Albümdeki bir diğer kategori ise eski Ajda şarkılarını hatırlatan, daha ziyade seksenlerdeki Ajda’nın rüzgârını estiren dört şarkı; “Farkın Bu”, “Yine Tek”, “Heves” ve “Asla”. Zaten “Heves” dışındaki diğer üç şarkının üçü de yabancı şarkılar üzerine yazılan Türkçe sözlerle oluşturulmuş (eskiden “aranjman” adı verilen yöntem) “cover”lar. Ajda’nın her dönem, her devirde şarkıcı olarak en iyi olduğu alan tam da bu zaten. Özellikle “Farkın Bu”, adeta “Süper Star ‘83” albümünden arta kalmış gibi duruyor, gerek şarkının melodik yapısı, gerekse Ajda’nın vokal tekniği açısından.

Yakın ya da uzak çevremden, albümü dinleyen, bilen hemen herkesten edindiğim izlenim, “Yine Tek”in açık ara önde olduğunu gösteriyor. Hareketli “hit”ler bir yana konulursa, “Yine Tek” sahiden de farklı bir etki bırakıyor dinleyende. Bu şarkı da “Sen Mutlu Ol”dan çıkıp gelmiş gibi. O albümdeki Garo Mafyan düzenlemelerinin tadı çok belirgin hissediliyor. Ajda’nın Doğulu olmaktan da, Batılı olmaktan da vazgeçmemiş yorumu ise en çok bu şarkıya cuk oturuyor.

“Asla” diğer ikisine göre daha yeni duran, doksanlar civarında gezinen bir “cover”. Ciddi bir şarkıcılık performansı gerektiren, enteresan bir melodik yürüyüşü var bu şarkının ama haliyle Ajda haydi haydi üstesinden geliyor. Her ne kadar Nazan Öncel’in yazdığı Türkçe sözler, Öncel’den beklenecek kadar şaşırtıcı olmasa da, “Asla”, albümün çıtasını yükselten şarkılar arasında rahatlıkla sayılabilir.

Söz ve müziği Muraz Aziret imzası taşıyan “Heves” ise, klasik Ajda tarzının izinden giderken biraz daha “Cool Kadın” albümüne yakın duran, biraz “Vitrin”, biraz “Amazon” etkisi hissedilen bir şarkı. “Başıma taç olsun, canıma yoldaş olsun,” başta olmak üzere klişeler üstü şarkı sözleri ise hayal kırıklığı yaratıyor. Keşke biraz daha özen gösterilseymiş.


Albümün bence en kötü şarkısı ise bu iki kategoriye de dâhil edilemeyecek tek şarkı olan “Ucuz Roman”. Ne Ajda’ya, ne de Yüksek Sadakat’e yakışıyor bu “Ucuz Roman”. Adeta zorla yapılmış gibi. Hani Ajda’nın “rock” söyleme hevesi deseniz, şarkının “rock”la da pek bir ilgisi yok. Enerjisi düşük, gidişi yoran, niye başlayıp niye bittiği belli olmayan, sıradanın da altında seyreden bir şarkı bu. Albüm sıralamasında “Ucuz Roman”ın hemen ardından “Arada Sırada”nın Seda Sayan versiyonunun gelmesi de bir başka ironi (Aslında Sinan Akçıl ve Tolga Kılıç versiyonu ama, stili “ver Seda Sayan söylesin” ya, o bakımdan).

Yeri gelmişken, “ay çok şahane bir şarkı bulduk, hadi dinleyicilere versiyonlardan versiyon beğendirelim” mantığıyla “Arada Sırada”nın suyunu çıkarmaktansa, başka birkaç şarkıya daha farklı versiyon yapılsa daha iyi olabilirmiş. “Yine Tek”in hareketli bir versiyonu hiç de fena olmazmış mesela.

Albümde çok sayıda aranjörle çalışılmış. Ozan Çolakoğlu, Volga Tamöz, Sinan Akçıl, Emrah Karaduman, Selim Çaldıran, Tolga Kılıç ve albümün müzik direktörlüğünü de yapan Cem İyibardakçı. Her biri üzerine düşeni hakkıyla yapmış olsa da, müzikal bütünlüğün önündeki en büyük handikap galiba bu çok çeşitlilik olmuş.

Bir de atlanmaması gereken önemli bir husus var. Herkesin bildiği üzere altmışlı yıllarda ve yetmişlerin bir kısmında şarkı kayıtları stüdyolarda canlı çalan enstrümanlar eşliğinde, bir defada yapılırdı. Sonra teknoloji geliştikçe enstrümanlar önceden kaydedilmeye, şarkıcılar bu “playback”lerin üzerine söylemeye başladı. Şimdilerdeyse hepsi birbirinden ayrı yapılıyor desem yeridir. Yani bırakın şarkıcının bir şarkıyı bir kerede baştan sona okumasını, her bir kelimesini başka bir gün söylemesi dahi mümkün. Nitekim bu rahatlığı, kolaycılığı, hileyi (artık adına ne derseniz deyin), kullanmayan yok gibi. Peki sizce Ajda’nın buna ihtiyacı var mı?

Yani Ajda stüdyoya girip dört dakikalık bir şarkıyı “playback” üzerine (elbette birkaç provadan sonra) bir defada söyleyemeyecek bir şarkıcı mı? Bence değil. Hatta şu an ülkede bunu yapabilecek yeterlilikteki sayılı şarkıcıdan biri. Ama her nedense Ajda’nın vokal kayıtları hep kesik kesik, kopuk kopuk. Belli ki kesilmiş, yapıştırılmış, “edit”lenmiş, hatta belki de “Pro Tools”lanmış (bir çeşit ses düzeltme programı).

Aslında bu problem son birkaç yıldır yayımlanan tüm albümlerde var ama doğrusu bu ya, Ajda’ya yakışmıyor. Ben Ajda Pekkan olsam, girer bir defada okur ve sesimin üzerinde bu kadar çok oynanmasına, ruhunu, duygusunu kaybedip mekanikleşmesine izin vermezdim naçizane.

Bir hayli “Photoshop”lanmış olmasına karşın, Ajda’nın şahane göründüğü Nihat Odabaşı imzalı kartonet resimleri ve genel olarak kartonetin tüm tasarımı gayet şık ve albenili. “Yakar Geçerim”in klibinde albüm kapak resimlerinin görselliğine gönderme yapılması ise görsel bütünlük açısından son derece yerinde bir tercih. Ajda tam da görmek istediğimiz gibi. Yaşsız, kusursuz, çok çarpıcı ve hatta eni konu seksi.

Belki “Farkın Bu” gibi iddialı bir ismin içini doldurmayacak bu albüm. Belki “Farkın Ne?” sorusunun Ajda kariyerindeki karşılığı olmayacak. Ama kabul etmeli ki Ajda’nın bu albüme kadar gelmiş kariyeri de öyle böyle değil. En iyilerinizi yolun çok başında yapmışsanız, sonra ne yapsanız dudak bükülür, kolay hazmedilmez. Yine de yazının başında saydığım nedenlerden ötürü, bu albüm görevini yerine getirmiş, 2011’i de Ajda dinleyerek, (dinlemesek bile) Ajda konuşarak geçirmemizi sağlamıştır. Kim bilir belki de Ajda’nın farkı aslında budur!

YAVUZ HAKAN TOK/HAYAT MÜZİK/EYLÜL 2011, İSTANBUL
Share this post

0 yorum Yeni Yorum Yap

 

Önemli Uyarı

Hayat Müzik Platformu 2006 yılında yayın hayatına başladı. Ahmet Erten’in editörlüğünde müzik sektörü ile buluşan blog, güncel albüm haberleri, değerlendirmeleri, röportajları ve konuk yazarları ile gündemin nabzını tutuyor.

Hayat Müzik Platformu'nda yayınlanan haberlerin ve röportajların izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır!

HAYAT MÜZİK (2006-2012)

HAYAT MÜZİK                                                            (2006-2012)
Kurucu/Editör Ahmet Erten İletişim: hayatmuzik@gmail.com

Magazin

© SADECE MÜZİK ! HAYAT MÜZİK!
Designed by GeCe