EMRE ALTUĞ, HAYAT MÜZİK'TE 

AHMET ERTEN'İN SORULARINI YANITLADI! I VOLTAGE FESTİVALİ 29 HAZİRAN'DA GERÇEKLEŞİYOR! MÜSLÜM GÜRSES'İN ''VEDA''SI RAFTA!

13 Şubat 2011 Pazar

YAVUZ HAKAN TOK'TAN ''PETEK DİNÇÖZ'' YAZISI !


Bilenler bilir, Yeşilçam’ın star ihtiyacını uzun yıllar boyunca Ses, Artist, Yıldız gibi o günlerin popüler magazin dergilerinin düzenlediği yarışmalar karşılamıştır. Ediz Hun, Hülya Koçyiğit, Cüneyt Arkın, Filiz Akın, Ekrem Bora, Tarık Akan, Sezer Güvenirgil, Tarık Akan, Süleyman Turan, Gülşen Bubikoğlu, Hale Soygazi, Kadir İnanır, Necla Nazır, Selda Alkor, Suzan Avcı… Bu liste uzar gider. Hepsi şu veya bu yarışmada boy göstererek, dereceye girerek veya giremeyerek kendilerini setlerde bulmuşlar ve zamanla birer yıldıza dönüşmüşlerdir.Yeşilçam’da mektepli oyuncu sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır.

Dünyada da emsalleri çoktur. Sinema filmlerinin öncelikle bir yönetmen eseri olduğu gerçeğinden yola çıkarak, hiç kamera karşısına geçmemiş birinin bile iyi bir yönetmenin elinde iyi bir oyuncuya dönüştürülmesinin çoğunlukla mümkün olduğu söylenir. E kişide biraz da yetenek varsa, arkası gelir zaten.

Bilgisayar teknolojisinin müzik stüdyolarına girmesi ile birlikte şarkıcılık da benzer bir süreçten geçiyor nicedir. İyi bir aranjörün elinde, sesi pek de yeterli olmayan ya da hiç şarkıcılık tekniği bilmeyen birisine şarkı söyletmek, albüm yapmak mümkün. Nasıl yönetmen elinde oyuncu olanlar tiyatro sahnesine çıkmadıkları sürece idare edebiliyorlarsa, aranjör elinde şarkıcı olanların da canlı performans sergilemedikleri sürece şarkıcı olarak anılmaları pekala mümkün. Kaldı ki “playbackdenilen bir hile de var ellerinde.

Tıpkı sinema oyuncuları gibi, sıfır deneyimle şarkıcılığa başlayanların da, çok çalışarak ve iyi eğitilerek günün birinde işlerini sahiden ustalıkla yapmaları da imkansız değil. Yukarıda isimlerini saydığım oyuncuların büyük çoğunluğu, bu işe sadece güzel ya da yakışıklı oldukları için başlatıldıkları ve tamamen deneyimsiz oldukları halde bugün Yeşilçam’ın usta oyuncuları olarak anılıyorlarsa, bunu yıllar boyu edindikleri birikime, verdikleri emeğe, işlerine gösterdikleri saygıya borçlular. Buna karşın nice donanımlı, eğitimli oyuncunun da sinema perdesinde tutunamadığını, nice konservatuarlı şarkıcının, ilkokul mezunu bile olmayan Kibariye’nin yarısı kadar şarkı söyleyemediğini de unutmayalım.

Yetmişlerin ikinci yarısında başlayan sinemadan sahneye geçme modası tamamen ekonomikti, gelip geçici bir moda olduğu başından belliydi. Doksanlarda her çıkan kasetin kapış kapış satıldığı dönemde Cem Özer, Defne Samyeli, Gökhan Akdulun, Semra Sökmen, Sibel Gökçe gibi çeşitli şekillerde medyada tanınırlık sağlamış isimler şarkıcılığa soyundu. Doksanların ikinci yarısında başlayan mankenlikten şarkıcılığa geçme modası ise daha uzun sürecek ve daha kalıcı izler bırakacaktı.

Bir kere güzel ses kadar güzel fizikle de başarı kazanılabilen bir platformda, mankenlerin baştan kazanılmış bir artıları vardı. Sahnede durmayı, yürümeyi, poz vermeyi, güzel görünmeyi iyi biliyorlardı. E biraz da yeteneği olanların başarılı olmamaları için bir sebep yoktu; üstelik tam da o sıralar bilgisayar teknolojisinin sınırsız imkanları memleket stüdyolarının kapısına gelip dayanmıştı.

Petek Dinçöz 2001 yılında yayımlanan ve “Bende Kaldı” adını taşıyan ilk “single”ıyla müzik dünyasına mankenlik kontenjanından giriş yaptı. Bu “single”, Orhan Gencebay ve Metin Güneş ortak yapımıydı. Herkes “tipik bir manken-şarkıcı” diye düşünmüştü. Görüntü var ses yoktu. Bundan daha fazlası olmazdı. Bu da gelir, geçerdi.

Oysa 2002 yılında yayınlanan ilk albüm “Aşkın Tam Sırası” ile Petek Dinçöz öyle pek de gelip geçici olmak niyetinde olmadığını ilan eder gibiydi. Önceleri sadece bir program adıyken, sonrasında bir televizyon programı formatı, daha da ötesinde ise bir yaşam biçimi haline dönüşüveren Televole fenomeninin mucidi Can Tanrıyar, o günlerin magazin medyasında hatırı sayılır bir etki sahibi idi ve Tanrıyar, Petek Dinçöz’ün elinden sıkı sıkı tutmuştu.

Memleket popüler kültür tarihinde eşi benzeri az bulunur bir projeyle, hatta biraz da Yeşilçam filmlerini andırır bir şekilde, Petek Dinçöz’den bir assolist yarattı Can Tanrıyar. Hali, tavrı, konuşmaları, kostümleri, sahne duruşu, şarkı söyleme tarzıyla kendisine biçilen rolü oynuyordu Dinçöz; altmış ve yetmişli yılların gazino dünyasından çıkıp gelmiş bir assolistti o. İkibinlerde ne gazino kalmıştı oysa ne de gazino hiyerarşisine göre tanımlanan şarkıcı profili; ama başta magazin basını olmak üzere, böylesi bir ikona özlem/ihtiyaç duyanların sayısı da az değildi. Nitekim Petek Dinçöz’ün üzerinde önceleri çok sakil duran assolist imajı, özellikle de Tanrıyar destekli magazin basınının yoğun altını çizme kampanyası sonucu beklenmediği kadar başarılı oldu, hatta zamanla kabul bile gördü.

Assolistin sahne terbiyesi ve camia içerisindeki duruşu tamamdı tamam olmasına ama elbette assolistlik raconunun olmazsa olması alaturka repertuar ve derin musiki bilgisi kısmı Petek Dinçöz’de biraz zayıf kalıyordu. Buna rağmen Can Tanrıyar bestelerinin de yer aldığı “Aşkın Tam Sırası” albümü hedefi doğru yerden vurmayı başarmıştı.

Bu süreçte belki de yapılan tek hata, albümde yer alan İngilizce sözlü “Foolish Kazanova” adlı şarkının ön plana çıkarılması idi. Epeyce derme çatma bir İngilizce ile yazılmış bu şarkı, sözüm ona yurt dışına pazarlanacaktı. Evet, yetmişlerde yurt dışına açılan birkaç şarkıcımız olmuştu ve onların doldurduğu yabancı sözlü şarkıların olduğu plaklar, Türkiye’de yurt dışındakinden çok daha fazla satmıştı. Ama artık ikibinlerdeydik.

“Foolish Kazanova” Petek Dinçöz’ün assolist duruşuna hiç yakışmasa da, isminin akıllara yer etmesinde büyük rol oynadı.Reklamın iyisi kötüsü olmuyordu haliyle ve şarkı bütün komikliğine rağmen beğenenler kadar beğenmeyen, hatta dalga geçenlerin bile ilgisini bir şekilde çekmişti. Mesela Okan Bayülgen epeyce uzun bir süre bu şarkıyı programlarında kullandı ki bu bile az reklam değildi.

İlk albümle yakalanan ivme, ardı ardına gelen albümlerle akıllıca devam ettirildi. Petek Dinçöz ikibinler usulü assolistliğini herkese kabul ettirmiş görünüyordu. Hem albümleri ilgi görüyor hem de ayakta kalmanın giderek zorlaştığı gece aleminde hemen hiç boş durmuyor, “extra”dan “extra”ya koşuyordu.

Devamı gelecek...

Yavuz Hakan Tok/Hayat Müzik/Şubat/2011

Share this post

0 yorum Yeni Yorum Yap

 

Önemli Uyarı

Hayat Müzik Platformu 2006 yılında yayın hayatına başladı. Ahmet Erten’in editörlüğünde müzik sektörü ile buluşan blog, güncel albüm haberleri, değerlendirmeleri, röportajları ve konuk yazarları ile gündemin nabzını tutuyor.

Hayat Müzik Platformu'nda yayınlanan haberlerin ve röportajların izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır!

HAYAT MÜZİK (2006-2012)

HAYAT MÜZİK                                                            (2006-2012)
Kurucu/Editör Ahmet Erten İletişim: hayatmuzik@gmail.com

Magazin

© SADECE MÜZİK ! HAYAT MÜZİK!
Designed by GeCe