EMRE ALTUĞ, HAYAT MÜZİK'TE 

AHMET ERTEN'İN SORULARINI YANITLADI! I VOLTAGE FESTİVALİ 29 HAZİRAN'DA GERÇEKLEŞİYOR! MÜSLÜM GÜRSES'İN ''VEDA''SI RAFTA!

22 Şubat 2011 Salı

YAVUZ HAKAN TOK YAZDI : ''NİLÜFER/12 DÜET''

“GÜNCELLEME TAMAMDIR!” (İKİNCİ BÖLÜM)

Albümün tek kadın eşlikçisi Şebnem Ferah, hemen ilk şarkıda çıkıyor karşımıza; “Erkekler Ağlamaz”. İlk klip de bu şarkıya çekildi zaten. Bu şarkıyı Nilüfer 2001 yılında yayınlanan “Büyük Aşkım” albümünde de tekrar söylemiş, ancak o versiyon 1985 yılında yayınlanan “Bir Selam Yeter” albümündeki ilk versiyondan çok da farklı olmamıştı. Bu çok mağrur ama bir o kadar da aşık kadının neresinden baksanız çok acıklı şarkısı “rock” ruhuna öyle bir kucak açmış ki, anlamını yazılışından 25 yıl sonra asıl bugün bulmuş gibi. Zaten çok dişi olan şarkıyı iki kadının düet söylemesi ise yükte hafif pahada ağır bir kadın tokadı etkisi yaratıyor. Nilüfer ve Şebnem Ferah’ın kısa paslaşmaları ise tam dozunda.

İkinci sırada bir Yüksek Sadakat düeti, “Göreceksin Kendini” var. Bu yıl Eurovision Şarkı Yarışmasında ülkeyi temsil edecek olan Yüksek Sadakat’in, 1978 yılında ülkeyi temsil etmiş Nilüfer’le düetinin de bir Eurovision şarkısı olması ilginç bir tesadüf olmuş. Hadi bu tesadüfe bir de Yüksek Sadakat grubunun üyelerinden Uğur Onatkut’un, 1984 yılında aynı yarışmada ülkeyi temsil etmiş Beş Yıl Önce On Yıl Sonra grubunun solistlerinden Nilgün Onatkut’un oğlu olduğu bilgisini de (bütün bu tesadüfler ağına ilk uyanan ve bunu Twitter’da paylaşan Olcay Tanberken’in de kulaklarını çınlatarak) ekleyelim.

1973 yılı Eurovision Şarkı Yarışmasında Lüksemburg adına yarışıp birinci olan Anne-Marie David’in “Tu Tes Reconnaitras” adlı şarkısı, aynı yıl Türkiye’de Nino Varon’un yazdığı Türkçe sözlerle Nilüfer tarafından plak yapılmış ve bu plak şarkının Fransızca orijinalinden daha fazla satınca, o sıralar Türkiye’ye gidip gelmeye başlayan Anne-Marie David’de ciddi bir huzursuzluğa neden olmuştu. Hatta Türkiye’de Türkçe plaklar doldurup, gazino programlarına da çıkan Anne-Marie David’in Nilüfer takıntısı, yarışmanın 1975 yılında Türkiye’de ilk kez yapılan ulusal seçmelerinde ilk elemeyi geçmiş olan Nilüfer’in kendi isteğiyle yarışmadan çekilmesine neden olacak bir dizi entrikanın da yaşanmasına yol açmıştı.

Her şeye rağmen bir Nilüfer klasiği olarak hafızalara yer eden “Göreceksin Kendini”, Yüksek Sadakat düetiyle de çok etkileyici. Grup şarkının dokusunda “intro” dışında fazlaca bir değişikliğe gitmemiş. Sadece 1973 yılından birkaç gömlek daha sert bir “Göreceksin Kendini” dinliyoruz. (Bu şarkı aynı zamanda albümdeki en eski Nilüfer şarkısı.)

Malt düeti Ara Sıra Bazı Bazı”, Nilüfer tarafından ilk kez 1975 yılında plağa okunmuş bir şarkı. 2005 yılında ise Yeşim Vatan tarafından yeniden seslendirilmiş, ancak o versiyon pek de ses getirmemişti. Malt düzenlemesinde şarkı, arkada hemen hiç soluk almayan cayır cayır gitarları ve üç vuruşta bir bageti zile vurmak konusunda elini korkak alıştırmamış bateristin fazladan coşkusunu ne kadar taşıyabiliyor, çok emin olamadım ilk dinleyişte. Malt’ın yazının başında da bahsettiğim “rock” tayfası zihniyetiyle şarkıyı olabildiğince sert kılarak poptan kaçırabilme çabasının, dozunu bir miktar aştığını düşündüm. Buna karşın şarkının albümün üçüncü sırasında yer almasına anlam verebildim mi?.. Hayır!

Herhalde Malt cümbüşünden sonra kulaklar dinlensin diye olacak, “Ara Sıra Bazı Bazı”nın hemen ardından albümün en “soft” düzenlemesi ile Teoman düeti çıkıyor karşımıza. Nilüfer’in 1982 çıkışlı 33’lüğüne adını veren “Sensiz Olmaz”, bu defa Atilla Özdemiroğlu’nun düzenlemesiyle dinleyenleri tamamen ters köşeye yatırıyor. Bu bir “rock” düzenleme değil. Zaten Teoman da “rock” söyler gibi söylemiyor.

“Sensiz Olmaz”, kolaylıkla dans kurslarının salon dansları etütlerinde çalmalara doyamayacakları türden bir rumba/tango çizgisinde seyrediyor başından sonuna dek. Ben çok sevdim, (serde pop severlik olduğundan mı nedir) ilk dinleyişte içim ısındı şarkının bu haline. Ama elbette “rock” tayfasının ileri geri salvoları için bu düzenleme albümün yumuşak karnı olmuş, o ayrı.

Sırada bir doksanlı yıllar Nilüfer “hit”i, “Haram Geceler” var. İlk kez 1992 tarihli “Yine Yeni Yeniden” albümünde dinleyici karşısına çıkan bu şarkıyı, bu albümde Gece Yolcuları düetiyle dinliyoruz. Aslında bir “rock” grubundan çok, romantik aşk şarkılarını “rock” sosuna bulayarak seslendiren bir grup olarak adlandırılabilecek Gece Yolcuları’nın “Haram Geceler”i düzenlemiş olması yüzde yüz doğru bir seçim. Grubun solisti Edis İlhan, sesine çok yakışan bu şarkıda etkili bir performans gösteriyor. Şarkının “rock”a pek de yüz vermeyen makamsal yapısına rağmen, Gece Yolcuları’nın yersiz yere takla atmayan bir düzenlemeyle, orta yolu bulduğu rahatlıkla söylenebilir.

Sırada Ogün Sanlısoy düeti “Hey Gidi Günler” var. 1979 yılında piyasaya sürülen “Nilüfer’79” albümünün bu “hit” şarkısı, “12 Düet” albümünün koyu kıvam “rock” düzenlemelerden biri olmuş. Sanlısoy’un müziğine ve özellikle de sesine hiçbir zaman çok bayılmadım. Albümün “rock” üst başlığına yakışır bir iş çıkarmış olması da bu yargımı değiştirecek parlaklıkta değil.

Yedinci sırada karşımıza çıkan “İntizar”, herkesin malumu olduğu üzere, öz (hakiki) Nilüfer şarkılarından değil. Nilüfer’in 1982 yılında yeniden seslendirdiği bu şarkının yetmişli yıllarda tadına bakmayan kimse kalmadı. Bana kalsa koca bir Nilüfer külliyatında yeniden düzenlemek için seçeceğim son şarkı bile olmazdı “İntizar”. Ama şarkıyı düzenleyen Badem olunca işin rengi değişiyor. Grubun bugüne dek yayınladığı iki albümle ortaya koydukları tavır, neden “İntizar”ı seçtiklerini açıklar nitelikte. Nitekim iddiasız, cayırtı koparmayan ve ne çare ki alaturka bir şarkı olmanın “rock”a dönüştürülmesi zor; hatta imkansızlığına yenik düşmekle düşmemek arasında gidip gelen bir düzenlemeyle Badem, albümün orta karar işlerinden birine imza atmış.

Ve tam da buradan itibaren bence albümün en iyi dört düzenlemesinden üçü (biri “Erkekler Ağlamaz”dı) arka arkaya sıralanıyor.

Önce Hayko Cepkin ve yine ters köşe bir şarkı; “Aşk Kitabı”. 1982 tarihli “Sensiz Olmaz” albümünden bu albüm için “cover”lanan üçüncü şarkı olan “Aşk Kitabı”, o günlerde Coşkun Sabah, Ümit Besen, Coşkun Sabah, Bergen ve Gönül Akkor yorumlarıyla da dillerde dolaşan bir şarkıydı. Tam da seksenlerin piyanist şantör/udi şarkıcı furyasının orta yerinden çekip çıkarılmış bu şarkı, 2011 patentli “rock” makyajıyla adeta Nilüfer ve Hayko Cepkin düet söylesin diye yazılmış gibi.

Hayko Cepkin için bu şarkıdan daha iyi bir seçim olamazdı; zira zaten kendi şarkılarında da enteresan bir şekilde hep makamsal seslerde dolanmış, “rock”a tasavvufun, Mevlevi müziğinin, aşık geleneğinin tozlarını serpmiş bir “rock”çı o. “Aşk Kitabı”nda da bulduğu her fırsatta (özellikle şarkının sonunda, doğaçlamaya başladığı anlarda) eni konu bir gazelhana dönüşüyor. Tam “heavy metal”in azgın sularında sörf yapıyor derken, ne olduğunu anlayamadan, Nilüfer’in gürül gürül ama sakin sesinde soluklanıyor. Enteresan, enerjisi yüksek, ateşli bir bileşim. Aslında çok basit ve çok bildik kalıplarda bir şarkıdan bu enerjiyi çıkarabilmek Cepkin ve Nilüfer’in mutlak başarısı.

Sırada Nilüfer’in 1997 çıkışlı “Nilüfer’le” albümünden bir şarkı var; “Unut Gitsin”. Bu şarkı, Selçuk Sami Cingi, Levent Candaş ve Nedim Ruacan düzenlemesi ve düetiyle girmiş albüme. Daha ilk dinleyişte bizim buraların “rock” kırsalında pek de alışagelmediğimiz türden bir vokal tekniği ve ses rengi ile Selçuk Sami Cingi ve şarkının çok çarpıcı düzenlemesi dikkat çekiyor.

Cingi çok enteresan bir adam, biraz bahsetmeliyim. Önce ODTÜ’de işletme okumuş, bir dönem Ankara’da kulüplerde sahneye çıktıktan sonra, bu defa Hacettepe Üniversitesinde konservatuarın kompozisyon bölümünü bitirip, ardından da orkestra şefliği “master”ı yapmış. Durun, daha bitmedi! 2004’te Amerika’ya gidip, burada prodüksiyon, film müziği ve reklam müziği konularında eğitim aldıktan sonra Güney Florida’da çeşitli kulüplerde gitaristlik yapıp, epeyce de adını duyurmuş. 2009 yılında DMC etiketiyle yayınlanan ilk albümü “Kendi Kendine”nin kayıtlarını da Amerika’da tamamlamış zaten.

Vokal tekniği ve ses rengiyle yer yer Freddie Mercury’yi anımsatması boşuna değil; bir tür “Queen Tribute” olarak adlandırılabilecek “A Kind Of Magic” konserlerindeki performansının Mercury’yi aratmadığı konusunda epeyce yorum var internet üzerinde.

“Unut Gitsin”, Selçuk Sami Cingi’nin vokal performansı kadar, etkileyici düzenlemesiyle de albümdeki diğer şarkılarla arayı açıyor. Gitarlar, davul ve şarkıya adeta senfonik bir hava veren yaylılar çok net, çok temiz duyuluyor. En ufak bir eksik, bir fazla, bir abartı yok. Her şey birbirine o kadar uyumlu ve kusursuz ki, bu durum Nilüfer’i de çok rahat ettirmiş olsa gerek; albümdeki en iyi Nilüfer performansını bu şarkıda duyduğumu söylesem yeridir.

Gerek yayınladığı tek albüm, gerekse sahne performanslarıyla kendine bir hayran kitlesi edinmiş olan Selçuk Sami Cingi (ya da Cingi grubu), bir zaman sonra Türk “rock” müziği içerisinde çok ayrı bir isim olarak sabitlenecek gibi görünüyor. Bu şarkının tanınırlık açısından Cingi’ye epeyce yarayacağını tahmin etmek de güç değil. Hatta geçtiğimiz günlerde Selçuk Sami Cingi Twitter’da; “Bizi altı gündür yeni keşfedenler için,” diyerek, kliplerinden birinin linkini vermişti. Bahis konusu “yeni keşfedenler” gün geçtikçe çoğalacak, orası aşikar.

Nilüfer’in 1994 yılında yayınlanan “Ne Masal Ne Rüya” albümünde çok ön plana çıkmamış şarkılardan biri olan “Uzak Dur Ateşimden”, bu albümde Rashit düzenlemesi ve düetiyle yer alıyor. Türkçe “punk rock”ın hatırı sayılır ismi olmuş Rashit’in bu ilk bakışta çok sakin görünen Nilüfer şarkısına getirdikleri yorum, şarkının içinde gizli öfkeyi enteresan bir şekilde ortaya çıkarmış ve şarkı sözlerinin anlamını bambaşka bir hale dönüştürmüş. “Uzak Dur Ateşimden” düzenlemesi ve icrasıyla da, rahatlıkla albümde öne çıkan şarkılardan biri olarak nitelendirilebilir.

En sevdiğim üç yorumun ardından, son ikide de en az sevdiğim iki yorum var. Önce TNK ve “Selam Söyle”. 1976 tarihli aynı adlı Nilüfer 33’lüğünün “hit” şarkısı, 2008 yılında Demet Akalın tarafından “club” tadında “cover”lanmıştı. Şarkının o yorumuna ne kadar alışamadıysam, buna da o kadar yabancı kaldım. Nilüfer’in vakti zamanında ter-ü taze bir genç kızın biraz sitemkar, biraz buruk haykırışıyla seslendirdiği “Selam Söyle”, nasıl Demet Akalın’ın elinde çemkiren tiki kızın “eller havaya”sına dönüşmüşse, TNK’nin elinde de bir o kadar zorla “rock”laştırılmış ama buna yine de direnmiş duruyor. Düzenlemenin düşük enerjisini, nakaratın sıradan şiddeti de kurtarmıyor.

Albümün son şarkısı ise bir 4x4 düzenlemesi ve düetiyle “Kim Arar Seni”. Bence “İntizar”dan sonra albümde olmaması gereken ikinci şarkı da bu. “İntizar” ne kadar “az” Nilüfer şarkısıysa bu da o kadar “çok” Nilüfer şarkısı çünkü. Ve gerek Nilüfer, gerekse başka şarkıcılar tarafından çok ama çok defa söylenmiş olması bir yana, şarkının “rock”a gelirliği de neresinden baksanız yok gibi. Tekrarlarda koşmaya başlıyor, “Hah şimdi tutamayacak kendini, “ska” oluverecek,” diyorsunuz; derken arkadan canhıraş bir “canhıraş” vokal yükseliyor, “Maça mı geldik ne oldu,” diye kala kalıyorsunuz, bir gürültü kıyamettir gidiyor.

Albümün kartoneti, şimdilerde hiçbir firmanın maliyetini göze alamayacağı kadar “lüks”; ama alabildiğine de göz alıcı ve şık (alkışlar DMC’ye). Mehmet Turgut’un çektiği “rock” Nilüfer resimleri, konsepti hem dört dörtlük yansıtmış, hem de sonuna kadar inandırıcı kılmış. Son yıllarda gördüğüm en doğru albüm kapak çalışması budur desem, sanırım abartmış olmam.

Bu satırların yazıldığı gün, Samsun Demir Twitter’da albümün mekanik satışının 60 bini geçtiğini gururla ilan etti. Bilen biliyor, bugünün şartlarında bu kadar kısa sürede bu rakama ulaşmak az şey değil. Bu rakamın kolaylıkla en az ikiye katlanacağını tahmin etmek de zor değil. Bu bile tek başına bir başarıdır, bırakın albümün müzikal başarısını bir kenara.

Sözün özü, Nilüfer kendini çoktan güncelledi bile. Eğer hala burun kıvırıyorsanız, kendinizi bir an evvel bir kapatıp açın. Güncellemeler ancak o zaman etkili oluyor çünkü.

Yavuz Hakan Tok/Hayat Müzik/2011/Şubat

Yazının İlk Bölümü İçin Tıklayabilirsiniz

Share this post

0 yorum Yeni Yorum Yap

 

Önemli Uyarı

Hayat Müzik Platformu 2006 yılında yayın hayatına başladı. Ahmet Erten’in editörlüğünde müzik sektörü ile buluşan blog, güncel albüm haberleri, değerlendirmeleri, röportajları ve konuk yazarları ile gündemin nabzını tutuyor.

Hayat Müzik Platformu'nda yayınlanan haberlerin ve röportajların izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır!

HAYAT MÜZİK (2006-2012)

HAYAT MÜZİK                                                            (2006-2012)
Kurucu/Editör Ahmet Erten İletişim: hayatmuzik@gmail.com

Magazin

© SADECE MÜZİK ! HAYAT MÜZİK!
Designed by GeCe