EMRE ALTUĞ, HAYAT MÜZİK'TE 

AHMET ERTEN'İN SORULARINI YANITLADI! I VOLTAGE FESTİVALİ 29 HAZİRAN'DA GERÇEKLEŞİYOR! MÜSLÜM GÜRSES'İN ''VEDA''SI RAFTA!

18 Şubat 2011 Cuma

YAVUZ HAKAN TOK YAZDI : ''NİLÜFER/12 DÜET''


“GÜNCELLEME TAMAMDIR!” (BİRİNCİ BÖLÜM)
Bizim “rock” tayfası biraz acayiptir. Hem “rock” müziğin yerleşik düzene isyanın, dayatılana başkaldırının müziği olduğunu iddia eder; hem de demeye kalmadan kendi kamplarında sürdürdükleri yerleşik düzenlerinin çitleri dışında kalanlara neredeyse tiksinerek bakarlar. “Pop müzik mi? Hepsi çöp, iyyyyyyyy iğrenç, nasıl dinliyorlar onu!” ve benzeri cümleler Cihangir kahvelerinin duman altı sohbetlerinden, apaçi-rocker-rapper sentezi bira kokulu İstiklal barlarının cazır cazır ses düzenlerinden, yazılı basının bilumum “rocker” kalemlerinin “blue blood” mürekkebinden yükselir semaya. Uzaktan bakınca, alt kültür olanın pop müzik, elit olanın da “rock” müzik olduğunu sanırsınız. Velev ki tersi bile olsa; başkaldırının (alt kültürün) ruhu, birini bir diğerinden üstün gören faşizan tavrı bünyesinde nasıl barındırır, anlamakta zorlanırsınız. Ama böyledir bizim “rock” tayfası. Her şeye karşıdırlar; kendileri gibi olmayan hemen her şeye. (Bu arada misal “nu-metal”cilerin” “grunge”cılara, “progressive”cilerin “trash”cilere mesafeli durduğu; yani “rock”ın kendi içinde de irili ufaklı kamplara bölündüğü konusuna hiç girmeyeceğim, çıkamam aksi takdirde.)
Nilüfer’in eski şarkılarını “rock” gruplarıyla düet yaparak seslendireceği bir albüm hazırlığında olduğu haberi duyulur duyulmaz memnuniyetsiz homurtular yükselmeye başlamıştı bile bizim “rock” tayfasından. Kırk yıllık bir popçunun “rock” yapması görülmüş şey değildi. “Rock” müzik ona mı kalmıştı? Hem ne gerek vardı?
Nilüfer’in albümü çıktığından bu yana, ailece hem evde hem arabada sürekli dinliyoruz. 17 yaşındaki kızım geçen gün Twitter’a (benim katiyen dahlim olmaksızın) aynen şöyle yazmıştı; “Nilüfer albümü bana o kadar çok şey kattı ki; Cingi denen harika adamı tanıdım, Nilüfer’i sevmezdim, artık seviyorum. Ne güzel şarkıları varmış!” Bu cümleyi olduğu yerden kesip, yukarıdaki paragrafın son cümlesindeki soruyu soranların duvarlarına tek tek yapıştırmak istedim. İşte bunun için gerek vardı arkadaşlar! Ve siz homurdanmaya devam ededururken, Nilüfer çoktan amacına ulaştı bile.
Tarafsız değilim; olmayacağım da. Ben ta 1972’den bu yana Nilüfer’in her yaptığını sevenlerdenim. Zaman zaman bayılmadığım albümleri ya da şarkıları olmuştur (Büyük Aşkım, Hayal, Zalimin Kararı gibi) ama bunlar göz ardı edilebilecek kadar azdır. Açıkçası “rocker”larla aynı nedenden değil; aksine bir Nilüfer takipçisinin olağan kaygılarıyla, “12 Düet” projesini ilk duyduğumda ben de bir durup düşünmüştüm. Bu bir riskti evet. Ama bir başka açıdan bakınca da, Nilüfer tam da böylesi bir risk almasının gerektiği yerdeydi.
Bir kısım yazar çizerin “Karar Verdim” albümünü için sarf ettikleri “Nilüfer kariyerinin zorlu bir dönemeci “ tanımına ben pek itibar etmiyordum; zira eğer konu “Kayahansızlık”sa, Nilüfer zaten bu dönemeci 2003 yılında “Gözün Aydın” albümüyle hasarsız geçmiş, çoktan düzlüğe çıkmıştı. Hatırlarsanız o albümdeki iki Kayahan şarkısının da esamisi okunmamıştı çünkü. Nilüfer, iki binler Türk popunun (kerameti tamamen kendinden menkul de olsa) epeyce rağbet gören dans müziği furyasını “Gözün Aydın”la tam göbeğinden yakalamış, kendini tazelemişti.
Ardından gelen “Karar Verdim” ise buram buram Nilüfer kokan bir albümdü ve bence çok da başarılıydı. Oysa 2009 yılında yayınlanan “Hayal” için aynı şeyleri söylemek mümkün olmayacaktı. Sinan Akçıl’la Nilüfer’in kimyası tutmamış, Mete Özgencil’in yeni bir “Mavilim” yaratma çabası ise (“Yaramaz”), sakil durmuştu. İşte dönüm noktası tam da burasıydı aslında. Kendini tekrara ha düştü ha düşecekti Nilüfer. Vakit geçirmeden bir acil durum planı yapılmalıydı.

Böyle bir plan yapıldı yapılmasına ama ne yazık ki bu hamle de yanlışın tekrarından öteye gitmedi. Ocak 2010’da yayınlanan “Zalimin Kararı”, zarardan kar bile olamayacaktı. Tam da Sevgililer Günü histerisinin kol gezmeye başladığı Ocak sonu Şubat başı günlerinde bu “single” yerine, “Hayal” albümünün en esaslı aşk şarkısı “Düş Misali”ne bir klip çekilseydi, çok daha fazla işe yarayabilirdi diye düşünmüş, “Zalimin Kararı”nı bir türlü sevememiş, anlam verememiştim. Herkes bencileyin düşünmüş olacak ki, bu yersiz “single” hemen hiç dikkat çekmedi.
Nilüfer cephesinde artık taze bir nefese şiddetle ihtiyaç vardı. Anlaşılan Nilüfer de bunun farkındaydı. Zira tam da bu süreçte, ta 2008 yılından bu yana aklının bir köşesinde duran projeyi hayata geçirmeye karar verdi. Zaten proje de bizzat “Karar Verdim” şarkısından doğmuştu.
Nilüfer, sözü ve müziğe kendisine ait olan “Karar Verdim”i, o yıl yayınlanan “Güldünya” albümünde Aylin Aslım’ın “rock” yorumuyla söylemesine izin vermiş, sonrasında ortaya çıkan işi de çok sevmişti. Neden olmasındı? Başka Nilüfer şarkıları da pekala “rock” düzenlemelerle dinleyici karşısına çıkarılabilirdi.
Tam da bu noktada, Nilüfer’in düşülmesi kuvvetle muhtemel bir hatadan usta bir manevrayla sıyrılmış olması, onun deneyimi ve öngörüsünde bir müzisyen için şaşırtıcı değil belki ama yine de altını çizmekte fayda var. Şöyle ki; Nilüfer bu albümdeki şarkıları tek başına seslendirmek isteseydi fena halde hırpalanabilirdi. Ne olmamışlığı kalırdı, ne özentiliği. O ise çok akıllıca bir taktikle albümü düet konseptine dayandırarak, üstelik şarkıları da düet yapacağı grupların seçmesi ve düzenlemesine (40 yıldır zirvede kalmış bir şarkıcının haklı egosunu kendi ayaklarıyla ve gözünü kırpmadan çiğnemek pahasına) izin vererek olası eleştiri oklarını daha en başından etkisiz kıldı.
Şimdi albümü beğenmemeye baştan kararlı pek “rocker” tayfamız yatıp kalkıp ipe un seriyor. Olmamış mı?.. Peki neden?.. Bir Malt, bir Ogün Sanlısoy, bir Rashit kötü müdür kendi albümlerinde, kendi şarkılarında? Ama siz o albümleri, o şarkıları yere göğe sığdıramıyorsunuz her bahsedişte? E bunları da onlar düzenledi, üstelik her grup düzenleyeceği ve söyleyeceği şarkıyı kendi seçti. Yani beğenmediğiniz hangi şarkı ise vebali tamamen o gruba ait. Ama sizin albümün tamamını gözden çıkarmak için çok haklı bir gerekçeniz olmalı. Ve bu gerekçenin altında Nilüfer’in popçu olması, bunca yıl sonra “rock” söylemeye heves etmesi olmamalı, öyle değil mi? Çünkü bu faşizan yaklaşımı bir gerekçe olarak kabul etmek akıl karı değil, değil mi?
Yukarıda sıraladığım sebeplerden dolayı, yazının burasında Nilüfer’in “rock” söylemesi tartışmasına son noktayı koyuyorum. 40 yılını verdiği mesleğinde elbette dilediği her şeyi söyleyebilir ve yapabilir Nilüfer. Buna pekala hakkı vardır. Kaldı ki Nilüfer bu albümle, onun bugüne dek yaptığı müzikten çok az haberdar (belki de hiç değil) çok genç ve çok başka (benim kızımın da içlerinde bulunduğu) bir kitleyle ortak paydada buluşmuş, hiç “rock” dinlemeyen bir kesim Nilüfer hayranını da şahane gruplarla tanıştırmıştır. Bu çok ciddi bir “update” manevrası, dolayısıyla da kesinlikle hedefine ulaşmış bir projedir.
Son noktayı koymak için bile bir paragraflık nefes tükettim. O halde lafı artık albümün etrafından dönen tartışmalardan, albümün bizzat kendisine, şarkılara getirelim.
Devam Edecek...

Yavuz Hakan Tok/Hayat Müzik/2011
Share this post

2 yorum Yeni Yorum Yap

  1. Yüreğinize, kaleminize sağlık.. Sanırım okuduğum en güzel 12 düet değerlendirmesiydi..

    FaNofNiLüFeR

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum bir blog yöneticisi tarafından silindi.

    YanıtlaSil

 

Önemli Uyarı

Hayat Müzik Platformu 2006 yılında yayın hayatına başladı. Ahmet Erten’in editörlüğünde müzik sektörü ile buluşan blog, güncel albüm haberleri, değerlendirmeleri, röportajları ve konuk yazarları ile gündemin nabzını tutuyor.

Hayat Müzik Platformu'nda yayınlanan haberlerin ve röportajların izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır!

HAYAT MÜZİK (2006-2012)

HAYAT MÜZİK                                                            (2006-2012)
Kurucu/Editör Ahmet Erten İletişim: hayatmuzik@gmail.com

Magazin

© SADECE MÜZİK ! HAYAT MÜZİK!
Designed by GeCe