EMRE ALTUĞ, HAYAT MÜZİK'TE 

AHMET ERTEN'İN SORULARINI YANITLADI! I VOLTAGE FESTİVALİ 29 HAZİRAN'DA GERÇEKLEŞİYOR! MÜSLÜM GÜRSES'İN ''VEDA''SI RAFTA!

23 Aralık 2010 Perşembe

''MÜZİĞİN HAYAT İÇİNDE MARKALAŞMA SÜRECİ!''

Müzik sektöründe marka olabilmek eskisi kadar tesadüf mü yoksa dengeler artık değişti mi?Star doğmuş olmak yetiyor mu yoksa işin mutfağındaki projeler birer markalaştırma adayı mı?Brand Organization kurucusu Ümit Altın,müziğe ''marka'' yaklaşımlı yazılarının ilki ile Hayat Müzik'te!

Bu yazıyı yazabilmek için biraz olgunlaşmak gerekiyordu elbette.. Sadece dinlemiş olmak veya sadece gözlemlemiş olmak da yetmezdi üstelik.. 20 yıl yeterli bir süredir diye düşünüyorum o halde 2010’dan 1990’ı çıkarırsak. Hani derler ya 90’lar 90’lar, nerde o eski şarkılar nerde 90’lı yıllar diye..Mevzubahis 90’lar olmasa da başladığımız nokta buysa biraz “daha da” dikkatli olmak lazım o halde.

“Markalaşmanın günümüzdeki önemi”ni kelimesinde yaşamıyor olsak da estirdiği rüzgarı hepimiz soluyor, hissediyoruz bu kaçınılmaz bir gerçek. Söz konusu markalaşmayı müzik sektöründe vurgulayacak olursak kimleri dinlediğimizle, kimlerin albümlerini müzik raflarından satın aldığımızla, kimleri konuştuğumuzla, kimleri ödüllendirdiğimizle, kimleri eleştirdiğimizle, kimlerin konserlerine gittiğimizle, kimleri beğendiğimizle, kimleri beğenmediğimizle….. (liste uzar gider) kısacası kimleri markalaştırdığımızla ilgileniyor olacağız bu yazıda..naçizane..

Sektör içerisinde bir çok müzik yapım şirketi mevcut. Kimi zamanında çok paralar kazanıp kaybolup giden, kimisi başlamadan biten, kimi hiç ummadığı şekilde büyüyen kimisi de çağın gerekenlerini yerine getirip akılcı yollar belirleyerek ağır ve emin adımlarla ilerleyen.. Hepsinin hikayesi farklı olsa da amaçları aynı. Sanatçısıyla markalaşmak… Bu yüzden de hepsi ortak kanalları kullanıyor. PR (Halka İlişkiler) çatısı altında konumlandırmak mümkün mevcut basın danışmanlığı, menajerlik, imaj danışmanlığı, organizasyon pozisyonlarını veya varsa fan club yönetimlerini. Peki buraya kadar her şey ortak iken nedir yolları ayıran? Nedir bir sanatçıyı diğerinden ayrı bir marka yapan olgu? Bu bir yaratılış mıdır, şans mıdır yoksa akıllıca izlenilen planlı programlı bir yol mudur?

Bu yazıyı okuyan herkesin en azından 1 konserde seyirci olarak bulunduğunu varsayarak soruya odaklanmalarını istiyorum şimdi: Neden alkışladınız sahnedekini?

“Beğeni” mi sadece? %50’den fazla olduğunu biliyorum bu cevabın..Peki başka?

Beğeni kişiden kişiye ve zamana karşı değişen bir kavram olduğu için markalaşma süreci içerisinde en kaygan zemindir. Hatırlarsınız, radyoda veya tesadüfen dinlediğiniz bir yerde dinlediğiniz ve “kim bu?” dedirten dürtüden başkası değildir aslında en saf haliyle “Beğeni”. Bu “ilk görüşte aşk”ın sonrasında bir çok öğeyi yanında getirmek zorundadır markalaşmayı oluşturması için. Hatta tabir-i caizse kırk fırın ekmek yenmelidir.. İşte o kırk fırın ekmeği yediren de ekip işinden başka bir şey değildir. Prodüktör, aranjör, söz yazarı, besteci, imaj danışmanı, fotoğrafçı, tasarımcı, basın danışmanı, menajerlik hizmetleri, sosyal mecra yöneticileri ve fan klüpleri diye uzar gider yine bu liste…

Bugün baktığımızda bir çok “Marka” diye sayabileceğimiz isimlerin ardındaki ekiplerin ve şirketlerin zaman içerisinde kim bilir kaçar kez değiştiğini görmek mümkün. Zamana ve teknolojik iletişime ayak uydurmak adına yapılmış olan bir çok çalışma yavaş da olsa yerini bulmaya başlıyor neyse ki. Artık albümler çıkmadan dinleyiciler şarkılar hakkında detaylı yorumlar yapabiliyor, sosyal mecralardan direk olarak ulaşabildiği sanatçıya fikirlerini sunabiliyor. Hatta öyle ki, eski menajerlik mantığından sıyrılıp bir marka yönetimi haline geliyor bu süreç… Sanatçısının attığı adımları akıllıca hesap eden, geleceği gören, sevenleriyle empati kurabilen ve bu süreçte ekip işini ciddiye alan marka yönetimine ihtiyaç duyuyor git gide. Denenmemişler deneniyor, olmadı baştan sarılıyor, tekliler çıkarılıyor, deneniyor yine, yenisi bulunuyor, eskisi unutuluyor, yeni bakış yeni tarz yeni imajlar, deneniyor yine… olmadı şöyle yazılıyor, o da olmadı böyle yollanıyor…deneniyor… en iyisi, en doğrusu bulunana kadar! Ya da tam tersi…bir dikiş tutturuluyor hadi bu güzel deyip aynısından sökülüp başka dikiliyor, o da tutuyor, bir iki derken bir sonraki tutmuyor olmadı baştan..deneniyor.. yaz baştan, sil baştan, söyle baştan, olmadı baştan..bir daha bir daha derken ilkinde başarıyı yakalayan ve sürece ayak uyduran sadakatle ödüllendiriliyor, süreci ciddiye almayan hatta üstüne bir de boş veren sadakatsizlikle.. Markalaşmak sadakat gerektiriyor çünkü.

Sözün özü de şu ki, aslında hiçbir şey o radyoda çalan “ilk görüşte aşk” gibi tesadüf değil artık. 90’lardan bu yana bu sektör artık daha karmaşık, daha plancı, daha akılcı, daha hesapçı, daha donanımlı, daha hiperaktif ve daha renkli. 6,5,4,3,2,1,0 mı yoksa 0,1,2,3,4,5,6 mı? Marka olmak veya olmamak, işte bütün mesele bu..

Saygılarımla…



Ümit ALTIN/Hayat Müzik/2010

Brand Organization

http://twitter.com/#!/ualtin

http://www.brandorganization.com/

Share this post

0 yorum Yeni Yorum Yap

 

Önemli Uyarı

Hayat Müzik Platformu 2006 yılında yayın hayatına başladı. Ahmet Erten’in editörlüğünde müzik sektörü ile buluşan blog, güncel albüm haberleri, değerlendirmeleri, röportajları ve konuk yazarları ile gündemin nabzını tutuyor.

Hayat Müzik Platformu'nda yayınlanan haberlerin ve röportajların izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır!

HAYAT MÜZİK (2006-2012)

HAYAT MÜZİK                                                            (2006-2012)
Kurucu/Editör Ahmet Erten İletişim: hayatmuzik@gmail.com

Magazin

© SADECE MÜZİK ! HAYAT MÜZİK!
Designed by GeCe