EMRE ALTUĞ, HAYAT MÜZİK'TE 

AHMET ERTEN'İN SORULARINI YANITLADI! I VOLTAGE FESTİVALİ 29 HAZİRAN'DA GERÇEKLEŞİYOR! MÜSLÜM GÜRSES'İN ''VEDA''SI RAFTA!

30 Aralık 2010 Perşembe

''HERKES BURADA,ENBE NEREDE?''



ENBE ORKESTRASI – “KALBİM”
Yavuz Hakan Tok'un Kaleminden;
“HERKES BURADA, ENBE NEREDE?” (BİRİNCİ BÖLÜM)
Yetmişlerde siyah beyaz televizyonda ender zamanlarda “dış kaynaklı müzik” yayınlanırdı. O ender zamanların yegane starları ya İtalyan şantöz Rafaella Carra ya da Alman James Last Orkestrası olurdu. Bunca gelişkin televizyon sektörüne rağmen memlekette ne kadar denense bir türlü tutturulamayan “Saturday night show”un en ama en alasını Rafaella Carra yapar, James Last Orkestrası ise bütün o vakvak gitarları ve ben diyeyim on, siz deyin yirmi trompetli nefesli ordusuyla devrin en popüler şarkılarını büyük bir coşku ve neşe içinde çalar dururdu. Hayran hayran bakar, yutkunurduk. Bizim de şahane orkestralarımız vardı o dönemlerde ama gönlümüzde James Last’ın yeri ayrıydı.
ENBE Orkestrası, 1993 yılında Engin Titiz ve Behzat Gerçeker tarafından kuruldu. Tıpkı James Last Orkestrası gibi, ne bulursa çalan, ama illa ki poplaştırıp çalan bir orkestraydı. Farklı olarak solistleri vardı bizimkilerin; sadece çalmıyor, söylüyorlardı da. Alaturkadan türküye, aryadan mamboya, uçsuz bucaksız da bir repertuarları vardı. Mesela sosyetik bir düğünde ya da kalburüstü bir şirketin afili bir yemeğinde bağlama, davul, zurna ile misket çaldırıp halay çektirseniz avama kaçar, alay konusu olurdunuz. Oysa ki böylesi bir orkestra önce aryalarla başlayıp, gecenin sonunu “Caney Caney”le getirebilir, kimseye de avam görünmezdi. Nitekim bu gerçekten işe yarayan bir formül olsa gerek ki ENBE ve benzeri bir dolu orkestra, epeyce fazla sayıda “extra” da alarak üstelik, en krizli, en sıkıntılı zamanlarda ve onca kalabalık kadrolarına rağmen var olmaya devam etti.
ENBE Orkestrasının 13 yıl süren ilk dönemi gayet başarılı geçti. Hemen hiç boş kalmadan o bayi toplantısı senin, bu Çırağan düğünü benim çaldılar, söylediler. Hatta 1997 yılında bir de albüm yaptılar. “Müziğimizle Evreni Kucaklıyoruz” gibi gayet iddialı bir isim altında piyasaya sürülen bu albümde klasikleşmiş pop şarkıları ve poplaştırılmış kimi klasikler vardı. Ne ki, şarkıların ne kadarının orkestra tarafından çalındığı bir muammaydı, zira altyapılarda davul başta olmak üzere, o dönemin pek tercih edilen marifetli klavyelerinden çıkan enstrüman taklidi yapay seslere fazlaca rağbet edildiği açıkça duyuluyordu.
2006 yılında ENBE Orkestrası’nın EN’i ve BE’si yollarını ayırmaya karar verdi. Bir ortaklığın anlaşmazlık sonucu bölünmesi ne sorun getirirse, hepsi yaşandı ve alacak verecek hesapları sona erdiğinde, kadronun büyük kısmı Engin Titiz tarafına geçse de, ENBE adı Behzat Gerçeker’de kaldı.
Aynı yıl ENBE Orkestrası’ndan ziyade Behzat Gerçeker’in ön plana çıkarıldığı bir albüm piyasaya sürüldü. “Düşler” adı verilmiş bu albüm DMC etiketiyle piyasaya çıkmıştı. Henüz DMC’nin Behzat Gerçeker hakkında uzun vadeli planlar yaptığını bilmiyor, bu albümün ülkede yokluğu çekilen “yerli asansör müziği” kategorisinde epeyce yüksek satış yapmasını bekliyorduk.
Derken 2007’nin Kasım ayında DMC, büyük bir tanıtım kampanyasıyla, çok iddialı, çok şatafatlı bir albüm sürdü piyasaya. Albümün kapağında çok ışıltılı harflerle sadece ve sadece “ENBE Orkestrası” yazıyordu.
Anlaşılan bu albüm yeni bir başlangıç kabul edilmiş, bundandır ki albüm kartonetinde “Müzikal yaşamında sahne performansının dışında ilk kez bir albüm ile müzik dinleyicisi ile buluşan ENBE Orkestrası” tabiri kullanılmıştı. Aynı yazıdaki “Vizyonu evreni müzikle kucaklamak olan ENBE Orkestrası” tanımı ise kulağa çok tanıdık geliyordu.
ENBE Orkestrası’nın adını taşımakla beraber, sadece “CD Extra” olarak en sona konulan dört şarkıda orkestra müziğinin varlığı hissedilebilen bu albüm uzunca bir süre konuşuldu. Aranjör Mustafa Ceceli’yi ilk kez şarkıcı olarak dinleyici karşısına çıkaran Sezen Aksu bestesi “Unutamam” ve internet sayesinde keşfedilmiş Aslı Güngör’ün dillere marş olacak “Kalp Kalbe Karşıdır”ı, albümün alıp yürümesine yetmişti. Üstelik o günlerde ardı ardına epeyce yüksek satışlı albümlere imza attığı için DMC’nin yere göğe sığdıramadığı Ferhat Göçer, ENBE albümü boyunca da durup durup ses gösteriyor (tam 4 şarkıda), albümün satışına satış kazandırıyordu.
Koskoca Ajda Pekkan bile ENBE Orkestrası’nın albüm yaptığını duyduğunda arayıp albümde yer almak istediğini söylemişti; ya da en azından bütün gazetelerde böyle haber yapılmıştı ki, orkestranın sahnede izleyenlerden gayrisi için pek de bir anlam ifade etmeyen saygın kimliğinin de altı kalınca çizilmiş oluyordu. Hepsi yetti, albüm sattı.
2009’un Temmuz’unda Altan Çetin’in yazdığı ve söylediği “Martılar” adlı şarkının iki versiyonla yer aldığı “single”, pek de ilgi görmemiş, ne Altan Çetin, ne de ENBE için bu ortaklık parlak sonuç vermişti. Ve nihayet, 2010’un son günleri takvimlerden birer birer koparken, yeni ENBE Orkestrası albümü, yine şenlik kıyamet bir tanıtım seferberliği ile piyasaya sürüldü.
DMC bu yeni albümü de boş bırakmamış ve elindeki bütün kozları oynamış. Bunu daha albümü dinlemeden anlamak mümkün. Zira Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Tarkan ve Müslüm Gürses gibi klasikler bir yana, yeni neslin en popülerlerinden Ziynet Sali ve Mustafa Ceceli, onlar da yetmezse diye bir dönemin kıyamet koparmış uluslar arası yıldızları Jose Feliciano, Christian Adam ve Jean Francois Michael’le albüm öyle böyle iddialı değil. Orkestradan kimse yok mu peki? Neyse ki var; onlardan da yeri gelince bahsedelim.

Albüm Tarkan’ın seslendirdiği bir Sezen Aksu bestesiyle başlıyor. Düzenlemesini Mustafa Ceceli’nin yaptığı bu şarkı, genellikle albümlerin sonuna konan “misyon şarkıları”ndan biri gibi aslında. Hani savaşın kötülüğünden, barıştan, kardeşçe yaşamaktan, dünyada dostluğun ve sevginin yeşerip insanların el ele mutlu güzel günlere yürümesini telkin veren “misyon şarkıları” vardır ya. Bunlar illa ki senfonik olurlar, bu mecburidir. İnsanın dinlerken tüyleri ürperir, koşup Afrika’daki açları besleyesi, yağmur ormanları kurtarası filan gelir. Hah işte, “Her Şeye Rağmen” tam da öyle bir şarkı. Sezen Aksu’nun “Deniz Yıldızı” albümünde kullandığı ve maksat itibariyle “Her Şeye Rağmen”le kardeş sayılabilecek “Tanrı’nın Gözyaşları” bundan çok daha etkili bir şarkıydı oysa. Belli ki şarkının kendisinden daha çok Sezen Aksu ve Tarkan isimleri önemsenmiş ve bu şarkı albümün açılışına konulmuş.
“Her Şeye Rağmen”in en güzel tarafı, Tarkan’ın şarkıyı o alışageldiğimiz ve hatta çoğu zaman dinlerken yorulageldiğimiz vibrasyonlara fazla eğilim göstermeden söylemesi olmuş. Muhtemelen şarkının ciddiyetine uysun diye daha az titreyen, kelimelerle yerli yersiz sevişmeyen bu ses, Tarkan’ın ilk dönemlerini hatırlattı bana.

İkinci sırada bir düet var. Mustafa Ceceli ve Elvan Günaydın’ın bu düeti bir Ravi İncigöz bestesi; “Eksik”. Maksat DMC’nin yeni keşiflerinden biri olan Elvan Günaydın’ı lanse etmek mi, Ferhat Göçer’den boşalan “her albüme sesini bahşeden”, “sevenlerini düet manyağı yapan” ve “kliplerinde illa ki mikrofon karşısında şarkı söyleyen” takım elbiseli erkek şarkıcı kontenjanını Mustafa Ceceli’yle doldurmak mı (Göçer başka bir firmaya transfer oldu zira), yoksa şu ana dek yayınlanan şarkılarına bakılırsa, yıldızı parlamaya çok müsait yeni nesil bestecilerden Ravi İncigöz’e mi yatırım yapmak, orası bilinmez. Ama şarkı o kadar garanti bir hit ki, her şekilde albümün lokomotifi olduğu tartışılmaz. Bundandır ki ilk klip de bu şarkıya çekildi.
Elvan Günaydın, henüz çok genç olmasına karşın, belli ki bu yola baş koymuş, hatta daha şimdiden hırsını ve azmini de kuşanmış. DMC gibi bir firmanın desteğiyle ve böyle bir yerden işe başlamak da herkese nasip olmaz. Elvan Günaydın’ın internette var olan birkaç şarkısını daha dinledim. Adapazarı’nda bir stüdyoda yapılmış “demo” kayıtlar ve cep telefonu kamerasıyla çekilmiş canlı performans görüntüsü de dahil olmak üzere tüm kayıtlarda ve dahi “Eksik”de hissedilen Beyonce, Christina Aquilera ve benzerlerinin gırtlak oyunlarına özenmekten vazgeçebilirse, Elvan Günaydın’ın önceki ENBE albümü keşfi Aslı Güngör’den daha uzun ömürlü bir şöhret yakalaması şaşırtıcı olmaz. Ayrıca, şarkı yazmaya çabalamak yerine, şarkıcılığına yatırım yaparsa daha başarılı olabileceği de aşikar.
Bir de söylemeden geçemeyeceğim; ben olsam Ceceli’yi bir süre dinlendirir, gözden ırağa çekerdim. Buna ondan ziyade bizim ihtiyacımız var gibi görünüyor zira.
Ravi İncigöz’e gelince… İnternette hakkında yazılanlara bakılırsa Ravi İncigöz’ü hem Şahin Özer hem de Ferhat Göçer, sokakta gitar çalıp şarkı söylerken keşfetmiş. Ne kadarı doğru bilinmez (doğrusunu öğrenmek için kendisine ulaşmaya çalıştıysam da, nedense cevap alamadım) ama kendi albümünün hazırlıklarına devam eden Ravi İncigöz, şayet Ferhat Göçer’in programında izlediğimiz gibi şarkı söylüyorsa, albüm yapmakta acele etmemeli bence. Aksi takdirde albüm yaptıktan sonra karizmasını yitiren ilk besteci olmayacak çünkü.
Albümün üçüncü şarkısı yine bir düet. Geçtiğimiz yaz boyu konserlerinde Ajda Pekkan’ın sahnesine bu şarkıyla konuk olan Eren Sandal, söz ve müziğini de kendisine ait “Sev Beni”yle ilk kez bu albümde karşımıza çıkıyor. Aslında bu albümde başka bir Eren Sandal bestesi olacak, bu şarkı ise Ajda Pekkan’ın albümünde yer alacaktı ama Ajda’nın albümü ertelendi ve muhtemelen konserlerde şarkının aldığı reaksiyonun rüzgarı kesilmeden “Sev Beni” yayınlansın diye böyle bir değişikliğe gidildi. Şimdilik göründüğü kadarıyla Eren Sandal bir erkek pop yıldızının sahip olması gereken bütün niteliklere, hatta fazlasına sahip ki, o da ilk işinde Ajda Pekkan’la çalışmak gibi çok ama çok büyük bir şans yakalamış. Bu şansı iyi kullanırsa, arkasını getirebilirse adından epeyce söz ettirebilir.
Bu noktada Samsun Demir’in (DMC) yeni yetenekler keşfetmek ve onları lanse etmek konusundaki başarısını da alkışlamak gerekiyor. “Lanse etmek” tabirinin altını özellikle çizdim zira neresinden bakarsanız bakın aslında bu şarkının da tıpkı bir önceki şarkı gibi ENBE Orkestrası’yla hiçbir ilgisi yok. Ne çalmış, ne söylemiş, ne de düzenlemişler arasında orkestradan birileri var. Ama ENBE üst başlığında büyük büyük yıldızların ışığında adı sanı duyulmamışların göz önüne çıkarılması gayet akılcı bir pazarlama taktiği.
Devam Edecek...
Yavuz Hakan TOK, Aralık 2010, İstanbul/Hayat Müzik
Share this post

0 yorum Yeni Yorum Yap

 

Önemli Uyarı

Hayat Müzik Platformu 2006 yılında yayın hayatına başladı. Ahmet Erten’in editörlüğünde müzik sektörü ile buluşan blog, güncel albüm haberleri, değerlendirmeleri, röportajları ve konuk yazarları ile gündemin nabzını tutuyor.

Hayat Müzik Platformu'nda yayınlanan haberlerin ve röportajların izin alınmaksızın ve kaynak gösterilmeksizin yayınlanması yasaktır!

HAYAT MÜZİK (2006-2012)

HAYAT MÜZİK                                                            (2006-2012)
Kurucu/Editör Ahmet Erten İletişim: hayatmuzik@gmail.com

Magazin

© SADECE MÜZİK ! HAYAT MÜZİK!
Designed by GeCe